Müzikolog Veysi Varlı açıkladı: 4 bin 971 Kürtçe şarkı Türkçeleştirildi pic.twitter.com/3BUVSUSp54
— Tigris Haber (@TigrisHaber) October 19, 2026
TİGRİS HABER - Müzikolog Veysi Varlı, araştırmaları kapsamında 28 bin şarkıyı incelediğini, bunlardan 4 bin 971 Kürtçe şarkının Türkçeleştirildiğini tespit ettiğini belirtti.
Sümerlerden günümüze Kürt müziğinin matematiği ve fiziği üzerine yürüttüğü çalışmayı ise yeterli imkânların bulunmaması ve kültür kurumlarının akademik çalışmalara yeterince ilgi göstermemesi nedeniyle durdurduğunu aktardı.
Diyarbakır’ın Sur ilçesinden olan Veysi Varlı, 1975’te Kürtçe müziğe başladı. 1977’de Dilgeş ve Brader ile Dengê Şoreş grubunda yer alan Varlı, bugüne kadar 100’den fazla şarkı sözü yazdı. 1988’den sonra şarkı söylemeyi bırakarak “Kürt müziği nedir?” sorusu üzerinden araştırmalar yürütmeye başladı.
Mezopotamya Ajansı'ndan Azad Altay ve Berivan Altan'a konuşan Varlı'nın röportajından bazı bölümler şöyle:
*Kürtçe eserlerin Türkçeleştirilmesi konusu önemli. Siz de bu yönlü bir çalışma yürüttüğünüzü söylediniz. Kürtçe müziğin hafızasına ciddi bir hasar bırakan bu duruma dair ne gibi sonuçlara ulaştınız?
28 bin şarkıyı önüme koydum. Bunlardan 4 bin 971 Kürtçe şarkının Türkçeleştirildiğini tespit ettim.
*Büyük bir rakam...
Büyük bir rakam. Ancak benim ömrüm bin yıl da olsa bunların hepsinin notalarını yazamam, sözlerini deşifre edemem ve bir kaynakçaya dönüştüremem. Kültür kurumlarımızın yönetimlerine, kime dediysem kulağını kapattı. Kimse duymadı, kulak vermedi. Çünkü akademik bir çalışma, sahne üzerindeki bir çalışma değil.
*Çalışmanın ayrıntılarını paylaşmak ister misiniz? Nasıl bir sistemle bu kadar şarkı Türkçeleştirilmiş?
Ziya Gökalp 1913'de söylüyor: "Darülelhan kurun, memlekette duyulmamış çok şarkı var, onları toplamaya gidelim." Konservatuar kuruluyor. Béla Bartók, Donozotti gibi birkaç kişi Avrupa'dan getiriliyor. Muzaffer Sarısözen, Halil Bedi Yönetken, Nida Tüfekçi gibi onlarca insan.. 1970'e kadar Kürdistan coğrafyasını geziyorlar. Antep'de 260 şarkıyı tek seferde topluyorlar. Amed'e (Diyarbakır) 600'e yakın şarkıyı tek seferde götürüyorlar. Bunu kim yapmış? Yine Kürt. Ayşe Şan 26 Kürtçe şarkıyı Türkçeleştirmiş. Celal Güzelses; buradan 100 metre ötede bir konak var. M. Arif Cizirî ve Hesen Cizîrî ile 6 ay birlikte kalıyorlar. Arif Cizîrî ve Hesen Cizîrî'nin şarkılarını Türkçeye çeviriyor. Arif Cizirî ve Hesen Cizirî de onunla birlikte, anı olarak 3 Türkçeleştirilen şarkıyı Türkçe söylüyor. Bunun (Güzelses) gibi yüzlerce kişi Kürdistan'da gezip, Kürt'ün ağzından alıp Türkçeleştirmişler. Kültür Bakanlığı arşivi ve TRT arşivinde kaydedilmişler. Bugün hepsinin tarihi var. Ne zaman söylenmişler, notaları ne zaman yazılmış, toplandıkları vakitler...
*Türkçe şarkılar olarak mı kaydedilmişler?
Mahmut Hamidanoğlu, Siverekli. O ve Ayşe Şan "Aydıl Dilo Dilo lo" şarkısını Türkçe söylemişler. Onlar adına kayıtlı. Yine "Aydıl dıl", "Mardin kapı şen olur", "Ben de gidem paytakta"... Bunun gibi yüzlerce şarkı Kürtlerden alınıp Türkçeleştirilmiş. Bununla da yetinmemişler; Başur'da Kerkük Türküleri adı altında 86 şarkıyı getirip, onları da Türkçeleştirilmişler. Hesen Zîrek'in de şarkıları Türkçeleştirilmiş. Onlar işlerini yapmış, rol ve misyonlarını oynamışlar. Ancak biz işimizi yapmıyoruz.
*Tüm bu söylediklerinizi göz önünde bulundurduğumuzda, bunlara karşı ne yapmalı?
Sahne aşamasına gelmeden önce kökümüze dönelim. Kökümüzü düzeltelim, onu kaynak haline getirelim. Kökümüzü araştıralım. O köke göre döneme yanıt olalım. Dönemi taklit etmeyelim. Bir gülün var ve koku vermiyorlar olabilir. Rengi de güzel olmayabilir. Ancak iyi bir bahçıvan o güle ne yapar; aşılar, toprağını yeniler, temiz bir su verir. O vakit o gülün rengi de açılır, kokusu da olur. O zaman herkes onu sever. Bizim de bahçıvan olup, o gülü güçlendirmemiz gerekir. Kendi köklerimize dönmeliyiz. Kurumlarımız artık sahneyi bırakmalı. Sahne üzerinde binlerce kişi var. Bilgi bizim dermanımız. Bilge olalım, kökümüz üzerinden o bilgeliğimizi kabul ettirelim. Bunun içinde eğitim ve kültür kurumlarımızda, en alt basamaktan en üst seviyeye kadar ortak bir müfredat ve bütünlüklü bir eğitim anlayışı benimsenmelidir. Bu müfredatı hayata geçirecek olanlar ise alanında yetkin, donanımlı ve sorumluluk sahibi eğitmenler olmalıdır. Aksi hâlde kurumun adı ilkokul, lise, konservatuvar ya da akademi olsun, eğitim kişisel bilgi ve yorumların sınırını aşamayacak; özgün bir kültür ve sanat anlayışı geliştirmek yerine, başkalarını taklit etmekten öteye gidemeyecektir.
Kürt sanatçılar kendi bahçelerine sahip çıkmalı. Kürt müziğini dünyaya kabul ettirmek için, "biz buyuz" demek için. Kürt kültürüne bahçıvanlık yapanlar, o gülü koklamak ve koklatmak istiyorsa, o güle sahip çıkmalı, iyi bir bahçıvanlık yapmalı. O kendi gülünü bilgece büyütmeli ve aşılamalı ki o gül büyüsün ve güzelliğiyle kokulu bir güle dönüşsün. İşimizi taklitle değil, bilgece kendi kökümüz üzerinden yapmalıyız. Kendi kültürümüze sahip çıkmalıyız.(MA)