Azadiya Welat nere, Azerbaycan nere…

Zülküf Kışanak

İstanbul’da, 2002 yılında, haftalık Kürtçe Azadiya Welat gazetesinde çalışıyordum, her sayı için bir röportaj yapıyordum, bazen Kurmancî'ye, bazen de Dimilkî'ye (Zazakî) çevirip yayına hazırlıyordum. Bu işi yapmam için beni ikna eden, bana destek olan sevgili Cemil Oğuz’u anmadan geçemeyeceğim. Başta zorlansam da bir süre sonra işe ısındım, zevkle devam ettim. Tarih, kültür, sanat, emek, kadın, siyasi konularda yaptığım röportajlar için her hafta bir konuk bulmak zor olmasa da arada bir duvara tosluyordum. Şansıma o günlerde barış rüzgarları esiyordu, göreceli de olsa çatışmalı ortam durulmuş gibiydi, her bir tarafta barış rüzgarları esiyordu. Kürt gazetecilerine röportaj vermek, Kürtlerle görünmek revaçtaydı, en azından bugünkü kadar kimseye ürkütücü gelmiyordu Kürtlerle konuşmak, tartışmak. Ethem Mahçupyan, Mehmet Bekaroğlu, Faik Bulut, Rutkay Aziz, Noam Chomsky, Hüsnü Mahalli, Mehmet Altan, Ali Bayramoğlu gibi birçok kişi ile röportaj yapma imkanım oldu. Ulaşabildiklerimin içinde bir tek şimdi DEM Parti Diyarbakır Milletvekili Cengiz Çandar’la röportaj yapamadım, bariyerlerini aşamadım. Her seferinde, nazikçe, “Başka zaman yapalım, uygun olduğumda sana dönerim…” diyordu, bir defa bile dönmedi, anlayacağınız beni atlatmayı, röportaj vermemeyi başardı. Kurt gazeteciye helal olsun deyip geçiyorum...

*

Bir de o günlerde köşesinde dikkat çekici yazılar yazan, televizyon programlarında döneme uygun ilginç görüşler beyan eden liberal görünmeye çalışan sıkı miliyetçi, huzurunda el pençe duran Kürtleri pek seven faşist Taha Akyol röportaj vermedi. Kürt sorunu konusunda devletten çok devletçi, üniformalı askerden çok askerci biri olduğunu bildiğim Taha Akyol’u yakından takip ediyordum, onu okuyarak, hiç üşenmeden baştan sona programlarını izleyerek derin devletin demokrasiyle, insan haklarıyla, barışla, en önemlisi Kürt sorunu ile ilgili politikasını anlamaya, kapalı kapılar ardında konuşulanları kavramaya çalışıyordum. Liberal görünmeye çalışsa da sıkı bir sağcı, özellikle de Kürtlerin inkârı konusunda iflah olmaz bir teorisyen olduğunu biliyordum. Kendi deyimiyle dostu Muhsin Kızılkaya üzerinden tanıştığı Kürt şair Orhan Kotan’a yakın olmasına, dostluğuna rağmen böyle bir adamdı, bu çizgisinden hiçbir zaman da taviz vermedi Taha Akyol, ırkçı duayen Türk gazeteci. Duvarına kötü bir halde tosladığım kişilerin başında geliyordu…

*

Azadiya Welat’ta birlikte çalıştığım gazeteci arkadaşım Dawid Rêbiwar’la Taha Akyol’la röportaja gittim, İkitelli’deki Milliyet gazetesinin merkezine. Ben röportaj yapacağım, o da fotoğraf çekecek. Sıkı hazırlanmışım, adamı tam bir hafta çalışmışım, sorularım hazır, rahatım. Tam randevu saatinde sıkı korunan binanın turnikelerinden geçtik, birinci veya ikinci kattaki Taha Akyol’un odasına alındık. Sekreteri bizi bir hoş, bir nazikçe karşıladı, anlatamam. Sekreter genç kızcağız alelacele haber verdi, sevindirik bir yüzle koşarak geldi odasına Taha Akyol, yılların eskitemediği gazeteci. Adam hal hatırımızı sorduktan sonra sekreteriyle bir görüşmesini konuşurken Dawid’la bakıştık, karşılıklı gülümsedik, Kürtçe, “Bu iş tamam, iyi olacak mamoste…” dedi bana…

