Bavulların Arkasında Kalan Gizli Dünya

Muhammed Esen

Uçak yolculukları sterildir; her şey milimetrik bir düzen, anonslar ve x-ray cihazlarının soğuk sesiyle ilerler. Bir şehirden diğerine değil, bir terminalden diğerine gidersiniz aslında. Ama otogarlar öyle midir? Otogarlar, bir kentin tüm çıplaklığıyla ağladığı, güldüğü, umutlandığı ve en çok da eksildiği yerlerdir.

Geçen gün bir yakınımı yolcu etmek için yolum o bildik, karmaşık şehir otogarlarından birine düştü. Mazot kokusu, peron numaralarını bağıran çığırtkanlar, ellerinde devasa çuvallarla koşturan insanlar ve köşelerde sessizce bekleyen aileler... O kaotik atmosferin ortasında durup sadece insanları izledim. Fark ettim ki, edebiyatta ve sinemada hep tren garları ya da havalimanı aşkları romantize edilir ama bu toprakların asıl duygusal yükünü hep otogar peronları taşır.

Bir peronun başında, birbirine sarılan iki insan görürsünüz. O sarılma, havalimanındaki o aceleci "hoşça kal"a benzemez. Otogar vedası uzundur, ağırdır; otobüsün muavini "Kaptan kalkıyor!" diye bağırana kadar sürer. El sallayan o yaşlı anne, otobüs hareket edip de o tozlu camın arkasındaki yüz yavaşça uzaklaşana kadar yerinden kıpırdamaz. O an, o peron binlerce kilometrelik bir hasretin ilk metre karesi oluverir.

Çünkü otobüs yolculuğu, zamanı hissettirir bize. Gideceğiniz yere pat diye varmazsınız; her virajı döner, her şehrin ışıklarını izler, bozkırın ortasındaki bir dinlenme tesisinde gece yarısı soğuğunu içinize çekersiniz. Ayrılık da kavuşma da yavaş yavaş, sindire sindire yaşanır. Belki de bu yüzden otogarlarda biriken duygu, kentin en lüks meydanlarından çok daha gerçektir. gurbete giden işçinin kaygısı, üniversiteyi kazanıp evden ilk kez ayrılan gencin heyecanı, memleketine dönen yaşlının huzuru... Hepsi o gri beton zeminlerin üzerine sinmiştir.

Modern hayat bizi her şeyi hızla tüketmeye, vedaları bile WhatsApp mesajlarına sığdırmaya zorluyor. Ama ne zaman bir otogarın önünden geçsem, insan olmanın o en ham, en maskesiz halini hatırlarım.

Şehirleri sadece binalar, yollar ya da köprüler oluşturmaz; şehirleri buralarda bırakılan gözyaşları ve edilen dualar ayakta tutar. Yolunuz düşerse bir gün, acele etmeden izleyin o peronları. Orada sadece otobüsleri değil, insanlığın en saf hikayelerini göreceksiniz.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.