Bir sokaktan geçerken yerde gördüğümüz çöpten rahatsız oluyoruz.
Kaldırımlar kirliyse şikâyet ediyoruz. Parklarımızın, caddelerimizin temiz olmasını istiyoruz.
Peki o sokakları kimin temizlediğini hiç düşünüyor muyuz?
Biz henüz uykudayken işe başlayan, yazın sıcağında, kışın soğuğunda çalışan, bazen birkaç dakika içinde yeniden kirletilecek bir sokağa saatlerce emek veren insanları ne kadar görüyoruz?
Belki de asıl soruyu kendimize sormalıyız:
Biz temiz bir şehir istiyoruz ama o şehri temiz tutmak için ne yapıyoruz?
Amed Radyo'da “Yasemin'le Bugün” programında Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi bünyesinde sokak temizliği alanında çalışan Sidar Perişan ile bir araya geldik.
Sidar Hanım, iki kız çocuğu annesi. Daha önce on yıl güvenlik görevlisi olarak çalışmış. Ardından meslek değiştirerek sokak temizliği çalışmalarında görev almaya başlamış.
Onunla yalnızca çevre temizliğini değil, sokakta çalışan kadınların karşılaştığı önyargıları, görünmeyen emeği ve bir annenin çocukları için kurduğu hayalleri de konuştuk.
Anlattıkları, her gün yürüdüğümüz sokaklara biraz daha farklı bakmamız gerektiğini hatırlattı.
Yarım Saatte Yok Olan Emek
Sidar Hanım ve çalışma arkadaşlarının günü sabahın erken saatlerinde başlıyor.
Saat beşte uyanıyor, altıda işbaşı yapıyorlar.
Şehrin büyük bir bölümü henüz uykudayken onlar sokakları temizliyor.
Ama Sidar Hanım'ın anlattığı bir durum var ki üzerinde düşünmemiz gerekiyor:
“Yaptığımız temizlikten sonra yarım saat geçmeden o temizliğin sil baştan olması çok zordu.”
Bir düşünün.
Saatlerce çalışıp bir sokağı temizliyorsunuz. Ardından kısa bir mola veriyorsunuz. Döndüğünüzde aynı yerin yeniden kirletildiğini görüyorsunuz.
İnsanı yalnızca yaptığı işin ağırlığı mı yorar?
Bazen verilen emeğin önemsenmemesi de en az o iş kadar yorucudur.
Sidar Hanım, insanların bu konudaki duyarsızlığının kendilerini üzdüğünü anlatırken aslında hepimize bir sorumluluğumuzu hatırlatıyordu.
Çünkü sokakları temizlemek bir hizmettir. Ama temiz tutmak hepimizin görevidir.
Çöp Kutusu Orada, Peki Çöp Neden Yerde?
Program sırasında Sidar Hanım'ın Diyarbakır halkından çok basit bir isteği oldu:
“Lütfen çöpleri çöp konteynerlerine atalım, yanlarına değil.”
Aslında üzerinde uzun uzun konuşulması gerekmeyecek kadar açık bir istek.
Ama ne yazık ki günlük yaşamda en çok karşılaştığımız sorunlardan biri.
Çöp konteynerinin hemen yanına bırakılmış poşetler, kaldırımlara atılmış ambalajlar, parklarda unutulmuş plastik şişeler…
Hepimiz temiz bir çevrede yaşamak istiyoruz.
Peki neden kendi evimizin temizliğine gösterdiğimiz özeni yaşadığımız sokaklara göstermiyoruz?
Sidar Hanım, bir kişinin çöpü konteynerin yanına bırakmasının başkalarını da aynı davranışa yönlendirebildiğini anlattı.
Bence bu yalnızca çevre temizliğiyle ilgili değil.
Toplum olarak yanlış gördüğümüz bir davranışı bazen sorgulamadan tekrar ediyoruz.
