Bakırhan’dan şengal uyarısı: “Bu en büyük yanlış olur”

Dış İşleri Bakanı Hakan Fidan'ın Şengal'e yönelik operasyon sözlerine işaret eden DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, "Eğer böyle bir yaklaşım varsa bu hem barış sürecine hem 86 milyonun geleceğine karşı yapılacak en büyük yanlışı olur" dedi.

TİGRİS HABER - Partisinin haftalık Meclis Grup Toplantısı'nda konuşan Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Türkiye'de yaşayan herkesin ekonomik enkazın altında kaldığını ve yaşam mücadelesi verdiklerini vurgulayarak, "Peki nedir yaşamak? Yaşamak insanların başını yastığa kayıtsız koyduğu ve gelirinin giderlerine yettiği bir düzendir. Muhtemelen toplumun yüzde 80'i kaygısız başını yastığa koymuyor. Siz bunu iyi biliyorsunuz. Zaten gelir, giderlere yetmiyor. Sürekli borçlanma, sürekli açık. Kart borçlarının asgarisini ödeyerek gelecek aya devrederek, insanlar yaşamaya devam ediyor. İnşallah bu Ramazan ayı bunun düzelmesine vesile olur. Bu kötü tabloyu yaratanlar da bu ekonomik kriz ve kaos karşısında yeni çözüm yolları bulmaya çalışırlar. Türkiye'de milyonlar ayakta kalma mücadelesi veriyor, yaşam mücadelesi veriyor. Şimdi okuyacağım tablo ve vereceğim rakamlar Türkiye'nin gerçek tablosudur. Öyle yazılıp çizilen anlatılanlar gibi değil. Evet, birileri şatafatlı bir hayat yaşıyor. Kim yaşıyor; Türkiye'de en iyi yaşayanlar faiz baronlarıdır. Bakın Ocak ayında faiz ödemeleri geçen yılın Ocak ayına göre yüzde 180 artmış. Yani enflasyonu yüzde 30'larda gösteriyorlar. İşçi, emekçilerin ücretlerine enflasyon oranında zam yapıyorlar; ama faize ödenen para yüzde 180 düzeyinde. 456,4 milyar lira sadece faize ödenmiş ve rekor kırmış. Rekor da kırıyoruz bazen yani haksızlık yapmayalım. Bu şatafatı yolsuzluk yapanlar yaşıyor" ifadelerini kullandı.

'KÖTÜ GİDİŞ YÖNÜNDE REKORLARI KIRIYORUZ'

Türkiye'nin cari dengesi Aralık ayında 7 milyar 253 milyon dolar açık verdiğini belirten Bakırhan, şöyle devam etti: "8 ayın rekoru kırılmış. Kötü gidiş yönünde maşallah rekorları tazeliyoruz. Egale edilmesine de razıyız ama maşallah açık ara ile sürekli fazla veriyor. Bu kadar yolsuzluğun, faizin, israfın, beceriksizliğin olduğu bir ülkede yoksulluğa, garibana, emekliye, emekçiye tabi ki bir şey düşmez. Aylardır söylüyoruz, enflasyon sadece yoksulluğu derinleştirmiyor. Kurumları, toplumu, insanları da içten içe çürütüyor. Bugün küçük bir azınlık mutlu yaşıyor. Büyük çoğunluk ise ayakta kalmaya çalışıyor.

TOPLUMU SAVUNMAK GÖREVİMİZDİR

Ramazan ayına giriyoruz. Biz bir yandan iktidarın bu yanlış politikalarıyla mücadele ederken diğer yandan örgütlü yapımızla birlikte, yerel yönetimlerimizle birlikte bu krizin yakıcı etkilerini yaşayan halklarımızla da dayanışmaya devam ediyoruz. Buradan il, ilçe örgütlerimize ve belediyelerimize de bir çağrı yapmak istiyorum; Her DEM Partili, kendi sofrasındaki bereketin komşusunda da olup olmadığını araştırmalıdır. Ekonomik olarak da halkımızı savunmak sorumluluğumuzdur. Toplumu savunmak bizim görevimizdir. DEM Partililerin görevidir. Bizi dinleyen bütün yurttaşlarımıza çağrı yapıyorum; aşı, ekmeği, işi olmayan, mutfağında yemek pişiremeyen bütün dostlarımız, kardeşlerimiz, ilçe örgütlerimize, belediyelerimize başvursun. Bu zor günleri DEM Parti dayanışarak, paylaşarak atlatmanın mücadelesini verdi, vermeye devam edecek.

