Ahhh…Diyarbakır…

Av. Güler Koçyiğit

 

Güler KOÇYİĞİT

Bayılıyorum bu şehirde yağmurdan sonra yürümeye… Yağmurla yıkanan gümüş renkli kaldırımlarda. Yağmur şehrin tozunu almış, her taraf pırıl pırıl… Toprak kokmasa da hava mis, çekiyorum ciğerlerime bol bol bayram etsin diye…

Üstelik sadece ben değilim bu havayı değerlendiren, onlarca insan var yan yana, kol kola yürüyen… Yaşlı bir çift dikkatimi çekiyor, öyle huzurla yürüyorlar ki… On adımda bir duruyorlar ama o anlarda da birbirlerinin gözlerinin içine bakarak sohbet ediyorlar ilk günkü aşkla… Küçük çocuklarını evin bir odasından başka bir odaya çıkarmaktan çekinen anne babaların aksine genç bir çift de bebek arabalarını zorlanmadan sürüyorlar… Kaldırımlar o kadar güzel yapılmış ki, üşenmiyor insan yürümekten. Taşların altına birikmiş suyun her an üzerinize sıçrayabileceği kaygısı yok. Yorulanlar azıcık soluklanmak için yol kenarlarındaki banklara oturuyor… Kim demiş bu şehirde bisiklet sürme alışkanlığı yok diye, kaskları başlarında bisiklet süren bir grup genç geçiyor yanımızdan…  Eskidendi o, yol yoktu o zamanlar… Ama şehrin gelişmesiyle birlikte yeni yerleşim yerlerine yol yapılırken bu da düşünüldü…

Gerek ana arterler de gerekse şehir içi yollarda yapılan yeni düzenlemelerde o eksiklikte giderildi… Okula bile bisikletle gelen öğrencilerimin sayısı arttı, “ Hocam atın şu arabayı, bisiklete binmek daha güzel daha sağlıklı ”diye beni bile ikna etmeye çalışıyorlar.

Engellilerin kendi engelleri dışındaki engeller kaldırıldı. Kaldırımların iniş çıkışları olması gerektiği gibi artık. Tanrım; bir engelli arabasını en az üç-dört kişinin kaldırıma çıkarmaya çalıştığını görmüştür bu gözlerim… Şimdi, bırakın iniş çıkışları, görme ve ortopedik engelliler için düşünülen sarı bantlı çizgilerin olmadığı tek karış kaldırım bile kalmadı…

Altyapı yetersizdi demenin yetersiz kaldığı günlerden, atık su, pis su, yağmur suyu giderlerinin yapıldığı günlere. O yüzden tek damla su birikmiyor artık cadde ve sokaklarda…

 Akıp gidiyor ne varsa.  Yağmura rağmen hızını kesmeyen, su birikintisine dikkat etmeyip,  kaldırımdaki vatandaşı, yanındaki arabayı düşünmeden suyu daha fazla nasıl yükseğe sıçratabilirim diye düşünen şoförlerde yok artık… Kendilerine ait olsa bile araba kullanmanın dikkat ve kural gerektirdiğini biliyorlar . Sinyalizasyon sorunu yok, tüm ışıklar güneş enerjisi panelleriyle çalışıyor... Teknolojiyi kullanmak cidden hayatı kolaylaştırıyor. Hep söylüyorum, insanlara kaliteyi sunar, standardı yakalarsanız eğer bir süre sonra insanlarda da bunu gerçekleştirirsiniz.

Ana yollar, ara yollar, bağlantı yolları, kavşaklar, dönüşler, geçişler, mühendislikte hata payının sıfır olacağını gösterecek şekilde yeniden yapıldı. Şehir geniş ve düz diye,  iki helikopterin aynı anda iniş kalkış yapacağı kavşaklar yeniden elden geçirildi ve makul ölçülere çekildi. Neydi o öyle Allahım !!! Yolu tamamen kaplayan kavşaklar yüzünden geçişte yol tek şeride iniyordu… Geçişleri ve trafiği rahatlatmak için yapılan kavşaklar, tam tersi trafiğin sıkışmasına sebep oluyordu.

Asfaltlar da mevsimlik değil artık, ne kadar yağmur yağarsa yağsın uzun yıllar götürür bizi.

