Ankara'da Kürtçe çalıştayı

ANKA-DER'in düzenlediği Kürt Dilinin Statüsü ve Kürtçe Eğitim Çalıştayı'na katılan konuşmacılar, Kürtçe eğitim ve statüsünün önündeki resmi ve hukuki engellere karşı alternatif çalışmaların yapılabileceğini vurguladı.

TİGRİS HABER - ANKA Dil Kültür ve Sanat Derneği (ANKA-DER) tarafından düzenlenen Kürt Dilinin Statüsü ve Kürtçe Eğitim Çalıştayı Dünya Ticaret Merkezi'nde başladı. Çalıştaya, gençler, dilbilimciler, siyasetçiler ve hukukçular konuşmacı olarak katıldı. Çalıştay dört oturumdan oluşuyor.

Çalıştayın ilk oturumunda, Rojhat Eren Emici'nin moderatörlüğünde "Kürtçeye statüde ve Kürtçe eğitimde gençlerin rolü" ile "Dijital medyada ve yapay zekada Kürtçe" başlıkları tartışıldı. İlk oturumda Kürt Dili, Kültürü ve Sanatı Üniversite Toplulukları Koordinasyonu (Tevgera Komaleyên Xwendekaran a Çand û Zimanê Kurdî-TEV-KOM) üyeleri Miray Midyad, Ömer Bayraktar ve Kurdolîngo Kurucusu Cihat İlbaş konuştu.

Gençliğin rolü

Boğaziçi Üniversitesi öğrencisi ve TEV-KOM üyesi Ömer Bayraktar Türkiye'nin kuruluşu öncesinde Kürtçe eğitimin resmi bir hak olarak tanınmasa da halkın bir araya gelerek Kürtçe eğitim olanaklarını yarattığını ifade etti. Komün tarzı gerçekleştirilen bu çalışmaların günümüzde de örnek alınabileceğine dikkat çeken Bayraktar, "Elbette politik mücadelemizi de yürütmemiz gerekiyor. Resmi ve hukuki olarak henüz tanınmamış olan haklarımızı sokakta, okulda bir araya gelerek sağlayabiliriz. Bu amaçla TEV-KOM'u kurduk" dedi.

'Çalışmalar engelleniyor'

Ayrıca üniversitelerde kurdukları topluluklar aracılığıyla, Kürtçe çalışma yürüttüklerini ifade eden Bayraktar, "Üniversitelerde Kürtçe okumalar yapıyoruz ama belki Kürtçe yazma, tiyatro ya da müzik ile de ilgilenebiliriz. Bunun alt yapısını TEV-KOM ile oluşturmak istiyoruz. Kayyım rektör, planladığımız 10 etkinlikten 9'unu çeşitli gerekçelerle engelliyor. Bazı etkinlikleri devlet doğrudan kendi engellemese de özel savaş politikaları ile ırkçı saldırıların önünü açıyor. Bu şekilde çalışmalarımız engellenmeye çalışılıyor" şeklinde konuştu.

ODTÜ öğrencisi ve METU-Kurdî üyesi Miray Midyad da Kürtçe eğitimde gençlerin rolü ve misyonuna değinerek, “Türkiye'de şu an seçmeli Kürtçe dersler veriliyor ancak bunun için de birçok şart öne sürülüyor. Öğretmen olmadığı bahanesiyle bunlar da engelleniyor. Üniversitelerde de Kürtçe seçmeli dersler var fakat birçok üniversitede bulunmuyor. ODTÜ'de Kürtçe seçmeli dersler için imza kampanyası başlattık. Yaklaşık 500 imza topladık ancak çeşitli gerekçelerle talebimiz reddedildi" diye belirtti.

'Bahaneleri kabul etmeyeceğiz'

Resmi engellemeler nedeniyle dernekler ve kurumlar aracılığıyla Kürtçe eğitim ve çalışmaların yürütüldüğünü kaydeden Miray Midyad, konuşmasını şöyle sürdürdü: "Bu kurumlar değerlidir ve biz gençler olarak onlara destek vermeliyiz. ODTÜ'de METU-Kurdî olarak üniversitede Kürt kültürü, dili ve folkloru üzerine çeşitli çalışmalar yürütüyoruz. Bir çeviri komisyonu kurmak ve kaynakları Kürtçeye çevirmek istiyoruz. Devletin hiçbir bahanesini kabul etmeyeceğiz. Üniversitedeki çalışmalarımız da devam edecek.”

