ardından 3 HDP'linin katledilmesinin "iç savaşın provası" olduğunu belirten Diyarbakır Barosu eski başkanı Mehmet Emin Aktar, Kürdistan'da sürekli çatışmalı bir ortamın olması durumunda ise halkın kendi öz savunmasını devreye koyacağına dikkat çekti.
Diyarbakır'da HDP mitingine dönük gerçekleştirilen bombalı saldırı ve 7 Haziran genel seçimlerinin hemen ardından Yeni İHYA-DER Başkanı Aytaç Baran'ın Yenişehir ilçesi Şehitlik semtinde bulunan dernek binasının önünde öldürülmesi ve ardından 3 HDP'linin katledilmesinin perde arkasını ve hedeflerini, Diyarbakır Barosu eski başkanı Av. Mehmet Emin Aktar değerlendirdi.
Aktar, yaşanan olaylarla Kürdistan'da bir iç savaşın başlatılmak istendiğine dikkat çekti. Seçim atmosferini ve seçim süreci boyunca HDP'ye yönelik saldırıları hatırlatan Aktar, "Seçimler önemli mücadele alanlarından biri. Çözüm sürecine ilişkin tutum ve özellikle Cumhurbaşkanı'nın takındığı dil, AKP'ye oy veren önemli bir Kürt kitlesinin HDP'ye kaymasını sağladı. Tam da böyle bir ortamda seçime giderken, 30 yıllık savaşın toplumda oluşturduğu belli refleksler var. Toplumdaki bu refleksleri harekete geçirmek için HDP tabanını şiddet ortamına çekmeye çalıştılar. Bunu yapmak içinde Diyadin'deki olay, HDP bürolarına saldırılar, linç girişimleri, Mersin ve Adana'daki bombalı saldırılar, Bingöl'de Hamdullah Öge isimli insanımızın hunharca katledilmesi, Erzurum'da HDP seçim aracında şoförün yakılmaya çalışılması ve en son Diyarbakır'daki bombalı saldırılar, aslında HDP tabanını, siyaset yürüten aktörlerin çok önemli bir şekilde kararlı duruşları ile şiddet zeminine çekilemedi. Seçim bitti ama oyunlar bitmedi, demek ki o zaman bir kaos planı var. Hükümetten mi kaynaklı, evet biliyoruz ki büyük oranda hükümet bundan sorumlu. İhya-Der başkanının öldürülmesi ve hemen sonrasında HDP'ye oy veren 4 kişinin katledilmesi bir iç savaşın provasıydı" diye değerlendirdi.
'Planlı bir olaydı'
Aktar, HDP'ye yönelik gerçekleştirilen saldırıları ve seçimin hemen ardından Şehitlik semtinde İhya-Der Başkanı Aytaç Baran'ın öldürülmesi ve ardından 3 HDP'linin Hizbullah üyeleri tarafından katledilmesinin planlı bir olay olduğunu söyleyerek, "Birilerinin bunda aracı olarak kullanıldığı çok açık olduğundan bunu kamuoyuna deşifre etmek, araç olarak kullanılanların da araç olarak kullanılmaktan vazgeçmesi gerekiyor" ifadesini kullandı.
Seçimlerin yaklaşması ile emniyet tarafından hem HDP'lilere, hem de diğer farklı çevrelere "tehdit" mesajı şeklinde yapılan "tebligatlara" da değinen Aktar, "Bunların bir kısmı gerçekten ciddi duyum da olabilir. Yani emniyet birimleri bu tür istihbaratlar almış da olabilir. Ama siz bu istihbaratı aldıysanız sizin göreviniz aslında önleyici kolluk görevi yapmak, bu yönlü saldırıyı önlemek. Peki, buna yönelik bir çaba var mı bu insanlar için? Hayır, sadece günde birkaç kez arandıklarını bir gelişme olup olmadığını emniyet tarafından kendilerine sunulduğunu söylüyorlar. Emniyetin yapması gereken, kolluk biriminin yapması gereken o zaman bu konuda istihbarat bilgilerini nerden aldıklarını, bu istihbarat bilginin çerçevesi nedir, bunu yapacaklar kimlerdir, nasıl bir örgütlülük var, hangi taşeron örgütler kullanılıyor bu kentte ya da Kürdistan bölgesinde bunu ortaya çıkarmak ve yakalamaktır. Bunu yapmazsa bu işin siyasi sorumluluğu da, hukuki sorumluluğu da devletin boynundadır. Devlet çünkü bundan sorumludur" diye kaydetti. Yasin Kobulan(diha)