1. YAZARLAR

  2. İnci Erdem

  3. Otorite ve Vicdan Çatışması: Milgram Deneyi
İnci Erdem

İnci Erdem

tigrishaber
Yazarın Tüm Yazıları >

Otorite ve Vicdan Çatışması: Milgram Deneyi

A+A-

İnsanlık tarihi boyunca yaşanmış birçok soykırım, vahşet var. İnsanların bir kısmı bu vahşetlerin mağdurları olurken bir kısmı da ya bu vahşeti yaşatanlar arasındaydı ya da bu vahşetin figüranları arasındaydı.

 Nazi savaş suçlusu Adolf Eichmann’ın yargılanmaya başlanmasından sonra psikolog Stanley Milgram bir deney yapmaya karar verdi.

Eichmann’ın aslında özel olarak Yahudi nefretine sahip olmadığı anlaşılması ve yaptığı onca zalimlikten suçluluk duygusu duymaması beraberinde birçok soruyu getirdi. Milgram’ın deneyine ilham veren sorular şunlardı:

‘Soykırımın sonuçları, Eichmann ve benzerleri tarafından da benimsenmekte miydi? Yoksa bu kişiler otoriteye boyun eğdikleri için mi soykırım yaptılar?’

‘Eichmann ve onun Yahudi soykırımındaki milyonlarca suç ortağı sadece emirleri takip ediyor olabilir miydi?’

 Deney içerisinde 3 kişi bulunmaktadır; denek, aktör ve araştırmacı. Araştırmacı emirleri veren tarafı, otoriteyi temsil etmektedir. Denek öğretmeni temsil etmektedir ve otoriteden gelen emirleri uygulayan konumundadır. Aktörler ise öğrenci rolündedir ve öğretmenden gelen uyarılara maruz kalan taraftır. Öğrenci konumunda olacak aktörlere, deneyi düzenleyen araştırmacılar tarafından deneklerin çeşitli meslek alanlarından ve çeşitli yaşlardan seçilmesine özen gösterildikten sonra deney içeriği bir bellek çalışması olarak aktarıldı. Söylenilene göre bu bir öğrenci-öğretmen ilişkisini temel alan ve öğrenci her yanlış cevap verdiğinde öğretmenin öğrencisine elektrik şoku vereceği bir deneydi. Her yanlış cevapta şok şiddeti biraz daha artacak ve öğrenci daha ağır bir şekilde cezalandırılacaktı. Deneklere, öğrencinin ve öğretmenin kurayla belirleneceği söylense de aslında öğrenci olarak gösterilen kişiler öncesinde ayarlanmış ve elektrik şoku aldığında rol yapması istenen oyunculardı.

Deney düzeneği için iki farklı oda oluşturulmuş ve bu odalar, otorite ve deneğin -sözde- öğrenciyi duyabilmelerini sağlayan fakat görmelerini engelleyen bir şekilde tasarlanmıştı. Oyuncular, deney başladıktan sonra denek tarafından görülmediği yalnızca sesinin duyulduğu odaya geçiyordu ve deney başlıyordu. Deneydeki gönüllüler deney öncesinde, doğru sonuca ulaşabilmek için sadist olup olmadıklarını doğrulayan birkaç teste tabi tutuldular ve test sonuçlarına göre hiçbir denek sadist değildi.

Denekler deney öncesinde elektrikli şok cihazını deniyorlardı böylece yapacakları şeyin ciddiyetini kavramaları bekleniyordu.

Deneyin bir sonraki aşamasında, öğrencilere sorular soruldu ve deneklerin yanlış her bir cevap için öğrencinin bedenine elektrik şoku vermesi istendi. Sistem her bir yanlış cevap için şok oranının 15V artması üzerine kurulmuştu ve bu bilgilendirme deneklere yapıldı.

Deney başladıktan bir süre sonra oyuncular yan odadan ses çıkarmamaya ve çığlık atmamaya başlıyorlardı. Bunun sonucunda bazı denekler öğrencinin durumunu soruyor ve ne halde olduğunu öğrenmek için deneye ara verilmesini istediklerini söylüyorlardı. Kimi denekler ise elektrik şoku 135V ‘u bulunca deneyin durdurulmasını talep ediyor ve deneyin amacını sorgulamaya başlıyorlardı fakat deney sonucunda herhangi bir problem yaşamayacaklarını, yükümlülük almayacaklarını anlayınca deneye devam etmeye gönüllü oluyorlardı.

Denek, eğer hedeflenenden daha kısa sürede deneyi durdurma isteğinde bulunursa gözlemci deneğe sırasıyla uyarılarda bulunuyordu. ”Lütfen soru-cevap işlemine devam ediniz. Devam etmeniz gerekiyor. Devam etmeniz kesinlikle çok önemli. Başka bir seçeneğe sahip değilsiniz, devam etmek zorundasınız.”

