Orta yaş  kuşağını değişime ikna edemediler

Orta yaş kuşağını değişime ikna edemediler

Prof. Dr. Rüstem Erkan, Türkiye siyasal tarihinin sistem 24 Haziran seçim sonuçlarını ve siyasi partilerin performanslarını Tigris Haber’e değerlendirdi.

Dicle Üniversitesi Sosyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Rüstem Erkan, Türkiye siyasal tarihinin sistem açısından bir dönemdir rejim krizine dönüşen yönetim anlayışı düğümünde dönüm noktası olan 24 Haziran seçim sonuçlarını ve siyasi partilerin performanslarını Tigris Haber’e değerlendirdi.

 

Ali Abbas Yılmaz / Özel haber

24 Haziran seçim sonuçlarına göre tek kazananın Erdoğan olduğuna işaret eden Prof. Dr. Rüstem Erkan, CHP’yi ise ‘yüzyılın iyilik hareketi’ olarak tanımladı. Erkan, bu tanımlamasını ise “CHP, İYİ Partiye milletvekili desteği, Vatan Partisine imza desteği, HDP’ye oy desteği, Saadet Partisine ise listelerinde yer verdi ama bunun CHP’ye herhangi bir katkısı olmadı” şeklinde gerekçelendirdi.

24 Haziran seçimlerine tarihi bir önem atfediliyor, sizin bu konudaki değerlendirmeniz nedir?

Türkiye’de de dünyada da aslında her seçim önemlidir.  Tabii 24 Haziran seçimlerinin diğer seçimlerden daha önemli olduğu yönünde bir algı oluşturmanın nedeni bence şu; bu seçimin diğer seçimlerden farklı olarak her iki seçimin yani, Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimlerinin birlikte yapılmış olması ve diğeri de Türkiye’nin Cumhuriyet döneminden bu yana ilk kez yeni bir yönetim sistemi deniyor olmasıdır. Evet, sistem değişikliği 16 Nisan referandumu ile gerçekleşmişti ama yeni sistemin uygulanması ancak bu seçimler sonucunda gerçekleşmiş olacak. Dolayısıyla tarihsel süreç içerisinde baktığımızda bu seçimlerin önemli dönüm noktalarından biri olduğunu değerlendirebiliriz.

24 Haziran seçimleri geride kaldı ve sonuçlar üzerinden çeşitli analizler, değerlendirmeler yapılıyor. Sizce 24 Haziran seçim sonuçlarını nasıl okumak gerekiyor. Toplum siyasilere nasıl bir mesaj verdi?

Bence seçim sonuçlarında aslında birçok siyasi parti de bu sonuçları şaşırtıcı bulmuştur diye düşünüyorum. Yani, bence Sayın Cumhurbaşkanı da beklentisinin üzerinde bir oy aldı diye düşünüyorum. Aslında 2002 yılından beri baktığımız zaman AK Partinin en dezavantajlı olduğu bir anda seçime girdiğini görüyoruz. Yani, ekonomik olarak Türkiye’de 2002’den beri en olumsuz şartların yaşandığı bir dönemdi. Onun dışında yine, yeni sistemin denenmesi, ittifaklar vs. AK Parti alanda dezavantajlı bir konumda gibi görünüyordu. Ama buna rağmen yüzde 52.5 oranında bir oy almış olması bence hem şaşırtıcı hem de önemli bir başarıdır. Baştan söyleyeyim bu seçimlerin tek kazananı Erdoğan’dır. Diğerlerine baktığımız zaman hepsi için aslında çanların çalmakta olduğunu görüyoruz ve onların bu seçimde bir başarısı söz konusu değil. Zaten parti ile Sayın Erdoğan’ı da birbirinden ayırdığımız zaman gerek Türkiye genelinde gerekse de il il baktığımızda partisinden daha başarılı olduğu görülüyor. Tabii şöyle de bir şey var, 16 yıllık iktidardan sonra aslında herkeste bir değişim olabilme hissi vardı.