Oysa bir başkasının yere çöp atması, bizim de aynı şeyi yapmamız gerektiği anlamına gelmez.
Bir şehri temiz tutmak, başkalarının ne yaptığına değil, bizim neyi doğru yaptığımıza bağlıdır.
Bir Kadın Sokakta Çalışınca Neden Şaşırıyoruz?
Söyleşimizin önemli konularından biri de kadınların çalışma hayatındaki yeriydi.
Sidar Hanım, sokakta temizlik yapmaya başladığında farklı tepkilerle karşılaştığını anlattı.
Kimi insanlar destek olmuş, teşekkür etmiş. Kimileri ise kadınların neden bu işte çalıştığını sorgulamış.
“Kadınları niye bu alana koymuşlar? Niye kadınlar bu alanda çalışıyor?”
Bu sorular bana toplumda hâlâ bazı meslekleri kadınlara, bazılarını erkeklere ait görme alışkanlığımızı düşündürdü.
Oysa bir işin kadın işi ya da erkek işi olduğuna kim karar veriyor?
Bir kadının çalışma isteğini, becerisini ve emeğini neden yaptığı mesleğe göre değerlendiriyoruz?
Sidar Hanım daha önce on yıl güvenlik görevlisi olarak çalışmış. Sonrasında yeni bir mesleğe başlamaya karar vermiş.
İlk gün zorlanmış. Yapıp yapamayacağını sorgulamış.
Ama zamanla işine alışmış ve yaptığı işi benimsemiş.
Onun şu sözünü özellikle önemli buldum:
“İnsanın işine saygısı olmasa kendine saygısı olmaz.”
Çünkü hiçbir meslek, onu yapan insanı küçümsemek için bir gerekçe olamaz.
Alın teriyle çalışan bir insanın değeri, yaptığı işin toplumdaki görünürlüğüyle ölçülmemeli.
Bir Babanın Kızına Söylediği Söz
Sidar Hanım'ın anlattıkları arasında beni etkileyen bir başka bölüm de ailesinden gördüğü destekti.
Mesleğe başladığında çevresinde bu işi yapmasını sorgulayanlar olmuş.
Ama eşi ve babası yanında durmuş.
Özellikle babasının çalıştığı yere gelerek kendisine söylediklerini anlattı:
“Kızım hiç utanma. Yap, ben seninle gurur duyuyorum.”
Bazen bir insanın ihtiyaç duyduğu en büyük destek, böyle birkaç cümledir.
Çünkü toplumun ne söyleyeceğinden çekinen, çalışmak istediği halde cesaret edemeyen pek çok kadın var.
Bir kadının ailesinden gördüğü destek, onun hayatında önemli bir fark yaratabilir.
Sidar Hanım'ın babasının söylediği söz de aslında çok açık bir mesaj taşıyor.
İnsan emeğinden utanmaz.
Çalışmaktan utanmaz.
Kendi ayakları üzerinde durmaya çalışmaktan utanmaz.
Utanılması gereken bir meslek değil, bir insanın emeğini küçümseyen bakış açısıdır.
Bir Annenin Bütün Yorgunluğunu Unutturan An
Sidar Hanım'la iş hayatı ve aile yaşamı arasındaki dengeyi de konuştuk.
Sabah erken saatlerde başlayan mesai, evde devam eden sorumluluklar, çocuklar, aile hayatı…
Bütün bunları bir arada yürütmenin kolay olmadığını anlattı.
Ama eve döndüğünde yaşadığı bir an var ki bütün yorgunluğunu unutturuyor.
Çocuğunun kapıyı açıp kendisine “Seni özledim anne” demesi.
Bazen bir insanın bütün gün verdiği mücadelenin arkasında işte böyle küçük ama çok değerli anlar vardır.
Biz sokakta çalışan bir kadını gördüğümüzde çoğu zaman yalnızca yaptığı işe bakıyoruz.
