Bir gün mahalle arasında top peşinde koşan bir çocukken,
yıllar sonra kendinizi bir savaşın tam ortasında bulabilirsiniz.
Nizamettin Kaplan’ın hikâyesi de biraz böyle başladı.
1971 yılında Diyarbakır’da dünyaya geldi.
Bu şehrin sokaklarında büyüdü.
İnsanı tanıdı.
Dostluğu öğrendi.
Hayatı çocuk yaşta tanıdı.
O, mahalle arasında futbol oynayan,
tozlu sahalarda hayaller kuran çocuklardan biriydi.
Futbolu sevdi.
Belki bir gün sahada forma giymeyi hayal etti.
Ama hayat ona başka bir yol çizdi.
Bu kez hayat onun eline top değil, fotoğraf makinası verdi.
Önce sporun içinden baktı hayata.
Tribünleri yazdı…
Sahayı yazdı…
Maçların heyecanını…
Gazeteciliğe de spor muhabirliğiyle adım attı.
Ama hayat onu sadece spor sahalarında bırakmadı.
Güncel haberler çıktı karşısına.
Ve 1990’lı yıllarda Güneydoğu’da haberci olmak…
Kolay değildi.
Belirsizlikti.
Riskti.
Cesaretti.
Birçok kişi gibi daha güvenli yolları seçebilirdi.
O, zoru seçti.
Olayın tam ortasında olmayı…
Gerçeğe yakından bakmayı…
Tanıklık etmeyi…
Gazetecilik yolculuğu
Güneş Gazetesi’nde başladı.
Ardından…
Hürriyet Haber Ajansı…
Cumhuriyet Gazetesi…
Ulusal Basın Ajansı…
Her durak,
onu biraz daha pişirdi.
Sahayı öğretti.
İnsanı öğretti.
Zor zamanlarda ayakta kalmayı öğretti.
Ve ardından NTV…
Gazetecilik yolculuğunun en önemli kırılma noktalarından biri…
1996 yılında…
Gazete sayfalarından
ekranın karşısına geçti.
NTV’nin kuruluş yıllarında başlayan bu yolculuk,
onun gazetecilik serüveninde yeni bir dönemin kapısını araladı.
Çünkü artık sadece yazmıyor…
anlatıyordu.
Ve bu, daha büyük sorumlulukların başlangıcıydı.
2003…
ABD-Irak savaşı…
Dünyanın gözünü çevirdiği o günlerde
NTV ekranından
yaklaşık üç ay boyunca
savaş bölgesinden gelişmeleri
anbean izleyiciye aktardı.
Ardından Suriye iç karışıklığı ve Türkiye sınırında yaşanan gelişmeler…
Patlamaların gölgesinde…
belirsizliğin içinde…
tehlikenin tam ortasında…
Yıllardır aynı ciddiyetle,
aynı sorumlulukla
mesleğini sürdürüyor.
Ama onu sadece iyi bir gazeteci yapan mesleki başarısı değildi.
Duruşuydu.
İnsan sevgisiydi.
Gençlere yol gösteren tavrıydı.
İyi bir aile babası…
İyi bir dost…
İyi bir Diyarbakır beyefendisi…
Gazetecilik bazen bir haberi ilk vermek değildir…
Bazen bir acıya ilk tanıklık eden olmak demektir.
Bir deprem enkazında…
bir yangının dumanında…
bir savaşın sessizliğinde…
Ama onu bugün bazen
bir gelincik tarlasında…
bir yemek sunumunda görmek de mümkün…
Aynı adam.
Aynı mikrofon.
Ama hep aynı sorumluluk:
Gerçeği anlatmak.
Nizamettin Kaplan…
Bazıları haberi anlatır.
O ise yaşadığı zamana tanıklık eder.
✍️ İbrahim Ateşoğlu.