Dünya artık şunu açıkça konuşmak zorunda. Uluslararası hukuk fiilen çökmüştür. Yerine geçen şey ise güç, zor ve çıplak çıkar siyasetidir.
Gerçi birçok ülke bunu bilse de açık bir şekilde dile getiremiyor.
Avrupa Ülkeleri ise içine düştükleri aciz durumdan kurtulmak için zaman kazanma derdine düşmüş durumda. Gelinen noktada Avrupa Birliği ülkeleri de askeri harcamalarını ciddi bir şekilde artırma yoluna gitmeye başlayacaktır.
ABD’nin Venezuela Devlet Başkanı Maduro’ya yönelik operasyonu, İran’da yaşanan gelişmelerle birlikte okunduğunda birbirinden bağımsız olaylar değildir. Bunlar, yenidünya düzeninin değil; düzensizliğin habercisidir. Gücü olanın haklı sayıldığı, hukukun ise yalnızca güçlülerin işine geldiği ölçüde hatırlandığı bir döneme girdik.
Daha önceki yazılarımda da belirttiğim gibi Trump tamamen tüccar mantığı ile dünyayı kendi çıkarları doğrultusunda yönetmeye başladı. Daha on iki ayı dolmasına rağmen tam on iki ülkeye doğrudan ya da dolaylı müdahalede bulunmuş durumda.
İran’da son dönemde yaşananlar bu tablonun Orta Doğu’daki yansımasıdır. Ekonomik kriz, toplumsal hoşnutsuzluk ve rejim baskısı elbette İran’ın iç meseleleridir. Ancak bu iç krizlerin, ABD ve İsrail tarafından jeopolitik fırsata çevrilmeye çalışıldığı da inkâr edilemez. Tahran yönetiminin sürekli olarak Washington ve Tel Aviv’i işaret etmesi, sadece propaganda refleksi değildir; bölgede yaşanan güç mücadelesinin doğal sonucudur.
İsrail uzun süredir İran’ı varoluşsal tehdit olarak görüyor. ABD ise İran’ı kontrol edilemeyen bir aktör olarak dengelemek istiyor. Bu iki çıkar birleştiğinde, bölge barışı ikinci plana itiliyor. Sonuç: Sürekli yaptırım, sürekli tehdit ve her an patlamaya hazır bir savaş atmosferi.
Asıl tehlike burada başlıyor. Eğer uluslararası hukuk askıya alınırsa, bunun bir sınırı olmaz. Yarın ABD daha doğrusu Trump kime saldıracak. Diğer ülkeler eli kolu bağlı sıranın kendisine mi gelmesini bekleyecek?
Bugün Venezuela’da “meşru” görülen müdahale, şimdi İran üzerinde oynanan oyunlar.
Tüm bunlara ses çıkarılmadığı müddetçe yarın Çin’in Tayvan’a yönelik hamleleri ile Rusya’nın Ukrayna üzerindeki hedefleri de aynı mantıkla meşrulaştırılacaktır.
Çünkü hukuk yoksa herkes kendi hukukunu yazar. Peki, zikrettiğim gibi sıra kimde?
ABD’nin uzun zamandır dillendirdiği Grönland meselesini de unutmamak gerekiyor. Trump doktrini denilebilecek bu anlayış dünyanın sonunu hazırlamak üzere. Küçük ve orta ölçekli ülkeler için bu düzen, tam anlamıyla bir felakettir. Zira hukuk, esasen güçlüleri sınırlamak için vardı. Güçlü sınırsız hâle gelirse, geriye yalnızca korku kalacaktır. Bu da mutlak esareti ya da yeniden mandacılığı getirecektir.
ABD ve İsrail’in güvenlik ve çıkar politikaları, bugün yalnızca kendi bölgelerini değil, tüm küresel sistemi ateşe atıyor. İran’da bir kıvılcım, Orta Doğu’yu; Orta Doğu’daki bir savaş ise küresel dengeleri sarsacak güçtedir.
Birileri ya Trump’a bazı gerçekleri göstermek zorunda kalacak ya da Trump bu anlayışla dünyayı bir felakete sürükleyecektir. Bakalım süreç neyi gösterecek!!!