Tam yirmi yıl…
Bir semte, bir renge ve bir formaya sadakatle yazılmış sessiz bir efsanenin hikâyesi.
Tam yirmi yıl…
Bir formaya…
Bir semte…
Bir renge sadakatle adanmış koskoca bir ömür.
Diyarbakır futbolunun gürültüsüz, gösterişsiz ama derin izler bırakan bir hikâyesi var bugün…
Bir isimden değil…
Bir lakaptan söz edeceğim size:
“Çaput Xeyri.”
Asıl adı Hayrettin Kagar…
Ama Diyarbakır onu adıyla değil,
yüreğiyle tanıdı.
Çünkü bazı insanlar vardır…
isimleri unutulur,
ama izleri kalır.
Hançepek’te doğdu…
Hançepek’te büyüdü.
Dar sokaklarda top koşturdu,
taş duvarların arasında futbolu öğrendi.
Yüreğinde Diyarbakır…
ayağında top vardı.
Ve yolu Ayspor’a düştü.
O forma…
onun kaderi oldu.
Giydi…
terletti…
ve tam yirmi yıl sonra
yine aynı formayla vedasını yaptı.
Ne başka bir takım…
ne başka bir renk…
Sadece sadakat.
O yirmi yılın içinde
nice mücadele,
nice ter damlası,
nice sessiz zafer vardı.
Kupalar kaldırdı…
ama hiçbir zaman “ben” demedi.
Sahada kaptandı…
ama önce insandı.
Soyunma odasında ağabey…
sahada güven…
Ayspor’un sadece futbolcusu değil,
vicdanıydı.
Bir gün sorduk ona:
“Hayrettin abe, neden ‘Çaput Xeyri’ derler sana?”
Gülümsedi…
o kendine has mahcubiyetle:
“Mesleğim terziydi…
Sanırım sevenlerim oradan taktı bu lakabı.”
Belki de bu yüzden bu kadar yakıştı.
Çünkü o…
sadece kumaşı değil,
insanları da birbirine bağlayan bir ustaydı.
Takımı bir arada tutan,
dostluğu ilmek ilmek işleyen bir emekçi…
Çaput Xeyri…
Diyarbakır futbolunun sessiz kahramanlarından biri.
Adı çok yazılmadı belki…
ama hatırası hâlâ yaşıyor.
Mahalle aralarında…
tribünlerde…
ve en çok da
Ayspor formasının ruhunda…
Ve bazı insanlar vardır…
futbol oynamaz sadece…
bir şehrin hafızasına dönüşür.