Eski Diyarbakır’ın bazalt taşlı bir konağında, babasının kitapları arasında büyüyen çocuk, yıllar sonra ülkenin düşünce hayatında iz bırakacaktı.
Ziya Gökalp…
1876 yılında Diyarbakır’da dünyaya geldi. Doğduğu ev bugün müze olarak kullanılıyor.
Babası Tevfik Efendi’nin kütüphanesinde şiirler ve halk hikâyeleriyle büyüdü.
Diyarbakır Askerî Rüştiyesinde, yani askerî ortaokulda okudu. Babasını kaybedince amcasından Arapça, Farsça ve İslam ilimlerini öğrendi.
Geleneksel eğitimle Batı düşüncesi arasında ağır bir bunalım yaşadı; yine de okumaktan vazgeçmedi.
Genç yaşta İstanbul’a gitti. Baytar Mektebine, yani veterinerlik okuluna girdi; Jön Türkler olarak bilinen Genç Türkler hareketiyle tanıştı.
Muhalif faaliyetleri nedeniyle tutuklandı. Bir yıl cezaevinde kaldıktan sonra 1900 yılında Diyarbakır’a sürgün edildi.
Burada yazılarıyla şehrin kültür hayatına katkı sundu. 1908’den sonra çalışmalarını Selanik ve İstanbul’da sürdürdü.
1919 yılında yeniden tutuklanarak Malta’ya sürgün edildi.
Yaklaşık iki yıl sonra, bir zamanlar ceza olarak gönderildiği memleketine yeniden döndü; bu kez Diyarbakır’ın kültürel hafızasını kayıt altına aldı.
1922’de Küçük Mecmua adlı haftalık dergiyi çıkardı. Şehrin türküleri, manileri, masalları ve halk inanışları bu derginin sayfalarında yer buldu.
Millî kültür ile çağdaş bilimi buluşturmaya çalıştı.
1923 yılında Diyarbakır milletvekili oldu.
Bir yıl sonra İstanbul’da hayata veda etti.
Geride “Türkçülüğün Esasları”, “Kızıl Elma” ve “Yeni Hayat” gibi eserler; Diyarbakır’ın kültürünü sayfalara taşıyan çalışmalar ve kuşakları etkileyen bir düşünce mirası bıraktı.
Ziya Gökalp…
Diyarbakır’daki bir taş konaktan ülkenin düşünce hayatına uzanan bir ömür yaşadı.
Doğduğu şehrin hafızasını ve gençliğe duyduğu umudu eserleriyle geleceğe taşıdı.