“Yıldızlı semâlardaki haşmet ne güzel şey
Mehtâba dalıp yâr ile sohbet ne güzel şey…”
Bu dizeleri yazan Faik Âli Ozansoy’un hayatı yalnızca şiirden ibaret değildi.
Bir gün, tehcir yani zorunlu göç uygulamasına karşı çıkarak Kütahya’daki Ermenileri korumaya çalıştı.
Onu asıl anlatacak olan makamı değil, verdiği bu vicdani karar olacaktı.
Faik Âli Ozansoy…
1876 yılında Diyarbakır’da dünyaya geldi.
Nesiller boyunca şairler yetiştirmiş bir ailenin çocuğuydu. Babası tarihçi ve şair Said Paşa, ağabeyi ise Süleyman Nazif’ti.
İlk ve orta öğrenimini Diyarbakır’da tamamladı. İstanbul’a giderek Mülkiye Mektebi’nde okudu ve 1901 yılında mezun oldu.
Öğrencilik yıllarında Servet-i Fünûn, yani “Bilimler Hazinesi” çevresine katıldı.
1908’de ilk şiir kitabı Fânî Teselliler’i, yani “Geçici Avuntular”ı yayımladı.
1909 yılında Fecr-i Âtî, yani “Geleceğin Şafağı” topluluğunun başkanlığını üstlendi; topluluğa adını veren kişi de oydu.
Devlet görevlerinde kaymakamlık ve mutasarrıflık, yani sancak yöneticiliği yaptı.
1914 yılında Kütahya mutasarrıfı oldu. Tehcir uygulamasına karşı çıktı ve kentteki Ermeni halkını korumaya çalıştı. Ermeni cemaati daha sonra onun adına kiliseye bir teşekkür yazıtı koydu.
Savaş yıllarında yazdığı şiirleri Elhân-ı Vatan’da, yani “Vatan Ezgileri”nde topladı.
Ateşkes döneminde bir süre Diyarbakır valiliği yaptı.
Sonraki yıllarda öğretmenlik yaptı, geçim sıkıntıları yaşadı ama edebiyattan kopmadı. Oğlu Munis ile birlikte Marmara dergisini çıkardı.
1950 yılında Ankara’da hayatını kaybetti.
Faik Âli Ozansoy…
Şiiriyle duygularını, yöneticiliğiyle sorumluluğunu, zor bir dönemde verdiği kararla da vicdanını ortaya koydu.
Onu yalnızca bir şair olarak anlatmak eksik kalırdı.
Çünkü bazen bir insanı, yazdığı dizelerden çok, zor zamanda verdiği bir karar anlatır.