DIŞİŞLERİ BAKANININ SÖZLERİ YABANA ATILMAMALI

Türkiye'de ekonomik krizlerin yanı sıra diplomatik krizler de yaşıyoruz. Geçen hafta Dışişleri Bakanlığı'nın bir televizyon programında, Suriye'den sonra sıra Irak'ta ki sözleri büyük bir krize neden oldu. Bu beyanat nedeniyle Bağdat Büyükelçisi hem Irak Dışişleri Bakanlığı hem de Haşdi Şabi'nin başkanlık ofisine çağrıldı. Diplomatik normlara uygun ikazı yapıldı. Artık başka ülkelerin de içişlerine geleceğine müdahale ediyoruz. Bu söylem üzerine Cumhurbaşkanı da Irak Başbakanı Sudani'yi aramak zorunda kaldı. İran'da yeni savaş senaryolarının açıkça konuşulduğu, Irak üzerinden hesaplaşıldığı bir dönemde Sayın Bakan'ın bu sözlerinin arka planı üzerinde biraz durmak zorundayız. Öyle yabana atılacak sözler değil. Ortadoğu'nun yeni düğümü Irak'ta atılmak isteniyor. Yeni düzen tartışmalarında egemenlik vurgusu öne çıkarılıyor. Bu egemenlik Şii Sünni bloklaşmaları üzerinden kuruluyor. Ancak uyarıyoruz; Irak ne Libya'ya ne de Suriye'ye benzer. Irak'taki hareketlenme Suriye'den İran'a, Yemen'den Lübnan'a kadar geniş bir coğrafyayı etkiler.

ORTADOĞU BİRLİĞİNİ KURMAYI ÖNERİYORUZ

Böyle bir ortamda Türkiye nasıl bir pozisyon almalıdır? Türkiye, etnik ve inançsal faydalarını tetikleyen senaryolardan uzak durmalıdır. Özellikle Kürtleri bahane ederek Şengal'e, Mahmur'a, Erbil'e yeni tehditler savurmak doğru bir tutum değildir. Sayın Fidan'a açıkça soruyoruz; Şengal'e de Mahmur'a da Federe Kürdistan bölgesinde de yeni hesaplar mı devreye sokmak istiyorsunuz? Eğer böyle bir yaklaşım varsa bu hem barış sürecine hem 86 milyonun geleceğine karşı yapılacak en büyük yanlışı olur. Aksine yapılması gereken Kürtlerle stratejik ve tarihi ittifaklar kurmaktır. Bu konuda da somut bir teklifimiz var; emperyalist kışkırtmalara ve savaş planlarına karşı demokratik ve Ortadoğu birliğini öneriyoruz. Sınırla ve ulusal egemenliklere saygı duyulduğu ve sınır geçişlerinin kolaylaştırıldı. Yani Kürt'ün Kürt'e merhaba dediği, rahatlıkla buluştuğu kültürel, sanatsal, ekonomik olarak dayanıştığı bir geçişkenlikten bahsediyoruz.

Demokratik Ortadoğu Birliği'nin kurulmasından yanayız. Halkların, yeniden yerinden yönetim haklarının güvenceye alındığı etnik veya mezhep üstünlüklerinin olmadığı ekmeğin adil ve eşit bölündüğü Demokratik bir Ortadoğu birliği teklifi yapıyoruz. Aslında bu yıllardır Kürt hareketi tarafından yapılan bir tekliftir. Bu teklifimiz sadece siyaset kurumuna değil, bu çağrı herkes için ve özellikle de iktidara yöneliktir. Türkiye Kürtlerle ilişkilerini demokratik bir zemine çekerek bölgesel bir barış vizyonuyla ancak bu birliğe katkı sunabilir.