Ama bu uzun dönem iktidarın şöyle bir şeyi var, yani hem konuşulduğu gibi bir metal yorgunluğu hem de toplumda bir değişim isteği ortaya çıkabildiği fakat sosyolojik olarak pek de kimsenin görmediği bir şey daha ortaya çıkıyor, o da şudur ve burada aslında sonucu da belirlemektedir. Gençlik değişime daha eğilimli olabilir ama orta yaş kuşağında muhafazakârlık daha güçlüdür. Tabii burada muhafazakârlık dediğimiz şey; dinsel muhafazakârlık değildir.  Yani, orta kuşakta değişime karşı olma eğilimi daha yüksektir. Bütün insanlarda da bu böyledir ve uzun süre bir yerde yaşandığında yer değiştirme isteği bile daha azdır. Belli bir çevre oluşturduktan sonra çevreyi değiştirme, işini değiştirme vs. giderek zorlaşmakta ve tutuculuk eğilimi ortaya çıkmaktadır. Bu dünya ülkelerinin bir kısmında da ortaya çıktı. Örneğin Rusya’ya baktığımız zaman Putinsiz bir dönem düşünmek mümkün değil. Yani, kaç seçim yaparsanız yapın Rusya’da seçimi Putin kazanır. Çünkü Rusya’da artık toplumun geniş kesimi Putinsiz bir Rusya’yı düşünemez hale gelmiştir. Yine, Azerbaycan’da da Aliyevsiz bir seçim veya yönetim düşünülemez. Aliyev’in karşısında birinin kazanma şansı zor. Türkiye’de de 16 yıllık bir iktidara alışma döneminden sonra bence şu ortaya çıktı: Yeni, gelecek adayların ya da iktidarın yeni döneme ilişkin doğru dürüst bir proje ortaya koyamamalarından kaynaklanan bir durum oldu.

CHP'nin Cumhurbaşkanı adayı muharrem İnce'ye ilişkin neler söylemek istersiniz?

İnce’nin seçim sürecini gerek medyadan gerek diğer kanallardan takip ettiğim kadarıyla ilk yirmi günden sonra oy oranının yüzde 30’a geldiğini hissetmiştim. Bu yükseliş ise muhalefeti toparlamasından kaynaklı bir yükselişti. Daha sonra ise burada Sayın İnce’nin hataları büyük ölçüde aynı dil üzerinde seçimi götürmesidir. Yani, kendini sürekli tekrarladı ve değişimden sonra yeni sistemin nasıl olacağı konusunda bir netlik ortaya koyamadı. Az önce de vurguladığım gibi orta yaş kuşağının tutuculuğunu aşabilecek tarzda, yeni gelecek olan sistemin orta yaş kuşağının yaşamını değiştirecek nasıl bir sistem değişikliği olacağı konusunda bir söylem geliştiremedi. Bence yüzde 48’lerde olan Sayın Erdoğan’ın durumu son haftaya gelindiğinde yüzde 50’nin üzerine çıkmış oldu. Yani, o kritik yüzde 4’lük seçmen kitlesi mevcut düzenden, gelecekteki belirsizliktense mevcut iktidardan yana tavır alarak sonucu Erdoğan lehine birinci turda değiştirdi.

Bölgeye ilişkin olarak partilerin performanslarını nasıl buluyorsunuz?

