Nam-ı diğer Küpeli Tahir
1970’li yıllar…
Diyarbakır’da Küpeli Tahir’i tanımayan yoktu.
Beyefendiliğiyle tanınır, cömertliğiyle sevilirdi.
Ama yıllar sonra, insanlar onun zenginliğini değil,
bir ömür yüreğinde taşıdığı aşkı konuşacaktı.
Diyarbakır’ın en varlıklı ve en gösterişli simalarından biriydi.
Kulağındaki küpesi, şıklığı ve güzel sesiyle tanınırdı.
Zaman zaman tarihi camilerin minaresine çıkar, okuduğu ezanla dinleyenleri kendine hayran bırakırdı.
İçkale’de adını taşıyan Küpeli Havuzu, bir hamamı, evleri ve Dicle kıyısında bahçeleri vardı.
Hayat ona cömert davranmıştı.
Ta ki Macır Kızı’nı görene kadar…
Şehirde güzelliğiyle dillere destan olan genç kadına âşık olur.
Önce bahçelerini, sonra evlerini,
hamamını, en sonunda Küpeli Havuzunu kaybeder.
Elindeki her şey tükenince,
Macır Kızı da hayatından sessizce çekilir.
Geride ne eski zenginliği kalır,
ne de ihtişamı…
Ama hayata küsmez.
Muhtarlık ve berberlik yaparak hayata tutunur.
Bir gün dönemin Belediye Başkanı Nejat Cemiloğlu’na hikâyesini anlatır.
Cemiloğlu derinden etkilenir.
Kısa bir süre sonra Küpeli Tahir’i belediyede işe alır.
Ama ömrü boyunca unutamadığı tek bir isim vardır.
Macır Kızı…
Yıllar sonra belediyenin merdivenlerinde Macır Kızı’yla karşılaşır.
Macır Kızı onu görmezden gelip yürümeye devam eder.
Küpeli Tahir peşinden koşar.
Kolundan tutar.
Ve dudaklarından şu türkü dökülür:
“Bir fincan kahve olsam…
Kırk yıl hatırım vardı…
Ömrümü ben sana verdim…
Dönüp baksan ne vardı…”
Macır Kızı durmaz.
Küpeli Tahir, o yarım kalan sevdasını,
1980 yılında hayata veda edinceye kadar yüreğinde taşır.
Bugün Diyarbakır’da Küpeli Tahir denince,
yarım kalan bir sevda hatırlanır.
Çünkü bazı sevdalar, insanların ömründen daha uzun yaşar.