Ama onun hikâyesi yalnızca bir gazetecilik hikâyesi olmadı.
O, Güneydoğu’nun sancılı dönemlerine tanıklık eden…
Bazen bir çatışmanın ortasında…
Bazen unutulmuş bir köyde…
Bazen de manşetlere taşınmayan gerçeklerin peşinde yürüyen gazetecilerden biriydi.
1946 yılında Diyarbakır’ın Lice ilçesinde dünyaya geldi.
Çocukluğu bu coğrafyanın zorluklarını ve insan hikâyelerini tanıyarak geçti.
Belki de bu yüzden yalnızca haberin peşinden koşan bir gazeteci olmadı…
İnsanların yaşadıklarını görünür kılmaya çalışan bir tanığa dönüştü.
İstanbul Üniversitesi Gazetecilik Yüksek Okulu’nu bitirdi.
O yıllarda gazetecilik, masa başında değil; tozlu yolların, karanlık gecelerin ve sahada tutulan notların içindeydi.
Gazeteciliğe Diyarbakır’da yayımlanan Mücadele gazetesinde başladı.
Sonra Hürriyet’in Güneydoğu temsilciliği…
Ardından Güneş gazetesi…
Yıllarca bölgenin en hareketli gündemlerinin içinde yer aldı.
Bir habere ulaşmak bazen saatlerce yol gitmek…
Bazen risk almak…
Bazen de yalnız kalmak demekti.
Talat Polat bütün bunların içinden geçti.
Gerek Irak’ın kuzeyinde, gerekse Güneydoğu’da yaptığı haberlerle uzun yıllar Türkiye gündemini belirleyen gazetecilerden biri oldu.
Ama Talat Polat’ı önemli yapan yalnızca haberleri değildi.
Gazeteciliğe bakışıydı.
1979 yılında Güneydoğu Gazeteciler Cemiyeti Başkanlığı’na seçildi.
Tam 10 yıl boyunca bu görevi sürdürdü.
İl ve ilçelerde görev yapan gazetecileri aynı çatı altında toplamaya çalıştı.
1989 yılında İstanbul’a yerleşti.
Günaydın ve Dünya gazetelerinde yöneticilik görevlerinde bulundu.
2004 yılında aktif meslek hayatını noktaladı.
Ama kalemini hiçbir zaman bırakmadı.
Talat Polat da tanıklık ettiği yılları yazmaya devam etti.
“Güneydoğu’da Sancılı Yıllar” adlı çalışması başta olmak üzere,
yaşadığı dönemin hafızasını gelecek kuşaklara bırakmaya çalıştı.
Talat Polat, 2019 yılında aramızdan ayrıldı.
Ama geride yalnızca haberler değil…
Bir dönemin tanıklığını bıraktı.
Çünkü Talat Polat yalnızca bir gazeteci değildi.
Bir ağabey…
Bir Diyarbakır sevdalısı…
Bir dönemin hafızasıydı.