İMRALI ADASI'NDA 27 YILDIR ÇÖZÜM İRADESİ VAR

Değerli arkadaşlar, 2 gün önce 15 Şubat günüydü. Kürtlerin kara gün olarak nitelendirdiği bir gündü. Ortadoğu 27 yıl önce bir kez daha kaosun krizin zemini haline getirilmek istendi. Afganistan'dan Irak'a, oradan Libya'ya ve tüm Ortadoğu'ya uzanan kaos planının ilk adımlarından biri Sayın Öcalan'a dönük 15 Şubat Uluslararası Komplo'suydu. Yani; komplo Sayın Öcalan ile başlatıldı. 15 Şubat bugün bile devlet aklı ve Türkiye siyaseti tarafından tam olarak çözümlenmemiştir. Bugüne kadar kaybedilen tam 27 yıl var. Kürtler de kaybetti, Türkiye'de kaybetti. 86 milyon hepimiz kaybettik. Oysa 27 yıldır İmralı Adası'nda bir çözüm iradesi var. Bu irade, 15 Şubat Komplosu'nu 27 Şubat çağrısıyla birlikte boşa çıkardı. Bu komplocu akıl, Rojava'ya saldırılarla devam ettirilmek istendi. Sayın Öcalan, bu sürece de İmralı Cezaevi'nde müdahale ederek ikinci uluslararası komployu da boşa çıkarmıştır. Bu konuda emeğine sağlık diyoruz. Selam, sevgi ve teşekkürlerimizi iletiyoruz.

'MİLYONLARCA İNSAN İRADEMDİR' DİYOR

Şimdi biz de soruyoruz: 22 Ekim'de Sayın Abdullah Öcalan'a barış çağrısı yapıldı mı? Evet, yapıldı. 27 Şubat çağrısıyla Sayın Öcalan, 52 yıllık çatışmalı ortamı tek seferde bitirdi mi? Bitirdi. Milyonlarca insan 'siyasi irademdir' diyor mu, diyor. Fikirleri sadece Kürtler tarafından değil, çok geniş bir kesim tarafından takip ediliyor mu, ediliyor. Bir yılda Sayın Öcalan süreci şiddet ve ayrışma zemininden demokratik siyaset ve toplumsal zeminine geçirdi mi, geçirdi. Bu müzakere yeteneği ve gücü var mı, var. Peki, bu kadar önemli bir aktörün rolü ve fikirleri neden kamuoyuna doğru anlatılmıyor? Televizyonları açtığınız zaman hala eski söylemlerle, hakaret diliyle davranılıyor; yorumlar ve değerlendirmeler yapılıyor. Daha açık soralım; Sayın Öcalan daima çözüm mercii iken neden bilinçli bir şekilde sanki sorunun kaynağıymış gibi gösterilmeye çalışılıyor? Bunu iktidar yanlısı medyaya da söylüyorum. Yazan, çizen, değerlendirme yapan herkese söylüyorum

TARİH, SAYIN ÖCALAN'IN ÇÖZÜM ADRESİ OLDUĞUNU GÖSTERİYOR

Tarihin tanıklığı Sayın Öcalan'ın çözüm adresi olduğunu gösteriyor. Biz de gördük. O zaman herkes tutarlı davranmalı. Gereken ciddiyeti göstermeli ve rolünü oynaması için, Sayın Öcalan'ın önündeki engellerin kaldırılması için bir çaba içerisinde olmalıdır. Bu netlik hem sürecin başarısı hem de toplumsal huzur için artık vazgeçilmezdir. Kalıcı ve sürdürülebilir bir barış için Sayın Öcalan'ın statüsü ve çalışma koşulları fiili değil, resmi ve yasal bir düzenleme ile belirlenmeli ve güvence altına alınmalıdır. Çünkü fiili düzenlemeler geçicidir. 100 yıldır Kürtler bu coğrafyada çok söz duydu, çok fiili düzenlemeler gördü; ama her birisi birileri tarafından yok sayıldı. İnkar edildi ve ortadan kaldırıldı. Adı konmamış, resmî zemini olmayan hiçbir düzenleme artık kalıcı barış için yeterli bir temel oluşturmaz.

MESELE GELECEĞİ DOĞRU TEMEL ÜZERİNE KURMAK

Bakın dün heyetimiz İmralı'da Sayın Öcalan'la bir görüşme gerçekleştirdi. Sayın Öcalan, 'Günü değil tarihi kurtarmaktan söz ediyoruz. Tarih de Kürtsüz olmaz' diyor. Ama bazıları günü, ayı, yılı kurtarmaya çalışıyor. Karşısındaki akıl yüzyılları kurtarmaya çalışıyor. Ancak yüzyılın demokratik bir zeminde barışçıl bir şekilde devam etmesi için de Kürt'ün de olması gerektiğini belirtiyor. Biz de tam olarak bundan bahsediyoruz. Mesele bugünü değil; tarihi kurtarmak, geleceği doğru temel üzerine kurmaktır diyoruz. Bunu gerçekleştirmek için Sayın Öcalan'ın dahil olduğu, süreci siyasetin dili ve iradesiyle yürütecek bir koordinasyon mekanizmasına acilen ihtiyaç vardır. Bu mekanizma; iktidar ve muhalefetin sürece katılımını sağlayacak, güvenlik ve siyasetin dengesini de kuracaktır. Sürecin hızlı ve güçlü bir şekilde İlerlemesine de bu mekanizma katkı sunacaktır.