*

Sekreteri ile işi bittikten sonra bize döndü, “Kusura bakmayın gençler, sizden sonra bir iki görüşmem daha olacak onu konuştum. Eeee, daha nasılsınız, Azerbaycan’da işler nasıl gidiyor, Bakü’dekiler ne vaziyette…” demeye başlayınca şoka girdik, fotoğraf çekmeye hazırlanan Dawid’la, “Hayda, Azerbaycan da nereden çıktı” der gibi bakıştık bu defa. Biz şaşkınlığımızı gizlemeye çalışırken, adam konuşmaya devam etti, Azerileri ne kadar çok sevdiğini, kardeş Türkiye’yle ilgili politikalarını ne kadar önemsediğini, bunun için ne kadar çok çalıştığını, dünyada Türk’ten başka Türk’ün dostu olmadığının Azeriler tarafından da artık bilinmesinin psikolojik yararlarını, yakınlaşmanın iki kardeş halkının sosyolojisine yapacağı katkıları, Türk dünyasında yaratacağı paha biçilmez sonuçları bir keyifle, bir mutlulukla anlatmaya başladı, öngördüğü Türk birliğinin önemi, dahası bu birliğin Türkler lehine dünyada yaratacağı muazzam sonuçlar hakkındaki sansürsüz konuşmasını uzattıkça uzattı. Araya girmeye çalışsam da adam konuşmama, geliş sebebimizi söylememe fırsatı vermiyor, nasıl olduysa bir ara durdu, sekreterini çağırdı, heyecanla, “Gençler, kahve mi, çay mı istersiniz” diye sordu. Genç sekretere kahve istediğimizi söyleyip, ancak, “Biz Azerbaycan’dan gelmedik, Taksim’den geldik, gazetemizin merkezi İstanbul’da…” diyebildim. Adam bu defa, “Yaa, bundan neden benim haberim yok, Azerilerin İstanbul’da gazete çıkardığını bilmiyordum. Kusura bakmayın gençler, bilgisizliğime verin…” dedi, daha fazla uzatmasına fırsat vermedim, “Biz Azeri değiliz, Kürdüz. Kürtçe yayınlanan Azadiya Welat gazetesinden geliyoruz. Bunu sekreterinize söyledik, yanlış bir anlaşılma var galiba…” dedim. El kol hareketiyle daha fazla konuşmama izin vermeyen Taha Akyol’un beti benzi attı, nefesi kesildi, sinirlendi, koridordakilerin bile duyabileceği bir ses tonuyla, “Benim teröristlerle işim olmaz, benim üzerimden meşruluk kazanmanıza müsaade etmeyeceğim. Siz kim oluyorsunuz da benimle görüşme cüretiniz gösteriyorsunuz. Sekreterim bana Azerbaycan’dan geldiğinizi söyledi. Bu arada benim Kürtlerle bir sorunum yok, yıllar sonra ülkesine dönen dostum Orhan Kotan’ı ben havaalanındaki karakoldan çıkardım, gözaltına alınmasına rıza göstermedim. Benden yardım isteyen dostum Muhsin Kızılkaya bunu biliyor. Orhan Kotan da bir Kürt, Muhsin Kızılkaya da bir Kürt. Kürde düşman olsam bunu yapar mıyım, onlarla konuşur muyum. Makul kürdün başımın üzerinde yeri var. Ama siz, siz teröristsiniz. Daha fazla size tahammül edemem, buradaki varlığınız bile beni geriyor, hemen kalkın, odamdan çıkın, binayı derhal terk edin…” dese de biz hemen kalkmadık, hiddetini umursamadık, alttan almaya çalıştım, “Bakın beyefendi sizi tanıyoruz. Sağ gelenekten geldiğinizi biliyoruz, kafanızdaki milliyetçi bariyerlerin farkındayız, buna rağmen sizinle röportaj yapmaya karar verdik. Tercüman gazetesindeki yazılarınıza bile baktım, sizi sıkı çalıştım, sizinle ilgili ciddi okumalar yaptım. Özellikle de son dönemde dillendirdiğiniz fikirleri önemsiyoruz. Bununla birlikte Kürtçe yayın yapan bir gazeteye röportaj vermeniz kendi başına önemlidir, değerlidir bizim için. Dahası bu röportajın devam eden barış ortamına katkı sunacağına inanıyoruz. Kızmanıza, bağırıp çağırmanıza ne gerek var. Ayrıca Azadiya Welat nere, Azerbaycan nere, nereden çıktı bu kardeş Azerbaycan. Öyle rahmetli Orhan Kotan’la, Muhsin Kızılkaya’yla tanışık olmakla Kürde kardeş olunmaz, ne kardeşliği, bu halle kardeşlik mi olur. Sizin akla ziyan bu tavrınız, öfkeniz, hakaretiniz kardeşliğe sığar mı. Neyse, kabahat bizde…” desem de adam bir adım geri atmadı, söylediklerimizi duymak bile istemedi, bilakis daha da hiddetlendi, bağırarak derhal odayı terk etmemizi istedi. Kahveler gelmeden, Dawid’la kalktık, öfke içinde merdivenlerden indik, çıkmamız için turnikeleri açan kapıdaki görevlilerin yüzüne bile bakmadan kendimizi dışarıya attık, bir süre yürüdük, bulduğumuz ilk belediye otobüsüne bindik, delirmiş olarak gazeteye döndük…

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.