Milgram'ın ilk deney dizisinde katılımcıların % 65'inin (40 katılımcıdan 26'sının) deneydeki en yüksek gerilim olan 450 voltu, her ne kadar epey huzursuzluk hissetmiş olsalar da, uyguladıkları görüldü. Hepsi deneyin bir noktasında durup deneyi sorguladı, hatta bazıları kendilerine ödenen parayı geri vereceklerini söylediler. Katılımcılardan hiçbiri 300 volt seviyesinden önce şok uygulamaktan tereddütsüzce vazgeçmedi.

Milgram ulaştığı sonuçları 1974 tarihli makalesi "İtaatin Tehlikeleri"nde (İng.: The Perils of Obedience) özetledi:

‘’İtaatin hukuksal ve felsefesel açılardan devasa önemi bulunmaktadır, ancak bunlar çoğu insanın somut durumlarda nasıl davrandığı konusunda fazla bilgi vermez. Yale Üniversitesinde sıradan bir insanın sadece bir deney bilimcisinden aldığı emirle başka bir insana ne kadar acı çektireceğini ölçmek için basit bir deney düzenledim. Katılan deneklerin güçlü vicdani duyguları ile saf otoriteyi çeliştirdim ve kurbanların acı dolu çığlıklarının eşliğinde genellikle otorite kazandı. Yetişkin insanların, bir erk makamının komutası doğrultusunda her şeyi göze almakta gösterdikleri aşırı isteklilik, çalışmamızın acilen açıklama gerektiren en önemli bulgusudur.

Sadece görevlerini yapan, kendi başlarına vahşi işlere kalkışmayan sıradan insanlar, korkunç bir yok etme işleminin bir parçası olabilmekteler. Ek olarak, yaptıkları işin yıkıcı sonuçlarını apaçık görmelerine rağmen, temel ahlaki değerleriyle çelişen bu görevlerde pek az kişinin otoriteyi reddetme potansiyeli olduğu görüldü.’’

  

    Milgram’ın deneyi her ne kadar teknik olarak hiyerarşik bir emir-komuta işleyişini test etmeye yönelik olsa da, bunun günlük yaşamlarımızda izlerini çoğu zaman yaşarız. Hepimiz, yaşamımız boyunca otoriteye itaat etmemiz gerektiğine dair geliştirilen söylemlerle büyütülürüz. Dönemsel olarak otörlerimizin rolleri değişse de verilen mesaj çok nettir: senden istenileni hiçbir sorgulama yapmadan, yargılamadan sorumluluğunu bir üstüne delege ederek yapman gerekir. Anne-baba, okul, patron, toplumun kanaat önderleri…   Otorite bize nasıl düşünmemiz gerektiğini öğretiyor ve biz bu öğreti dışına çıkanları cezalandırma hakkını kazanmaya başlıyoruz.

   

   Milgram’ın deneyi insanlığın en büyük zaaflarından birine işaret etmektedir; insanlar kendilerine verilen emirleri, kendilerinden gerçekte ne istendiği ve itaat etmeleri durumunda diğer canlıların bundan nasıl etkileneceği üzerine düşünmeksizin yerine getirme eğilimi içerisindedirler. Günlük hayatta karşılaştığımız normal, sıradan diyebileceğimiz insanlar; bulundukları mevki, üzerilerindeki apoletler ve birbirlerinden aldıkları güç ile gözü dönmüş şiddet uygulayıcılarına dönüşebilmektedirler. Kendilerini, itaatkâr davranışlarından ve bu davranışlarının sonuçlarından sorumlu hissetmiyorlar; çünkü onların düşündükleri kendilerine verilen görevi yapma dürtüsü. Otoriteye, otoritenin gücüne saygı söz konusu ve onların ne yaptıklarına dair inançları tam. ‘Ne de olsa sorumluluk bana ait değil’ , ‘Emir kuluyum ben, ben olmasam da başkası yapacak’ dayanağıyla vicdan mahkemelerini manipüle etmektedirler.

Bu deneyin en etkin kısmı da; deneye katılmadan da empati kurma kendi karar sürecimizle yüzleşme fırsatı vermesidir.

Şimdi düşünün:

Bir insana 450 volt elektrik verebilir misiniz?

Peki, hiçbir sorumluluğunuzun olmayacağı bir durumda sırf erk(güç) istiyor diye bir insana 450 volt elektrik verir misiniz?

Bu deneye katılmadan önce denekler bu sorulara ‘hayır’ cevabını vermiş.

    Nurnberg mahkemelerinde nazi subaylarının savunmasında geçen bir kesit:

‘Ben sadece bana verilen emirleri yerine getirdim beni suçlayamazsınız.’

Eğer otorite vicdandan daha güçlüyse o zaman hangimiz kötü insan olmaz ki?

 

 

 

Bu yazı toplam 1848 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.