Ankara’daki Babacan Çay Ocağı, öğrencilerin, işçilerin, avukatların ve siyasetçilerin buluştuğu bir yerdi.
Canip Yıldırım sokağın başında göründüğünde onu tanıyanlar saygıyla ayağa kalkardı.
Çünkü gelen yalnızca yaşlı bir hukukçu değildi. Avukat olarak mahkemelerde bulunmuş, sanık olarak yargılanmış, cezaevlerinde yatmıştı.
Kimisi “Canip Abi”, kimisi “Apê Canîp” derdi.
Anlatacak çok şeyi vardı. Onu dinlemek isteyenler de…
Canip Yıldırım…
1925 yılında Diyarbakır’da dünyaya geldi.
Diyarbakırlı yazar Esma Ocak’ın ağabeyiydi. Kardeşi, şehrin insanlarını ve kadınların hayatlarını yazdı. O ise kimi zaman bir başkasını savunmak için, kimi zaman kendi sözünü savunmak üzere mahkeme kapılarından geçti.
1944’te Ankara’da hukuk öğrenimine başladı, eğitimini Paris’te sürdürdü. Döndüğünde Diyarbakır’da avukatlık yaptı.
İleri Yurt gazetesinin yazı işleri müdürüydü. 1959’da gazetede yayımlanan Kürtçe “Qimil” şiiri nedeniyle hakkında soruşturma açıldı.
1959’da başlayan ve 49’lar Davası olarak anılacak süreçte o da yargılandı. Hakkında idam cezası istendi.
27 Mayıs 1960 darbesinin ardından tutuklandı. Diyarbakır’dan İstanbul’a, oradan Ankara’daki cezaevine uzanan günler yaşadı.
Serbest kaldığında siyasi çalışmalarını Türkiye İşçi Partisi çevresinde sürdürdü. 12 Mart döneminde yeniden tutuklandı, 1974 affıyla özgürlüğüne kavuştu.
Yıllar geçtikçe partiler ve kuşaklar değişti. O ise gençlerle konuşmayı, onları dinlemeyi sürdürdü.
Cezaevinde tanıştığı Mehmet Uzun, yıllar sonra onun kuşağından öğrendiklerini anlatacaktı.
Hayatını Orhan Miroğlu’na anlattı. Bu konuşmalar, Hevsel Bahçesinde Bir Dut Ağacı kitabında toplandı.
2015 yılında Ankara’da hayata veda etti.
Ardında hukuk ve siyaset tarihine geçen bir yaşam, kendisini dinleyenlerin hafızasında nice hatıra bıraktı.
Babacan Çay Ocağı’nda çevresine toplananlar, yaşadığı acılar kadar neşesini, babacanlığını ve hikâyelerini de hatırlayacaktı.
Onların hafızasında hep aynı yakınlıkla kalacaktı…
Canip Abi…
Ya da…
Apê Canîp…