SİYASİ PARTİ LİDERLERİNİ BİR ARRAYA GELMEYE ÇAĞIRIYORUZ

Şimdi çok önemli bir çağrı daha yapmak istiyorum, yüzyıllık bir meseleyi tartışıyoruz. Yüzyıllık meseleyi tartıştığımız bu süreçte bütün siyasi parti liderlerini bir zirvede bir araya gelmeye çağırıyoruz. Artık ayrımızı, gayrımızı, farklılıklarımızı bir tarafa bırakalım diyoruz. Türkiye'nin iyiliği ve barışı için siyasi liderler olarak bir araya gelip çözümü konuşalım. Yüzyıllık bir mesele tartışılıyor. Bugün siyasi parti liderleri olarak bir araya gelmeyeceksek ne zaman geleceğiz? Bu sebeple buradan bu çağrımızı tekrarlıyoruz. Kürt meselesi başta olmak üzere Türkiye'nin temel ve köklü sorunlarını çözmek için Sayın Cumhurbaşkanı'nın ev sahipliğinde bir liderler zirvesi toplanmalıdır. Artık Kürt meselesinin çözümü de Türkiye'nin de demokratikleşmesi ertelenemez. Önüne başka gündemler konamaz. Gündelik siyasetin malzemesi bu mesele yapılamaz. Hiçbir siyasi liderin bu sorumluluktan kaçma lüksü yok. Bu sebeple geleceği birlikte yazabilecek bir zemini var etmek için tüm liderlerin dahil olduğu liderler zirvesini artık gerçekleştirelim diyoruz. Liderler zirvesi ile çözümün siyasal iradesini gelin hep birlikte pekiştirelim.

RAPOR SÜRECİN GEREKLERİNE ODAKLANMALI

Türkiye Büyük Millet Meclis'inde kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu gerek yaptığı dinlemeler gereksen İmralı Adası'nda Sayın Öcalan ile yaptığı görüşmeleri önemsediğimizi belirtmiştik. Önemlidir, komisyonun önünde şimdi çok önemli bir görev var. Somut bir yol haritası ve belirgin bir siyasi takvimi olan raporunu hazırlayıp artık Meclis'e sunması gerekiyor. Rapor yeni tariflerle uğraşmamalı. Sürecin gereklerine odaklanmalıdır. Rapor; tarihsel korkulara, tabulara sıkıştırılmamalı, yeni bir perspektif içermelidir. Tarihi işler yeni bir siyasi dille yapılır. Eski dille yeni Türkiye raporu çıkarılamaz. Eski zihniyetle demokratik Türkiye'yi inşa edecek bir rapor oluşturulamaz.

40 YILDIR BİZE SÖYLETEMEDİKLERİNİZİ BUGÜN ASLA SÖYLETEMEZSİNİZ

Çok açık söyleyelim; 40 yıldır bize vura vura söyletemediklerini bugün bize gül uzatarak asla söyletemezler. Bu rapor, Kürt meselesini terör parantezine almamalıdır. Kürt meselesi bir terör meselesi değil, demokrasi ve özgürlükler meselesidir. Bir güvenlik meselesi değildir. Meclis raporu ve buna dayalı olası düzenlemeler meseleyi asimilasyon mantığıyla ele alır ve terör parantezine sıkıştırırsa, demokratik çözüm yara alır. Sürecin istikameti komisyon raporu ve çerçeve yasa temelinde kalıcı veya geçici çözüm yaklaşımlarıyla belirlenecektir. Biz artık palyatif değil, kalıcı çözümlere odaklanmalıyız diyoruz. Kürt meselesini siyasi ve hukuki zemine çekecek somut ve kalıcı adımları hayata geçirmeliyiz diyoruz. Bu sebeple komisyonun raporu yenilikçi, ezberlerden uzak, şu anki şu ana kadar oluşan algılardan uzak. Demokratik ve kapsayıcı olmalıdır ki yeni bir yaşamın kapıları aralansın.