Aslında bölgeyi değerlendirdiğimizde esasta burada iki partiyi, AK Parti ve HDP’yi değerlendirmiş oluyoruz. Tabii ilk olarak AK Partinin listelerine dönük olarak bir tepkinin var olduğu yönünde söylentiler vardı. Ama 2011 seçimlerinde de benzer bir durum yaşanmıştı. Hatta ben o zaman ulusal bir gazeteyle bir söyleşi yapmıştım ve ‘Siyaset aşiretleri yendi’ manşetiyle bu konu epeyce tartışılmıştı. Şimdi burada gerek AK Parti gerekse de HDP gücünü daha çok siyasetten alıyor. Dolayısıyla bu partilerin listelerinde öyle bölgede çok tanınan aşiretlerden şahsiyetler yok, önemli kanaat önderleri yok vs. nedeniyle oy kaybedeceklerini ben çok inandırıcı bulmamıştım. Bu 2005’lerden beri başlayan bir eğilimdir ve eskiden belli aileler üzerinden yürüyen siyasetin değiştiği görülüyordu. Fakat burada her iki partiyi de değerlendirdiğimiz zaman özellikle HDP’de 7 Haziran’a göre de 1 Kasım’a göre de bölgede ciddi bir oy kaybı var. Yani, bölgenin hiçbir ilinde ilçesinde geride kalan seçimlere kıyasla oy arttırmadığı görülüyor. Hepsinde de yüzde 10’lara varan bir oy kaybı var. Aslında bu durum da HDP’nin yeni bir çizgiye girdiğini gösteriyor. 24 Haziran seçimlerinde HDP gerek HDP’nin kendi siyasi aktörleri gerekse de seçmen tabanını değiştirme yönünde bir hamlede bulunmuş. Belki de HDP bölgedeki oy kaybını gördüğü için böyle bir yönelime girmiştir. Yani, geleneksel Kürt tabanı ile barajı aşamayacağını gören bir HDP farklı bir strateji izlemiş gibi görünüyor. Çünkü bu seçimde alınan yüzde 11’i aşan oyun yarısı yeni bir seçmen kitlesine ait gibi görünüyor. Bu kitle ise sol/ sosyalist oylardan oluşan bir kitle gibi görünüyor. Bakıyoruz, CHP’nin güçlü olduğu ilçelerde oy oranını arttırmış. Dolayısıyla bu HDP için yeni bir süreç ve HDP’nin bölge politikalarında bundan sonra da bugüne kadarki aynı dille gitmesi, yine hendek süreciyle ilgili politikasını da net olarak ortaya koymamış olması HDP’nin aleyhine gelişen bir süreç olduğunu gösteriyor. Ve HDP için de önemli ölçüde çanlar çalıyor. HDP’nin bundan sonra izleyeceği siyaset ya varlığını sürdürmesine neden olur ya da HDP bundan sonraki seçimlerde siyaset geliştiremez ve önemli bir şekilde etkisizleşmeye başlar diye düşünüyorum.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın partisinden fazla oy alması üzerine çeşitli yorumlar var, sizce durum nedir?

Zaten bugün ittifaktan kaynaklı bir durum var ve doğal bir şekilde MHP’nin oylarını da eklediğinizde aşağı yukarı oylar aynı düzeye geliyor. Yani, Cumhur ittifakı ile Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın oyları arasında pek ciddi bir fark yok.  Tabii burada en şaşırtıcı olan MHP’nin aldığı oy oranı ve 16 yıllık bir iktidardan sonra Cumhurbaşkanının aldığı oydur. Dolayısıyla buradaki başarı sadece Cumhurbaşkanı ve MHP’nin bir başarısı değil, sistemi ya da düzeni değiştirmek için yola çıkan liderler veya siyasi partilerin de bir başarısızlığı söz konusu. Yani, başarı sadece başaranın yeteneklerinden, gücünden kaynaklanmıyor; ona karşı siyaset geliştiren, bir iddia ortaya koyan partilerin, liderlerin de başarısızlığının bu başarıda bir etkisi var.

MHP’nin yükselişinin sırrı ne?

Aslında İYİ Partinin seçmen tabanı ile MHP’nin seçmen tabanı çok benzer değil. MHP’ni kuruluşundan beri geleneksel olarak oylarının yüksek olduğu illere baktığımızda İYİ Partinin çok ciddi bir oy oranına ulaştığı söylenemez. Dolayısıyla İYİ Parti yeni kentli ve belli bir ölçüde de CHP’li liberal seçmen, yani merkez sağ ve merkez sol partilerdeki liberal kitleye dönük bir politika geliştirdi ve oylarını da büyük ölçüde bu tabandan aldı. Ege bölgesi, Akdeniz bölgesi gibi Türkiye’nin kentli liberal kesimlerinden oluşan seçmen kitlesidir. Yani, o eski Anavatan ve Doğru yol partilerine oy veren seçmen kitlesi. Yani, kemikleşmiş MHP oylarından İYİ Partiye çok fazla oy gitmediğini görüyoruz. MHP oylarının içerisinde sanki şu var; hani AK Partinin listelerine bir tepki var diyoruz ya tam da bu tepkiyle AK Parti seçmeni kendi partisine oy vermemiş ama ittifak içerisinde yer alan MHP’ye oy vermiş gibi görünüyor. AK Partide bir rahatsızlık var ve yüzde 4 ila 6 arasındaki bu seçmen kitlesi yine Cumhur ittifakı içinde kalarak MHP’ye yönelmiş diye görebiliriz. Yani, kendi partisine tepkisini ifade ediyor ama genel paradigmanın, siyaset cephesinin de dışına çıkmıyor. Yani, Türkiye’nin yarısındaki bu muhafazakâr seçmen davranışı devam ediyor.

