Bekleyenlerin Ülkesi

Mustafa Nesim Sevinç

Zamanın Gaspıyla Kurulan Düzen

Sosyolog Barry Schwartz, modern eşitsizliğin en çıplak ölçüsünü tek cümlede özetler:

“Sosyoekonomik statü düştükçe, bekleme süresi uzar.”

Bu, basit bir kuyruk istatistiği değildir; bir sınıfın, diğerinin zamanı üzerindeki tahakkümüdür.

Türkiye’de beklemek, geçici bir aksaklık değil, bilinçli bir yönetim biçimidir. Devlet hastanesinde aylar sonraya verilen randevu, e-Devlet’te dönüp duran o meşhur “sistemde yoğunluk var” yazısı, torpilsiz ilerlemeyen dosyalar ve asla gelmeyen “o” fırsat… Hepsi aynı kapıya çıkar: Zamanın gaspı. Üstelik sıra size gelene kadar, beklediğiniz şey çoğu zaman anlamını yitirmiş, posası çıkmış olur. Beklemek, yalnızca zamanı değil; umudu, güveni ve geleceği tüketir.

Toplumda güç arttıkça hedefe olan mesafe kısalır. Türkiye’de bu güç; para, bağlantılar, hukuki dokunulmazlıklar ve imtiyazlı ağlardır. Kimi için işler “iki telefonla” çözülürken, kimi hayatını meşgul sinyali dinleyerek geçirir. Bu bir aksaklık değil, bilinçli bir bekletme rejimidir. Zenginlik zamanı satın alabilirken, yoksulluk zamanı feda etmekle ölçülür.

Bugün ayrıcalık artık yalnızca daha fazla paraya sahip olmak değildir; daha az bekleme hakkına sahip olmaktır.

Ancak mesele yalnızca devletle sınırlı değildir. Bekleme artık piyasanın da gelir kalemlerinden biridir. Hızlı geçiş sistemleri, VIP hizmetler, öncelikli müşteri paketleri ve premium üyelikler aynı gerçeği fısıldar: Herkesin zamanı eşit değildir. Kimi bekler, kimi beklememek için ödeme yapar. Böylece eşitsizlik yalnızca gelir dağılımında değil, zaman dağılımında da yeniden üretilir.

Sosyal psikoloji bu noktada nettir: Belirsizlik arttıkça kadercilik büyür, otorite arzusu güçlenir. Hayatının kontrolünün kendi elinde olmadığını hisseden insan, özgürlüğe değil korunmaya, eşitliğe değil itaate yönelir. Beklemek, siyasal bir terbiye aracına dönüşür. Sabır yüceltilir, şükür kutsanır, itaat “olgunluk” diye pazarlanır.

Bu düzen yalnızca cüzdanları değil, zihinleri biçimlendirir. Gelir artabilir; ama korkular, alışkanlıklar ve itaat dili değişmez. Para kazanılır, ama beklemeye alışmış bir toplum özgürleşmez. En pahalı AVM’de latte içenle, otobüste ayakta gidenin reflekslerinin bu kadar benzeşmesi tesadüf değildir; bu, yıllara yayılan bir zihinsel terbiyenin sonucudur.

Alman sosyolog Hartmut Rosa’nın dikkat çektiği gibi, modern toplumlarda eşitsizlik yalnızca servetin değil, zamana erişimin de eşitsiz dağılmasıyla üretilir. Bazıları hayatı hızlandırabilirken, bazıları hayatlarının önemli bir bölümünü bekleyerek geçirmek zorunda kalır. Bu yüzden zaman, görünmeyen ama son derece belirleyici bir iktidar aracına dönüşür.

Ve bu tablonun ortağı sadece iktidarlar değildir. İktidar halkı sıraya dizerken, muhalefet o kuyruğu romantize eder. Biri “sabır imtihanı” der, diğeri “güzel günler yakında” vaazı verir. Oysa halk aynı sıradadır: biri fişini yeni almıştır, diğeri numarasını çoktan kaybetmiştir. Kimse kuyruğu bozmaz; herkes sıranın kutsallığına inanır.

Popülizm işte bu bekleme salonunda filizlenir. Uzun süre bekletilen, onuruyla test edilen insan; kurallara değil, “sıra dışı” bir kurtarıcıya inanmak ister. Eleştirel düşünce yerini “biz” söylemine bırakır; birey silinir, kalabalık kutsanır. Bekleyen toplum, sonunda kendi bekçisini alkışlar.

Bu yüzden mesele teknik verimlilik ya da dijitalleşme değildir. Teknolojik dönüşüm kuyrukları yalnızca ekranların arkasına gizler; ortadan kaldırmaz. Bekleme süresinin kısalması, yalnızca hizmetlerin hızlanması değil, özgür toplumun nefes almasıdır. Çünkü beklemek azaldıkça güven artar; güven arttıkça otoriteye olan mecburiyet zayıflar.

Asıl soru, hangi kuyrukta ne kadar beklediğimiz değil; hangi hakları ve hangi özgürlükleri beklemek zorunda bırakıldığımızdır.

Ve en acı gerçek şudur:

Bu ülkede beklemek yalnızca zamanı değil, insan onurunu aşındırır. Bir kuyrukta geçirilen her dakika, toplumun eşitsizlik haritasını yeniden çizer. Artık sıranın bize gelmesini ummak yetmez. Asıl mesele, o sırayı bozmak ve zamanımızı geri almaktır.

Çünkü beklemeye mahkûm edilen bir toplumda, gelecek bile erteleme usulü çalışır.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.