'Biz de üretmeliyiz'

Kurdolîngo kurucusu Cihat İlbaş ise dijital medya ve yapay zekada Kürtçe'ye vurgu yaptı. Kürtçe eğitimde var olan kurumların ihtiyaçları karşılayamadığını belirten İlbaş, dijital olanakların değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. İlbaş, "Sadece kitap yayımlamak yeterli değildir. Kürtler, dünyanın birçok yerine dağılmış durumdadır. Kürtçe eğitim için onlara ulaşacak Kürtçe materyaller üretmeliyiz, dijital platformlar kurmalıyız. Kürtçeye gönül veren herkes bu araçları oluşturabilir ve Kürtçe öğrenmek isteyenlerle paylaşabilir. Elbette bir gün Kürtçe resmi eğitim dili olacaktır ancak o güne kadar ne yapacağız? Sadece talepte bulunmamalı, dilimiz için biz de üretmeliyiz” dedi.

İlbaş daha sonra yapay zekâ ve dijital medya aracılığıyla oluşturduğu kelime kartı, kitap çevirisi, şarkılar gibi çalışmalara dair sunum yaptı.

İkinci oturumda, Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) Ankara Şubesi yöneticilerinden Fatma Sürücü'nün moderatörlüğünde "Pozitif hukukta Kürtçe eğitim imkanları ve Kürtçenin statüsü" ile "Demokratik Çözüm Süreci’nde Kürt dili hukukunun oluşturulma imkanları" başlıkları tartışıldı. Burada ÖHD üyesi Avukat Özgür Yaldız ile Asrın Hukuk Bürosu avukatlarından Suzan Akipa konuştu. İlk olarak söz alan Yaldız, Kürtçe konuşanların sayısının giderek azaldığını belirtti. Bunun hukuki ve siyasi nedenlerine değinen Yaldız, "Türkiye Anayasası'nda da ‘Türkiye'nin dili Türkçedir’ gibi maddeler Kürtçe haklarının önüne engel olarak konuluyor. Eskisi gibi bir durumda değiliz. Okullarda seçmeli dersler var ve Kürtçe yayıncılık da gelişti. Ancak bunlar yeterli değil. Türkiye hukukunda Kürtçe sadece seçmeli ders olarak yer alıyor. Oysa Kürtçe, resmi eğitim dili olmalı ve ekonomik yaşamın da dili haline gelmelidir" ifadelerini kullandı.

Hukuki ve siyasi nedenler

Anadilde eğitim konusunda Türkiye'nin taraf olduğu ya da özellikle çekince koyduğu uluslararası sözleşmelere dikkat çeken Yaldız, "Çünkü Lozan Antlaşması'nda Kürtler azınlık olarak kabul edilmemiş, Türk olarak değerlendirilmiştir. Bu da Türkiye'nin azınlık haklarına ilişkin uluslararası sözleşmeleri uygulamamasına gerekçe yapılmaktadır. Mevcut hukukta Kürtçeye yeterli alan tanınmamıştır. Ancak biz kendi imkânlarımızla ne kadar alan açıyoruz ve kurumlarımızda ne kadar Kürtçe konuşuyoruz? Biz dilimize değer vermezsek devlet neden versin? Dilimize sahip çıkmalı ve onu daha da geliştirmeliyiz” diye kaydetti.

'Kürtler Cumhuriyet'ten bu yana hukuk dışında bırakıldı'

Sonrasında konuşan Avukat Suzan Akipa, Barış ve Demokratik Toplum Süreci'nde Kürt dili hukukunun inşasına dikkat çekti. Abdullah Öcalan'ın Kürt diline ilişkin değerlendirmelerine işaret eden Suzan Akipa, "Kürtçenin dil hakkı bir varlık hakkıdır. Sayın Öcalan son manifestosunda Kürtlerin Türkiye hukukunda tanınmadığını ve Kürt Özgürlük Hareketi'nin bunun üzerine inşa edildiğini söylüyor. 1993'te katıldığı bir televizyon yayınında 'Eğer demokratik siyaset yapma imkânı tanınsa silahları hemen bırakırız' demişti. Yeni süreçte en önemli mesele, devletin Kürtlerin kolektif haklarını tanıyıp tanımayacağıdır. Sayın Öcalan'a göre Cumhuriyet'in kuruluşundan bu yana Kürtler hukukun dışında bırakılmıştır; bu nedenle Kürtçe eğitim de engellenmektedir" şeklinde konuştu.

'Dil hakkı statü ile tanınır'

Abdullah Öcalan'ın "Benim statüm Kürt halkının statüsüdür' sözünü hatırlatan Suzan Akipa, konuşmasını şöyle tamamladı: "Dil hakkı statü ile tanınır. Bu süreçte statü konusu yoğun şekilde tartışılıyor. Sayın Öcalan, halkı ve hareketi tarafından baş müzakereci olarak görülmektedir. Siyasi statüsü fiilen vardır; ancak süreç açısından bu statünün resmi olarak da kabul edilmesi gerektiği savunulmaktadır. Sayın Öcalan'ın statüsünün tanınmasıyla Kürtlerin ve Kürtçenin statüsünün de tanınabilir.”

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Politika Haberleri