MHP’nin aynı zamanda bölge illerinde de oylarını arttırdığı gözleniyor, bunu nasıl okumak gerekiyor?

En önemli oy artışı Urfa’da görülüyor ve bir vekil de çıkardı. Aslında eskiden de MHP’nin Urfa’da milletvekilleri vardı. MHP’nin eskiden beri bölgedeki Arap halkı içerisinde, 80 öncesinden beri bir ağırlığı vardı. MHP’nin o seçmen kitlesinden yeniden oy aldığı görülüyor. Tabii bunun içerisinde kısmen de olsa Kürt oyları da vardır. Dolayısıyla artık Adıyaman, Urfa, Antep’te MHP’nin de bir etkisi var.

Seçim öncesi üzerinde çok konuşulan bir konu vardı, muhafazakâr Kürt seçmen AK Parti MHP ittifakından dolayı iktidar partisine tepki gösterecek diye ancak seçim sonuçlarıyla ortaya çıktı ki, bu herhangi bir şekilde seçmenin tercihinde bir değişiklik oluşturmadı. Peki, burada seçmenin tercihini belirleyen ne oldu ya da daha farklı bir açıdan yaklaşırsak bölgede AK Partiye oy veren seçmen kitlesinin sınıfsal konumu nedir?

Gerek Türkiye’de gerekse de bölgede siyaseti ne yazık ki, bizim gibi sosyologların bazı kavramlaştırmaları üzerinde okumaya çalışıyoruz. Bu kavramlaştırmaların çoğu batı kökenlidir. Dolayısıyla bölgede oluşturulan bir kavramsallaştırmayla muhafazakâr Kürt seçmenin AK Partiye oy verdiği ve diğerlerinin de HDP’ye oy verdiği söylendi. Yıllardır oluşturulan böyle bir ezber var ve bölge bunun üzerinden analiz edilmeye çalışılıyor. Bence bu doğru bir analiz değil. Bölgede AK Partinin oy oranının önemli bir kısmı muhafazakâr kitle diye adlandırılan kitlenin dışındaki seçmenlerden oluşuyor. Aslında bu hep eskiden beri böyleydi ve bölgede iktidar partilerinin Anavatan, Doğru Yol partisi gibi merkez sağda yer alan liberal partilerin bölgede bir oy desteği vardı. Şimdi o seçmen tabanı 2002’den beri de büyük ölçüde AK Partiye yönelmiş durumdadır. Bu kitlenin ise özelliği şu; yeni zenginleşen ya da zenginleşmek isteyen kitle. Bun büyük ölçüde Kürt orta sınıfı diyebiliriz. Yani, AK Partinin bölgedeki gücü Kürt orta sınıfından kaynaklanıyor. Muhafazakâr seçmen kitlesinin oy kullandığı bölgelere, mahallelere bakın çok ciddi fark yoktur. Keza HDP’nin oylarında da çok ciddi oranda muhafazakâr Kürt seçmen de var. Yani, AK Partinin seçmen tabanının muhafazakârlık üzerinden okunması çok doğru değil. Çünkü doğallığında yeni zenginleşen ya da zenginleşmek isteyen kesimlerin direkt devletle ilişkili olmak zorundadır. İş yapabilmesi, ihale alabilmesi, iş yeri açabilmesi için bu ilişki şart. Yine, kayyumlardan sonra yeni belediye sisteminde bu bağlılık daha da arttı. Burada şunu da belirteyim; 7 Haziran’da HDP’nin oy oranının bu kadar yüksek olmasından biri de yeni belediye yasasından kaynaklanmaktaydı. İl Genel Meclislerinin ortadan kaldırılıp, büyük şehir yasası ile kırsal kesimlere de belediyelerin hizmet götürmesi ve o dönem bölgedeki büyükşehir belediyelerinin de hepsinin HDP’de olması seçmen kitlesini ister istemez merkezi iktidardan çok yerel iktidarla ilişkili bir hale getirmişti. Yani, HDP’nin zirve yaptığı 7 Haziran seçimleri bir ölçüde şişirme bir oy oranıydı. HDP’nin gerçek tabanı bu değildi ve bu yükseliş belediye yasasından kaynaklanan bir durumdu. Zaten belediyelerin el değiştirmesiyle beraber o kitle büyük ölçüde yeniden eski partilerine döndü, yani iktidar partisine. İktidar partisinin de her dönem bölgede yüzde 30 40’lar civarında bir oy kitlesi olmuştur. Bu kitleyi de bugün için muhafazakâr Kürt diye açıklamanın bir anlamı yoktur. Bu kitleye muhafazakârlıktan çok liberal bir seçmen kitlesi denebilir.

