Toplumları çürüten şey sadece yanlış kararlar değildir. Yanlış karşısındaki seçici sessizliktir. Yıllarca bu ülkede pek çok hukuki ve siyasi uygulama tartışıldı. Özellikle doğu ve güneydoğudaki seçilmiş belediye başkanlarının görevden alınması, milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılması, siyasetçilerin tutuklanması ya da seçilmişlerin görevlerini sürdürememesi üzerine yoğun tartışmalar yaşandı. Kimileri bunları hukukun gereği olarak gördü, kimileri ise demokratik temsil açısından ciddi sorunlar olarak değerlendirdi.
Ama toplumun büyük bir kısmı şunu söyledi: "Bana dokunmayan yılan bin yaşasın."
Çünkü mağdur olan "ötekiydi."
Çünkü mesele kendi mahallesi değildi.
Çünkü demokrasi, yalnızca kendi fikrini savunanlar için istendi.
Bugün ise benzer tartışmalar, toplumun çok daha geniş kesimlerini ilgilendiriyor. Muhalefet partilerine yönelik yargı süreçleri, belediye başkanları hakkında verilen kararlar, kurultaylara ilişkin hukuki tartışmalar... Bugün yaşanan her gelişme, bir anda milyonlarca insanın "hukuk", "temsiliyet" ve "demokrasi" üzerine konuşmasına neden oldu. Oysa demokrasi, ancak herkes için talep edildiğinde demokrasidir. Hukuk, yalnızca bize lazım olduğunda savunulacak bir değer değildir. Çünkü hukukun en temel özelliği, kimin hakkında uygulandığından bağımsız olarak aynı ilkelerle işlemesidir.
Toplum psikolojisinde bunu seçici empati olarak da nitelendirebiliriz. İnsan, kendisine benzeyene karşı duyarlı; kendisinden farklı olana ise kör olabilir. Bu durum kısa vadede güvenli hissettirse de uzun vadede ortak yaşamın temelini aşındırır. Çünkü bugün başkasının hakkı ihlal edilirken sessiz kalan toplum, yarın kendi hakkı tartışmaya açıldığında dayanışma zemini bulamaz.
Demokrasi tam da bu yüzden çoğunluğun yönetimi değil, ötekinin de hakkının güvence altında olduğu rejimdir. Bir toplumun demokratik olgunluğu, kendi görüşünden olanların haklarını savunmasıyla değil; karşısında durduğu insanların haklarını da savunabilmesiyle ölçülür.
Belki de yıllardır en büyük hatamız buydu.
Hakları evrenselliğe göre değil, kimliklere göre değerlendirdik.
Hukuku ilkelere göre değil, taraflara göre yorumladık.
Sessizliği tarafsızlık sandık. Oysa sessizlik de bir tercihtir. Ve bazen en ağır sonuçları doğuran tercih, hiçbir şey söylememektir.
Bugün yaşanan tartışmalar bize bir gerçeği yeniden hatırlatıyor:
Adalet, yalnızca bize gerektiğinde savunulursa adı adalet olmaz.
Demokrasi de yalnızca bize hizmet ettiğinde demokrasi değildir.
Çünkü bir ülkede hukuk bir gün sadece "ötekiler" için esnerse, ertesi gün herkes için esneyebilir.
İşte bu yüzden mesele hiçbir zaman yalnızca bir belediye başkanı, bir milletvekili ya da bir siyasi parti olmadı. Mesele, hepimizin üzerinde yaşayacağı ortak zemindi.
Ve o zeminin adı hukuktu.
Biz o zemin çatırdarken "bana dokunmayan yılan bin yaşasın" dedik.
Bugün ise aynı zeminde hep birlikte ayakta durmaya çalışıyoruz.
Klinik Psikolog Kübra Özsat