Bazı insanlar vardır…
Meslekleriyle anılmazlar.
Bir duruşla hatırlanırlar.
1938 yılında Siverek’te dünyaya geldi.
Çocukluğu o kadim coğrafyanın sokaklarında geçti.
Ama yolu erken yaşta memleketin dışına uzandı.
Çünkü o yıllarda Siverek’te lise yoktu…
Ve o, parasız yatılı sınavını kazanarak Gaziantep’e gitti.
Bu…
Bir hayatın yön değiştirdiği andı.
1959’da Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi kapısından içeri girdi.
Ve o kapıdan bir öğrenci değil…
Bir ömürlük sorumluluk girdi.
Mezuniyet…
Mecburi hizmet…
Ardından Göğüs Hastalıkları ve Tüberküloz ihtisası…
Askerlik sonrası Diyarbakır SSK Hastanesi…
Ve ardından serbest hekimlik…
Ama onun hikâyesi sadece bir meslek hikâyesi değildi.
Bu…
Bir vicdanın ve bir duruşun hikâyesiydi.
1990-1994 yılları arasında Diyarbakır Tabip Odası Başkanlığı yaptı.
O yıllar kolay değildi…
Çatışmaların, faili meçhullerin,
insan hakları ihlallerinin yoğun yaşandığı bir dönemdi.
Ama o…
Sesini yükseltmeden konuştu.
Bağırmadan anlattı.
Sakin kaldı, iz bıraktı.
Çünkü bazı insanlar vardır…
Sözleriyle değil,
üsluplarıyla iz bırakırlar.
Tam 16 yıl boyunca TTB Yüksek Onur Kurulu üyeliği yaptı.
Ve geride sadece görevler değil…
Bir anlayış bıraktı.
“İşporta da önemli…”
Plansız emeğin, yönsüz çabanın nasıl savrulduğunu anlatan bir uyarıydı bu.
Kürsüye çıktığında herkes dinlerdi.
Çünkü o taraf değildi…
O, vicdandı.
Bir kongrede,
İstiklal Marşı’nın oylanması önerildiğinde,
tek bir cümleyle hafızalara kazındı:
“İstiklal Marşı oylanmaz…
Hep birlikte okunur.”
Bir 14 Mart konuşmasında ise salona şu sözlerle seslendi:
“Olağanüstü hal sağlığımızı bozuyor…”
Ve ardından:
“Benim halkım kanser olmak istiyor…
Çünkü kanser çağdaş bir hastalıktır.
Biz verem olmak istemiyoruz…
Çünkü verem çağdışı bir hastalıktır.”
Ve o unutulmaz cümle:
“Sağlıktan ve özgürlükten tasarruf olmaz.
Sağlıktan tasarruf ölüm,
özgürlükten tasarruf esaret getirir.”
Mahmut Ortakaya…
Bir hekimdi…
Ama sadece hastaları iyileştirmedi.
Bir şehrin vicdanına dokundu…
Bir mesleğin onurunu taşıdı…
Bir kuşağa nasıl durulacağını öğretti.
Bugün adı anıldığında,
yalnızca bir doktor gelmez akla.
İlkelerinden taviz vermeyen bir hekim…
Sözünün arkasında duran bir aydın…
Ve ardında saygıyla anılan bir hayat gelir akla.