Elektrik, telefon hizmetleri de tamamen yeraltına gömüldü… Ortada tek karış tel ya da kablo görmüyorum artık. Farkında değildik belki ama çok fazla görüntü kirliliği yaratıyordu. Artık sokak lambaları bile son derece estetik…

Beni çok sevindiren diğer bir şey  de ; Arıza ve tamir işleri aylarca yıllarca sürmüyor artık. Bütün bu çalışmalar yapılırken, şehrin üretim, hizmet ve yönetim alanında etkili olan kurumları koordineli ve planlı çalışmaları gerektiğini öğrendiler. Birinin yaptığını diğeri bozmuyor, yapılması gereken birlikte düşünülüp birlikte yürütülüyor. Değişen ve gelişen dünya koşulları şehirlerin yönetiminin de hızlı, standart, güvenli, nihayet verimli kılmayı zorunluluk haline getirdi. Bu zorunluluğun karşılığı şüphesiz ki iyi bir otomasyon ağı… Bu başarıyı bu kadar kısa sürede yakalamaları otomasyon sayesinde oldu…

 

Tamam tamam , daha fazla uzatmayayım artık bu fantazimi… Böyle bir şehirde yaşamayı istiyorum ben, o yüzden yazdım. İnsanı önemseyen ve değer veren dolayısıyla insana hizmet etmenin sınırlarını zorlayan kişilerin yönettiği bir şehirde … Çok şey mi istiyorum acep ?..

Yukarda yazdıklarım Diyarbakır da bu şehre hizmet üretmesi gereken bütün kurumların şimdiki kent yönetimi anlayışı ve çalışma düzeni yüzünden ne yazık ki hayal olarak kalmaya devam edecek gibi görünüyor maalesef.

Niye mi ?..

Öyle bir kaygıları ve düşünceleri yok çünkü. Yoksa olurdu, niye olmasın. İmkansız mı, zor mu ?

Değil… İnsanı önemsemeleri ve hizmet üretme konusunda samimi olmaları gerekiyor o kadar.

Örnekleri var, canla başla yapanlar var.

Lafı uzatmadan ve benim bu yazımı yazmama sebep olan tek bir örnek vereceğim. Elazığ Caddesi üzerinde,  Eski köy hizmetleri, şimdiler de İl Yatırım izleme ve Koordinasyon Başkanlığı ’nın önünden başlayıp, yaklaşık 5 km lik  mesafe süren çift taraflı yolun tek tarafında Temmuz ayından beri başlayan asfaltlama işlemi hala bitirilemedi. Uzun günler, güzel günler geride bırakıldı, günlerce tek işçi çalışmadan zaman geçiştirildi. Stop halinde iş makineleri bekledi günlerce ama hepi topu 5 km. olan yol bitirilemedi. Çok yoğun bir güzergâh olmasına, üzerinde Süleyman Demirel Kampüsü (10 tane okul) ve şehrin en kapsamlı ve en büyük spor salonu bulunmasına rağmen hala bitirilemedi. Okullar açılacak diye apar topar asfaltı döküldü ama okulların bağlantı yolları yapılmadı. Toprak yığını günlerdir duruyor. İki günlük işin aylarca sürmesi acaba sadece bizim bu şehre ait bir özellik mi ?.. Ya da bu koordinasyonsuzluk, düzensizlik, vatandaşı önemsememe mi yoksa… ?

Ayıptır, yazıktır ? Bu mudur bize reva gördüğünüz ?.. Utanır insan ya ?..

Onlarca okul servisi, yüzlerce öğrenci ve öğretmen her gün giriş çıkış saatlerinde yaşanan onca sıkıntı … Yağmurlar başladı, çamur deryasına dönecek şimdi orası  ve ulaşım çok daha zor olacak… Bu mudur yani ?..

Ne bekliyor yetkililer, işi yapılmasını ihale eden kurum, üstlenen firma şirket … Ne bekliyorsunuz ?

İlla bir kaza olmasını ve birilerinin ölmesini mi ? Geçen yıl aynı yol üzerinde 12. Sınıf öğrencisi bir kız çocuğu ölmüştü , o yetmedi mi ? Başka kurbanlar mı bekliyorsunuz, nedir beklediğiniz ?

Bir söyleseniz de herkes anlasa…

 

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.