Başlangıçlar ve bitişler

Murat Araz

Her başlangıç, içinde masum bir heyecan taşır. Henüz kirlenmemiş niyetlerin, hesapsız tebessümlerin ve saf bir umudun toplamıdır başlangıç. İnsanın kalbi, yeniye karşı her daim cömerttir; güvenmeye, sevmeye ve bağ kurmaya meyillidir. Çünkü başlangıç, ihtimal demektir. İhtimal ise insan ruhunun en çok beslendiği zemindir.

Bir dostluğun ilk anlarını düşünelim. İki yabancı, ortak bir cümlede buluşur. Bir selam, bir tebessüm, bir paylaşılan an… İşte o an, bir ilişkinin temeli atılır. O temel genellikle çıkar hesabı gütmez; zira başlangıçta kimse geleceğin muhasebesini yapmaz. Samimiyet doğal, yakınlık içtendir. Zaman ilerledikçe bu ilişki olgunlaşır; paylaşılan hatıralar çoğalır, zor zamanlarda omuz omuza verilir. İşte bu süreçte arkadaşlık, dostluğa evrilir.

Olgunlaşmış bir dostluk, karşılıklı fayda ilkesini de içinde barındırır. Fakat bu fayda, maddi bir hesap değil; manevi bir dayanışmadır. Birinin sevincinde diğerinin mutluluğu, birinin kederinde diğerinin tesellisi vardır. Böyle bir ilişkinin mutlu bir şekilde sonlanması —ki her ilişki bir gün ya ölümle ya da doğal bir akışla sona erer— geride güzel hatıralar bırakır. Bu, pozitif bir bitiştir. İnsan, “iyi ki” der ve içi huzurla dolar.

Lakin her başlangıç, aynı zarafetle son bulmaz.

İlişkilerin olumsuz bir sona sürüklenmesinde çoğu zaman görünmeyen bir sebep yatar: menfaat bağının kopması. Başlangıçta saf olan niyetler, zamanla beklentilere dönüşür. Beklentiler karşılanmadığında ise kırılmalar başlar. Karşılıklı fayda ilkesi, yerini tek taraflı talebe bırakırsa, denge bozulur. İşte o an dostluk yara alır.

Bir zamanlar “canım kardeşim” denilen kişi, menfaat zemini çekildiğinde “yabancı”ya dönüşebilir. Nankörlük dediğimiz olgu da çoğu zaman burada zuhur eder. Oysa nankörlük, aslında geçmişteki iyiliklerin unutulması değil; iyiliklerin yalnızca bir çıkarın aracı olarak görülmesidir. Menfaat sona erdiğinde vefa da sona eriyorsa, orada baştan beri sorgulanması gereken bir zemin vardır.

Bu durum yalnızca dostluklarda değil, aile ilişkilerinde de kendini gösterebilir. Ebeveyn ile evlat arasındaki bağ, kardeşler arasındaki ilişki… Bunlar kan bağıyla başlamış olsa da, devamı yine anlayış, fedakârlık ve karşılıklı saygıyla mümkündür. Menfi çatışmalar, kıyaslamalar, hırs ve haset devreye girdiğinde; en sağlam görünen bağlar dahi çatırdamaya başlar. Aynı evde büyüyen kardeşler, bir miras meselesinde birbirine yabancılaşabilir. Bir evlat, beklentilerin ağırlığı altında ebeveynine mesafe koyabilir. Sebep çoğu zaman tek bir olay değildir; biriken hesapların gün yüzüne çıkmasıdır.

Burada asıl mesele şudur: Her başlangıç kadar, her bitiş de bir ahlâk meselesidir.

Başlamak kolaydır; insan doğası gereği umutludur. Fakat bitirmek olgunluk ister. Bir ilişki sona erecekse bile, onu kirletmeden, geçmişin hatıralarına saygı duyarak bitirebilmek yüksek bir karakter göstergesidir. Çünkü bitiş biçimi, başlangıcın değerini ya yüceltir ya da yok eder.

Belki de sormamız gereken soru şudur: Biz ilişkilerimize başlarken gerçekten sevgi mi koyuyoruz, yoksa beklenti mi? Eğer temele beklenti yerleştirilmişse, bina ilk sarsıntıda yıkılacaktır. Fakat temele sevgi, anlayış ve vefa konmuşsa; son kaçınılmaz olsa bile geriye yıkım değil, hatıra kalacaktır.

Hayat, başlangıçlar ve bitişler arasında salınan bir çizgidir. İnsan bu çizgide yürürken her karşılaşmayı ebedî sanmamalı; fakat her ayrılığı da düşmanlığa dönüştürmemelidir. Çünkü bugün “biz” olan, yarın “geçmiş” olabilir. Mesele, geçmişe bakıldığında içimizin sızlamaması, vicdanımızın susmamasıdır.

Unutulmamalıdır ki; başlangıçlar umutla, bitişler ise karakterle sınar insanı. Ve asıl iz bırakan, nasıl başladığımızdan çok, nasıl bitirdiğimizdir.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.