Oysa onun da bir ailesi, sorumlulukları, sevdikleri ve hayalleri var.
Sidar Hanım'ın en büyük hayali de iki kızının eğitimlerini tamamlaması ve kendi ayakları üzerinde durabilmesi.
“Evet hiç kimseye muhtaç olmadan yaşamalarını istiyorum. Tek hayalim budur.”
Bir annenin kendi geleceğinden önce çocuklarının geleceğini düşünmesi…
Onların okuyabilmesi, meslek sahibi olabilmesi ve bağımsız yaşayabilmesi için emek vermesi…
Bence Sidar Hanım'ın hikâyesini yalnızca bir çalışma hayatı hikâyesi olmaktan çıkaran da bu.
Bir Şehri Sevmek, Onu Temiz Tutmaktır
Diyarbakır'ı sevdiğimizi sık sık söylüyoruz.
Tarihiyle, kültürüyle, sokaklarıyla gurur duyuyoruz.
Ama bir şehri sevmek yalnızca onun güzelliklerinden söz etmek midir?
Yoksa o güzellikleri korumak da sevginin bir parçası mıdır?
Sidar Hanım, çevre temizliği bilincinin çocuklukta başlaması gerektiğini özellikle vurguladı.
Anne babalara ve öğretmenlere önemli görevler düştüğünü söyledi.
Çünkü çocuklar yalnızca söylediklerimizi değil, yaptıklarımızı da öğreniyor.
Çocuğumuza yere çöp atmamasını söylerken kendi elimizdeki ambalajı kaldırıma bırakıyorsak ona nasıl bir örnek oluyoruz?
Üstelik mesele yalnızca çöpler de değil.
Sidar Hanım, temizlik araçlarının kaldırımlara ulaşmasını sağlayan geçiş alanlarına araç park edilmesinin çalışmalarını zorlaştırdığını da anlattı.
Bu alanların engelli bireylerin ulaşımı açısından da önemli olduğunu hatırlattı.
Yani bazen düşünmeden yaptığımız bir davranış yalnızca çevreyi kirletmiyor, başka insanların günlük yaşamını da zorlaştırıyor.
Bir şehirde birlikte yaşamak, yalnızca aynı sokakları paylaşmak değil, birbirimizin hayatını kolaylaştırmayı da öğrenmektir.
Son Söz
Sidar Perişan'la yaptığımız söyleşiden sonra insanın aklına ister istemez şu soru geliyor:
Biz yaşadığımız şehre gerçekten ne kadar sahip çıkıyoruz?
Temiz sokaklarda yürümek istiyoruz.
Güzel parklarda oturmak istiyoruz.
Çocuklarımızın sağlıklı bir çevrede büyümesini istiyoruz.
Ama bütün bunların sorumluluğunu çoğu zaman başkalarına bırakıyoruz.
Oysa sabahın erken saatlerinde sokakları temizleyen insanların da bir hayatı var.
Onlar da yoruluyor.
Onlar da evlerine dönüyor.
Onların da çocukları, aileleri ve hayalleri var.
Sidar Hanım'ın hikâyesi bize yalnızca sokak temizliğini değil, emeğe saygı duymayı da hatırlatıyor.
Belki de bundan sonra yere atılmış bir çöp gördüğümüzde yalnızca çevrenin kirlendiğini düşünmemeliyiz.
O çöpü toplamak zorunda kalacak insanı da düşünmeliyiz.
Çünkü bir şehrin temizliği yalnızca belediyenin ya da temizlik çalışanlarının sorumluluğu değildir.
Hepimizin ortak sorumluluğudur.
Bizim birkaç saniyede kirlettiğimiz bir yeri, bir başkası saatlerce emek vererek temizliyor.
O halde kendimize şu soruyu soralım: Bizim kirletmemeye bile özen göstermediğimiz bir şehri, başkaları neden sürekli temizlemek zorunda kalsın?