Ses sanatçısı, besteci, diş hekimi, sinema oyuncusu…
Ama hepsinden önce Diyarbakır’ın evladı.
10 Haziran 1946’da Diyarbakır’da doğdu.
1964’te İstanbul’a gitti ama kalbi hiç gitmedi.
Ayda bir mutlaka memlekete döndü.
Çünkü onun için Diyarbakır bir şehir değil;
çocukluğu, gençliği, nefesi, duasıydı.
Türkülerinde bazen bir “Diyarbakır Türküsü” yankılandı,
bazen “Memleketim” diye titretti yüreğimizi.
Ama en büyük türküsü hep Diyarbakır oldu.
Diyarbakırspor onun için bir kulüp değil, bir şehrin kalp atışıydı.
İdmanlara giderdi…
Elinde mutlaka Diyarbakır kadayıfı.
Soyunma odasının kapısından başını uzatır,
o kendine has sıcaklığıyla seslenirdi:
“Aman çocuklar bu maçı almamız lazım…
Gözünüzü seveyim iki puan bizim için çok önemli.
Vehbi, Vahdet bak sizden gol bekliyem.
Kahraman, bak hele gol yemek yox ha!..
Hüsen nerdesin, baggg Hüsen orta saha sahan emanet…
Bu sene şampiyon olacağız Allah’ın izniyle!..
He kurban olduklarım…”
O sözlerde bir sanatçının değil,
bir ağabeyin, bir hemşehrinin yüreği vardı.
Takım kazanınca çocuklar gibi sevinir,
kaybedince sesi kısılırdı.
Çünkü Diyarbakırspor üzülürse, o da üzülürdü.
Zor zamanlarda kapısı çalındığında
bir an bile düşünmeden:
“Konser veririm,” derdi.
Karşılık beklemeden…
Hesap yapmadan…
Çünkü o, Hançepek sokaklarında büyümüş,
sur diplerinde top oynamış bir Diyarbakır çocuğuydu.
Bedri Ayseli için “Diyarbakır” denildiğinde
dünya susar…
Geriye sadece memleket kalır.
Ve o memlekete adanmış
tertemiz bir ömür…
Diyarbakır’a, Diyarbakırspor’a ve bu şehrin hafızasına kattıkları için
saygı, minnet ve dua ile…
Sağlıklı, huzurlu bir ömür diliyorum.