HDP’ye gelirsek bu seçim de dahil bölgenin birçok ilinde yüzdelik olarak düşüşler yaşadığı görülüyor. Bölgede oyları düşen HDP’nin batıda ise oyları yükseliyor, bu durumu nasıl anlamak gerekiyor?

Evet, HDP büyük ölçüde İzmir ve İstanbul oylarıyla barajı aşmış gibi gözüküyor. İstanbul üzerinden baktığımızda HDP’nin yer yer 7 Haziran’ın da üzerine çıktığını görüyoruz. Tabii bunda HDP’nin iki seçimdir ‘baraj bıçak sırtında’ siyasetini iyi bir şekilde uygulamasının payı da var.  Dolayısıyla burada gerçekte HDP seçmeni olmayan ama mevcut iktidara muhalif olan ya da öfkeli olan geniş kitle büyük ölçüde HDP’ye yönelmiş oldu. Bir de HDP’nin büyükşehirdeki adaylarına baktığımız zaman özellikle Gezi’nin profiline uygun adaylarla seçmen karşısına çıktığını görüyoruz. Dolayısıyla muhalif sol kitleyi hem adaylar üzerinden hem uygulamış olduğu siyaset üzerinden HDP’ye yönelterek barajı aşmasını sağladı. İşte bu ortaya çıkan meclis yapısı ve değişen seçmen tabanın bundan sonra siyaseti nasıl uygulayacağını gözlemlemek gerekir. HDP, sadece Kürt sorunu üzerinden siyaset yapan bir parti mi olacak yoksa daha radikal sol bir partiye mi dönüşecek? Tabii burada da HDP geleneksel Kürt seçmen tabanını kaybetme riski de taşır. Şuan HDP bir ikilemde. Burada HDP tercihini nasıl yapacak ya da daha fazla kanatları açılabilen bir partiye mi dönüşecek bunu da ileriki zamanlarda gözlemlemek gerekir. Ama şunu herkesin görmesi gerekiyor, HDP’nin bölge dışında aldığı oylar daha yüksek oranda. Bu da Türkiye’de Kürt sorununun bölgesel bir sorun olmadığının bir Türkiye sorunu olduğunu gözler önüne seriyor. Dolayısıyla aslında bu toplumsal gerçeklik iyi kullanılırsa herkesin istediği eşit, özgür ve birlikte yaşama iradesini açığa çıkartmada bir manivela olabilir. HDP’nin bölgedeki en büyük hatası hendek meselesi süreci içerisinde etkisiz kalmasıydı. HDP hendekleri engelleyebilecek güçlü bir çıkışla bu atmosferi demokratik bir dönüşüme kapı aralayabilirdi. Yani, şehirlerdeki çatışmalara çok sert bir karşı çıkışla net bir politika uygulayamadı ya da bu yanıyla risk alamadı. Bunun da zararını bugün görüyor ve bölgedeki oy kaybının da bir etkeni budur. Çünkü hiçbir toplum kendinin, ailesinin güvenliğini sarsabilecek bir olayın içerisinde yer almaz. Kaldı ki, HDP’nin 7 Haziran’da oylarını yükseltmesinin önemli bir nedeni de daha çok barışçıl bir çözüme önayak olduğu izlenimi vermesiydi.