MÜNİH'TEKİ FOTOĞRAF KÜRTLERİN ŞAM İLE YÜRÜME İRADESİDİR

Münih konferansı, sadece bir konferans değildi. Orada aslında çok tarihi adımlar, kareler ve diplomatik girişimler vardı. Hafta sonunda Almanya'da Münih Güvenlik Konferansı'nda Suriye Devleti ve dahilindeki Mazlum Kobanê ve Îlham Ehmed'in Fransa Cumhurbaşkanı, ABD Dışişleri Bakanı, Suudi Heyet ve birçok ülke temsilcileri ile görüşmeleri oldu. Bu görüşmeler tarihi önemdeydi. Bu görüntü Suriye'nin Kürtlerle güçlü olduğunu ve Kürtlerin Şam'la birlikte yürüme iradesini göstermiştir. Biz yine bir grup toplantısında burada söylemiştik. Neden Sayın Mazlum Ebdi, Sayın Îlham Ehmed'i Türkiye davet etmez, konuşmaz, görüşmez, direkt birincil elden görüşlerini almaz demiştik. Kıyamet kopmuştu. İşte bildik yorumlar ve tanımlamalar yapılmıştı. İşte siz buraya çağırmasanız Almanya'da aynı masada otururlar. Hem de dünyanın süper güçleri onlarla görüşmek için sıraya girer. Dolayısıyla bu treni kaçırdık. Umarım bundan sonraki adımlarımızda biraz daha kapsayıcı bütün dünyanın meşru ve resmi olarak gördüğü Rojava'daki Kürtlerin temsilcileriyle ilişkilerimizde doğru bir zeminde, doğru bir dille kurarız diyoruz.

MÜNİH GÖSTERMİŞTİR Kİ KÜRTLER BİTMEMİŞTİR MASADADIR

Şimdi bir taraftan da orada 30 Ocak Mutabakatı oldu. Ya bir grup var ki ne yapılsa bir türlü tatmin olmuyorlar. Kürtlerin eline mi çalışıyorlar? Demokrasi mi olsun istiyorlar? Anlamakta insan güçlük çekiyor. Rojava'da Kürtler bitti diye bağırıp çağırıp sevinenler vardı. Münih Güvenlik Konferansı'ndaki görüntüler bir kez de onları yanıltmıştır. Bir kez daha boşa düşürmüştür. Münih'te Kürtler kendi iradesiyle ve temsilcileriyle birlikte Suriye devleti içerisinde yer alarak uluslararası görüşmelerde bulunarak tarihi bir gelişme kaydetmiştir. Kürtler bitmemiştir. Aksine masada Suriye devleti ile birlikte halkının haklarını uluslararası zeminde sahiplenmiş ve savunmuştur. Kabul edilmişlerdir. Kürt'ün iradesini tanıyan Suriye'nin birliği de güçlenmiştir. Uluslararası düzende Suriye'nin varlığı daha fazla meşru hale gelmiştir. İşte Kürt'le birlikte dünyanın süper güçleri görüştü. Emin olun Suriye heyetinin yapmış olduğu görüşmeler trafiği sanırım Münih'teki görüşmelere katılan hiçbir devlet tarafından yapılmamıştır. Birliğin, beraberliğin hakkı, hukuku tanıyan bir yaklaşımın fotoğrafıdır orası. Umarım bundan sonra da Rojavalı temsilciler hem Suriye devletiyle birlikte hem de kendi diplomasilerini yapacakları bir zemine kavuşurlar.

ÇÖZÜMÜ SAVUNMAYA DEVAM EDECEĞİZ

Bu görüntüyle birlikte geçtiğimiz ayın başında Suriye'de Arap ve Kürt savaşı çıkarmak isteyenler de boşa düşmüştür. Orada savaş olmamıştır. Demokratik bir zemin için bir başlangıç yapılmıştır. O demokratik zemini inşallah orada Kürtler büyütecek biz de buradan destek vereceğiz. Değerli arkadaşlar, herkes bilsin ki kriz üretenlere karşı biz çözümü savunmaya devam edeceğiz. Nifak tohumları ekenlere karşı ortak yaşamı savunacağız. Çatışma arayanlara karşı barışı savunacağız ve bu yolumuzdan asla dönmeyeceğiz."

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Politika Haberleri