Sanat ve rant arasına sıkışmış çağdaşlık
Mümin Ağcakaya
TİGRİS HABER - Mardin’de düzenlenen; 7.Mardin Bienali- ‘Gök ve Zemin’ temalı kültürel etkinlikte sanatçılar eserlerini eski kent merkezinin dışında; Dara Antik Kenti, Deyrulzafaran Manastırı ve Kızıltepe’de sergilediler. Bienal’in organizasyonu ve esnafın yaklaşımları eleştirilere neden oldu. 7. Mardin Bienaline katılan sanatçı Özlem Atalay izlenimlerini Tigris Habere anlattı.

7. Mardin Bienalinde izleniminiz nasıl oldu?
Bir tarafta sırtınızı dayadığınız kadim bir kent, karşınızda Güneşin uçsuz bucaksız olduğu Mezopotamya’nın verimli ovası, ipek bir çarşaf gibi önünüzde serili. Geriye dönüp kentin sokaklarında yürümeye başladığınızda dokunduğunuz, yanından geçtiğiniz her taşın tarihten bir sayfa gibi. Binlerce yıl gerilere gidip tekrar geliyorsun. Yani kentteki tarihsel yapılar geçmişle günümüz arasında bir köprü gibi. İnsan kendini zaman tüneline girmiş gibi hissediyor.

Eski bir taş konağın avlusunda, yerel bir çocukla yan yana durup aynı çağdaş sanat eserine bakarsınız. İşte o an, sanatın birleştirici, sınırları eriten gücüne inanmak istersiniz; oracıkta sessiz samimi bir köprüler kuran bir bağ olduğunu hissedersiniz, zaman durmuş gibidir.

Tarihle yüzleşmek nasıl bir duygu?
Binbir Gece Masallarında yaşıyor gibisin. Tarih kitaplarını okurken ya da bir dengbejden destanları dinlerken nasıl seni senden alıp kendi dünyasına götürüyorsa, buradaki tarihi mekânları gezerken o anlatılan destanları ve okuduklarını yaşıyorsun.

Bir “ alımlayıcı” olarak buraya gelişiniz, sergi salonunun kapısını aralamaktan çok farklıdır. O karanlık abbaraların ya da kabaltıların (altından insanların geçmesine imkân veren kemerli yapılar) altından geçip gün ışığına çıkarken, taşın kendi hafızası ve yaşanmışlıklarıyla da yüzleşmek istiyorsunuz. Bu; mekânın aurasıyla kurulan, bilimsel ve felsefi bir iz sürme hikâyesidir artık…

Çünkü bu şehirde sanat, galeri duvarlarının yapay ışıklarına ihtiyaç duymaz; o, zaten evlerin avlularında, çocukların gülüşlerinde, kadınların gözlerindeki derinlikte gizlidir.

Masalın büyüsünü, pazarın acımasız dişlileri bozuyor
Bu büyülü ortamı neler bozuyor?
Ancak bu masalsı rüya, sokağın köşesini döndüğünüz an, kurumsal ve agresif bir kapitalist kuşatmayla aniden bölünüyor. Bir gecede uçup giden oda fiyatları, menülere eklenen o acımasız sıfırlar, ulaşım sektörünün çıkarcı tutumu ve sanata değil de sadece ranta odaklanmış esnaf kalabalığı, alımlayıcının o saf estetik yolculuğuna indirilen ağır bir darbe oluyor.

Sanatseverler, Mezopotamya’ nın o kadim misafirperverliğini ve samimiyetini ararken; kendini çoktan bir tüketim çarkının, ticarileşen bir panayırın ortasında buluyor.
Organizasyonda nasıl sıkıntılar yaşandı?
Bienalde, organizasyonda yaşanan kopukluklar ve şehirde kontrolsüz şekilde saçılan ve “eklemlenme” çabasıyla açılmış “paralel sergiler” alımlayıcının zihninde tam bir parçalanma yarattı.
Mardin ‘ deki organizasyonda şehrin üzerine estetikten uzak, gelişigüzel saçılan, nereye ve neye ait olduğu belli olmayan eş zamanlı sergiler, o masalsı bütünlüğü paramparça etti.
Sanatseverleri büyüleyici bir rüyanın içindeyken kendisini aniden kuramsal bir kopukluğun ortasında bulmasına neden oldu.
Bir sergi mekânından diğerine geçerken rehberlik eksikliğiyle yönünü kaybeden, koordinasyonsuzluk içinde savrulan izleyici, eserin derinliğine dalmak isterken; sürekli teknik ve fiziksel engellerle boğuşmak zorunda kaldı.
Ancak sergi alanının kapısından dışarıya, o masalsı sokaklara adım attığınız an gerçekliğin soğuk rüzgârı yüzünüze yeniden bir tokat gibi çarptığını hissediyorsunuz. Bienalin yarattığı o yapay ve fahiş ekonomik dalga, yerel halk ile dışarıdan gelen izleyici arasındaki sanatsal bağı önemli ölçüde zedeledi.
Bienal buranın insanına ses olmak, onların hikâyesini dünyaya taşımak esas olması gerekirken; buralı taklidi yapan fırsatçılar yüzünden kabul edilemez bir durum yarattı. Şehir hala masalsı ama bu masalın üzerine gölge düşürdüler.
Bu istenmeyen yaşananlardan sonra ne söylemek istersiniz?
Dileğimiz ve temennimiz, Mardin Bienali’nin önümüzdeki yıllarda küresel sanat piyasasının bencil ve hoyrat kurallarına teslim olmak yerine, kendi köklerinden güç alarak evrilmesidir. Şehri dev bir elitistin dekor gibi kullanmaktan vazgeçerek yerel halkı, çocukları, gençleri sergilerin sadece izleyicisi değil, bizzat yaratıcısı ve ortak karar alan alıcısı yapan modele dönüştürmesidir. Lojistik karmaşanın yerini samimi bir koordinasyonun, fahiş fiyat dayatmalarının yerini ise, Mezopotamya’nın o kadim misafirperverliğinin öne çıktığı bir Mardin Bienali olmalıdır. Daha profesyonel düzenlemeler Mardin gibi kentleri sadece Türkiye’nin değil, dünyanın en ilham verici sanat merkezlerine dönüştürebilir.




Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.