HDP’nin bölgedeki oylarının düşmesinde OHAL’in, taşınan sandıkların, Demirtaş’ın, milletvekillerinin, parti yöneticilerinin içeride olmasının etkisi nedir?

Bu düşüşte sandıkların taşınmasının çok ciddi bir etkisinin olduğunu sanmıyorum. Tabii sandıkların oy oranları ve sandıklardan nasıl bir tablonun çıktığını henüz somut olarak incelemedik. Tabii tüm bu saydıklarınızın hepsinin de HDP’nin oylarındaki düşüşte bir etkisi olabilir. Ama iyi bir siyasetle bunların hepsi de bir avantaja dönüştürülebilir. Yani, mağdur psikolojisinin avantaja dönüştürülmesi gibi. Tabii sonuçlar üzerinden baktığımızda bunun bir avantaja dönüştürülemediği de görülüyor. Bence HDP de dahil tüm partilerin bu başarısızlıkta parti politikalarını ve yöneticilerini gözden geçirmeleri gerekir.

HDP’ye ilişkin saydığınız tüm eksikliklere rağmen yine de bölgede HDP’ye ciddi bir seçmen desteği var. Peki, bunu nasıl okumak gerekiyor, seçmen neden ısrarla HDP diyor?

Tabii Diyarbakır gibi bir şehirde yüzde 65’in üzerinde bir oy almakta ciddi bir şey. Belli bir ölçüde yıllardır kendisini siyasetle özdeşleştirmiş bir kitle var ama artık HDP’ye de ne olursan ol, hangi politikayı yürütürsen yürüt, kimi gösterirsen göster ben senin arkandayım devri de kapanmış görünüyor. Çünkü bu ivme bir tersine döndüğü zaman gider. Birkaç seçimdir ne adaya ne politikaya itiraz edildi ve her ilde benzer oylar alamaya başladı. Ama bakıyoruz 7 Haziran’dan bu yana sürekli bir düşüş var. Bu düşüş de gösteriyor ki, artık bir dönem kapanmıştır. Tabii bu bir ölçüde artık HDP’nin partileştiğini de gösterir, çünkü bir parti kendi kuralları içerisinde eleştirilir. Adayı, politikaları tartışılır ve tartışılmalı da. Bundan sonraki süreçte HDP de yaşanacak olan tam da budur.

