Her hikâye bir adımla başlar…
Ama bazı adımlar vardır…
sadece bir yol açmaz…
başkalarına da cesaret olur.
Mesude Önen’in hikâyesi de böyle başladı.
Bir kadın…
Ama sadece kendi hayatını kurmadı…
birçok kadına “olur” dedi.
Bir anne…
Ama sadece çocuklarını büyütmedi…
bir hayali de büyüttü.
Bir aşçı…
Ama sadece yemek yapmadı…
bir şehrin lezzetini taşıdı.
Diyarbakır’da doğdu.
1973…
Üç çocuk annesi…
Ama her şeyden önce
emeğin ve azmin adı.
Onun hikâyesi
bir okulda değil…
bir ev mutfağında başladı.
Misafir sofralarında…
aile içinde…
“Çok lezzetli…” dediler.
“Bir yer açmalısın…” dediler.
Ama o…
uzun süre sadece sevdiği işi yaptı.
Sonra bir gün…
o sözler cesarete dönüştü.
Ve bir otelin mutfağında
ilk adımını attı.
Hiç tecrübesi yoktu…
Ama tutkusu vardı.
O önlüğü giydiği gün…
sadece bir işe başlamadı…
hayatını değiştirdi.
Çalıştı…
öğrendi…
vazgeçmedi…
Şef yardımcılığı…
Sıcak şefliği…
Ve sonra…
Kendi yolunu açtı.
Kolay değildi…
Bir yanda mutfak…
Bir yanda annelik…
Uzun mesailer…
Yorgunluk…
Fedakârlık…
Ama o biliyordu:
Sevdiğin iş…
yük değil…
yoldur.
Bugün…
Kevani Yemek Fabrikası’nın sahibi.
30 kişilik bir ekiple…
her gün binlerce sofraya dokunuyor.
Günde ortalama beş bin kişiye yemek çıkarıyor.
“Kevani”…
yani aşçı kadın…
Bu sadece bir isim değil…
bir hikâyenin özeti.
Onun mutfağında
sadece yemek pişmez…
Bir şehir anlatılır.
Diyarbakır’ın kahvaltısı…
peyniri…
zeytinyağlısı…
Kavurması…
Anneannelerden kalan tatlar…
beş yıldızlı sofralara taşınır.
Ve bir lokma…
insanı çocukluğuna götürür.
Mesude Önen…
Bir kadının istediğinde
neler başarabileceğinin
en sade örneği.
Ama ondan da öte…
Bir memleketin lezzetini
dünyaya taşıyan bir hikâye.
Çünkü bazı hikâyeler…
anlatılmaz.
Sofrada anlaşılır.