Türkiye’deki seçmen davranışları açısından baktığımızda oy verdikleri partilerin politikalarını benimsedikleri üzerinden bir destek tam anlamıyla söz konusu değil ama daha çok kendilerine karşıt olarak gördükleri partilerin işlerini zorlaştırmak için seçimlerde bir refleks gösterebiliyorlar. Bunu tüm partilerin seçmen kitlesinde görmek mümkün. Daha çok karşıtlar üzerinden bir konumlanma söz konusu oluyor.  Siz bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Evet, böyle bir seçmen davranışı var. Yani, kendini karşısındakine göre konumlandırıyor. Birinden nefret ediyor ve kendi sevdiğine değil de nefret ettiğinin karşısında durana oy vermeye çalışıyor. Bence Türkiye’de öyle partilere çok fazla seçmen bağlılığı yok. CHP yüzde 22 oy aldı diye bu seçmen kitlesinin yüzde 22’sinin de partisine tam olarak bağlıdır diye bir şey söz konusu değil. AK Parti için de bu böyledir, AK Partiye oy veren yüzde 42’lik bir kesimde en fazla yüzde 25’lik bir kesim partisine her koşulda bağlıdır. Diğer kısmı ise karşısına bakarak AK Partinin yanında konumlanıyor. Yani, Sayın İnce gelirse ne olur diyerek bir kısmı kendi partisine oy veriyor. Yine, bu durum HDP için de böyledir. HDP’nin karşısındaki partilerin dilini, söylemini, uyguladıkları politikalara bir tepki olsun diye partisine oy veriyor. Tabii HDP’nin belli bir ölçüde şöyle bir avantajı var;  yıllardır AK Parti ve HDP arasında bir oy geçişkenliği vardı ama batıda da CHP ile arasında oy geçişkenliği var. Bu oy geçişkenliğinde ise CHP’den HDP’ye doğru bir geçişkenlik var. Dolayısıyla HDP’nin barajı aşmasındaki oyun hepsi aslında CHP’nin oyu değildir. Hiçbir zaman CHP’ye de oy vermeyen, sandığa gitmeyen bir kitle bu. Aday profiline de baktığımızda çeşitli sol partilerin ya da grupların adayları. Tabii meclisteki çoğunluğu sağlama kaygısıyla CHP kitlesinden de HDP’ye bir oy geçişi oldu. Bu kaygı aynı zamanda CHP’nin aday belirleme profiline de yansıdı. CHP daha çok merkez sağdan oy alabilmek için adaylarını belirledi ve kendi solunu da HDP’ye bıraktı. Ama her şeye rağmen sonuçlar üzerinden baktığımızda seçimin gerçek kaybedeni de CHP oldu. CHP yüz yılın iyilik hareketi imajı çizdi ama bu bir partinin görüntüsünü, oy tabanını ve iktidar iddiasını zayıflatan şeyler oldu. Yani, Akşener’e milletvekili desteği sağlandığında bir Cumhurbaşkanlığı için ortak aday üzerinden mutabakata varılabilirdi. CHP, ittifak içinde ve dışındaki partilerin işini kolaylaştırdı ama bu ona yaramadı. Yani, CHP iyi bir düşünce ortaya koydu ama bunun planlamasını iyi yapamadı.

Saadet Partisinin durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz. Zira SP lideri Karamollaoğlu’nun söylemleri toplumda belli bir sempati ile karşılanıyordu ama bu seçim sonuçlarına pek yansımadı?

Doğru söylemek, beğenilmek ayrı ama Türkiye’de seçmen çok rasyonel davranıyor. Rasyonalitesi de hep kazanma üzerinedir. Seçmen kazanma şansı olmayan adaya yönelmiyor. Akşener için de bu böyle hatta ilk anketlerde Akşener’i yüzde 25’lere çıkaran anketler oldu. İlk başlarda Akşener bu oy oranlarında görülebilir anacak Muharrem İnce’nin öne çıkması ile Akşener’in tabanı boşalmış oldu. Dolayısıyla seçmen Karamollaoğlu’nun yüzde bir alması ile yüzde 4 alması arasında bir fark görmüyor. Aynı durum Demirtaş ile partisi arasında yaşandı. HDP’nin barajı aşmasını önemseyen seçmen Demirtaş’ın ikinci tura kalmayacağını bildiği için orada çok bir bağlılık göstermiyor. Türkiye’de hep kazanma ihtimali yüksek olanın etrafında bir kümelenme oluyor. 24 Haziran’da seçmenlerin Erdoğan ile İnce arasında kümelenmesi gibi. Ayrıca Türkiye’de seçim sonuçlarını belirleyen seçmenler mitinglere katılmayan seçmenlerdir. Yani, bir partiye çok fazla angaje olmamış seçmenler seçimin kaderini belirliyor.

CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce’nin kitlesel mitinglerinin AK Partinin politikalarından rahatsızlık duyan ve ondan uzaklaşma eğilimine giren kitleyi tekrardan AK Partide konsolide ettiğine dair değerlendirmeler var. Siz buna katılır mısınız?

Aynen öyle oldu. İnce’nin Maltepe mitingini yaptığında Erdoğan Bayrampaşa’da semt mitingleri yapıyordu. Diğer mitinglerinde ciddi kalabalıklar yoktu ama Maltepe mitingi ile eş zamana denk gelen semt mitinglerinden Esenyurt mitingi çok kalabalıktı. Dolayısıyla CHP başından beri cepheleştirmeyeceğiz, herkesten oy alacağız derken, Muharrem İnce’nin dili ise kendi kitlesini mobilize etmeye uygun bir dildi. Muharrem İnce belki bugünkü konjonktürde genel başkan olabilecek bir profil çiziyordu ama yüzde 30’u yüzde 51’e çıkarabilecek bir aday değildi.

Seçim süreci aynı zamanda ciddi bir ekonomik krizin ayak sesleri eşliğinde geçti, döviz, altın fiyatları aldı başını gitti, sokakta soğan patates fiyatları üzerinden ciddi bir enflasyon dalgası, işsizlik vs… tüm bu etkenlerin seçimlere etki edeceğine dair ciddi beklentiler vardı ama beklenenin aksine bir tablo çıktı?

Başta da vurguladım, AK Parti 16 yıllık iktidarında en olumsuz koşullarda seçime girdi. Dolar 5 TL’yi buldu, karşı olunan faizler yükseldi, enflasyon yüksek, işsizlik oranı arttı, büyümde istenilen düzey yakalanamadı. Dolayısıyla bir iktidar için en olumsuz koşullara rağmen bir seçimin kazanılması aynı zamanda liderliğin önemini de ortaya koymaktadır. Giderek artık bir lider kültü oluşuyor ve bunu da istediler bence; Türkiye Erdoğan’dır Erdoğan Türkiye’dir. Yani, Türkiye Erdoğan ile özdeşleştirildi. Erdoğan’a karşı söylenen her şey Türkiye’ye karşı söyleniyormuş gibi bir algı oluşuyor. Dolayısıyla Türkiye söz konusu olduğunda her şey teferruat oluyor ve geniş bir seçmen kitlesi etrafında birleşebiliyor. CHP bir türlü bunu aşamadı ve buna karşı bir dil geliştiremedi.

24 Haziran seçimlerinden sonra oluşan meclis aritmetiğinde AK Parti MHP’ye daha çok mecbur hale geldi…

Hayır, öyle çok da MHP’ye bağımlı bir AK Parti tablosu ortada yok. Çünkü mecliste yasalar geçtiğinde oturuma katılanların çoğunluğuyla sağlanıyor. Meclisin salt çoğunluğu çok kritik durumlarda bir araya gelir. Dolayısıyla MHP desteği olmadan da AK Parti mecliste yasaları rahat bir şekilde çıkartır. Zaten Cumhurbaşkanının kararname çıkarma yetkisi var. Meclisle Cumhurbaşkanlığı arasında 5 yıllık süre içinde ciddi bir sorun çıkmayacağı düşüncesindeyim.

Buradan şunu mu anlamak gerekiyor, Kürt sorununun çözümü konusunda AK Parti MHP’ye rağmen bir takım adımlar atabilir?

Burada lider isterse atılır ama ben 7 Haziran öncesindeki çözüm süreci benzeri bir adım hükümetten beklemiyorum. Ama her şeye rağmen yine de bir yumuşamayı da bekliyorum. Farklı kişiler üzerinden de olsa bir diyalog süreci yaşanacaktır diye düşünüyorum.

Yeni bir hükümet sistemi uygulamaya giriyor ve yeni olan henüz yerleşmemiş olan bir yönetim sisteminin önünde de ciddi bir ekonomik kriz, seçim harcamaları, vaatler vs. var. Sizce yeni hükümet sistemi bu sürecin üstesinden gelebilecek mi?

Tabii seçmene verilen vaatler hemen gerçekleşecek diye bir şey yok, muhtemelen bunlar beş yıla yayılacaktır. Zaten Türkiye’nin şuan ki reel durumu da bunu göstermektedir. Seçim öncesi süreçteki gibi dağıtma, bütçeden verme yerine vergilerin arttırılması, yeni zamlar vs. ile gelirler arttırılmaya çalışılacaktır. Kısa dönemde öyle ciddi bir üretim artışı, ihracat artışı beklenmeyeceğine göre gelir arttırıcı önlemlerin yeni zamlar ve yeni vergiler olacağı açıktır.

 

 

 

 

 

 

Etiketler :
HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.