Ortadoğu’da zaman yine yavaşladı; hatta durdu bile denebilir. Son bir yıldır bölgede barıştan söz ediliyordu. En azından Türkiye’de böyle bir hava yaratılmaya çalışılıyordu. Şimdi ise sabah akşam savaştan söz ediliyor. İşte bu yüzden, ne vakit barış konuşulsa Ortadoğu’da zamanın yavaşladığını söylüyoruz.
Bir de tartışmaya gerek bırakmayan şu gerçek bir kez daha ortaya çıktı: Ortadoğu’da konu Kürt meselesi olduğunda tablo bir anda değişiyor. Birbirleriyle kavgalı olanlar, aralarındaki tüm sorunları bir kenara bırakıp aynı noktada buluşuyor, aynı dili konuşuyor. Bu durum yalnızca tek tek ülkelerde değil, Türkiye’de ve bölgenin genelinde de geçerlidir.
İşte bu nedenle Kürt meselesi, Ortadoğu’nun en çarpıcı ve paradoksal biçimde en “birleştirici” başlıklarından biridir. Birbirleriyle uzlaşamayan toplumları, siyasi aktörleri ve devletleri aynı hatta buluşturan nadir ortak payda, çoğu zaman Kürt karşıtlığıdır. Bugün Türkiye’de ve Suriye’de yaşananlar da bunun güncel bir örneği olarak karşımızda durmaktadır. Yine uzlaşamayan güçler, Halep’te Kürtleri yok etmek için güç birliği içine girdiler. Kadın, çocuk on binlerce sivil insan kış şartlarında ölümle burun buruna. Bununla da yetinilmiyor; Rojava’yı da silip süpürmek için ellerini ovuşturuyorlar. Halepçe benzeri bir katliama zemin hazırlamak için, bayrak indirme provokasyonunu bile gerçekleştirdiler.
Bu kez tabloya Ortadoğu dışındaki aktörler de açık biçimde dâhil oldu. ABD ve bölgedeki en önemli askerî müttefiki İsrail, Kürtleri bir kez daha çıkar hesaplarının konusu hâline getirdi. “Daha önce yapmadılar mı?” diye sorulabilir. Evet, yaptılar. Ancak bu kez, geçmişe kıyasla çok daha pervasız, çok daha kaba ve sokak kabadayısı bir üslupla yaptılar.
Bu tercihin hangi çıkarlar uğruna yapıldığını tahmin etmek zor değil. Amerika, bölgedeki planlarını hayata geçirmek için bazı iktidarları baskı altına alıyor; kimi zaman tehdit ediyor, kimi zaman da vaatlerle yönlendiriyor. Ancak unutulmamalıdır ki zamanı geldiğinde aynı iktidarları “Sizinle işimiz bitti” diyerek bir kenara atmaktan da çekinmeyecektir.
Amerika’daki radikal çevreler, bu politikaları tarihe geçecek ölçüde dengesiz bir lider profili üzerinden, Donald Trump eliyle yürütmektedir.
Kimse erken sevinmesin. Kürtleri boğmak için aynı zeminde buluşanlar şunu unutmamalıdır: Bu kirli savaş oyununda, sonunda herkes kaybedecektir.
**
Ramazan Öztürk hakkında
Halepçe Katliamı’nın sembol fotoğraflarını dünyaya ulaştıran gazeteci Ramazan Öztürk, gazeteciliğe 1975 yılında Dünya Gazetesi’nde başladı. Ramazan Öztürk’ün fotoğrafları dünyanın sayılı fotoğraf kitaplarında yer aldı. Şimdilerde haber belgeselleri üzerine çalışan Öztürk 107 ülke gezmiş, yaklaşık 20 savaşa tanıklık etmiş. Öztürk, savaş muhabiri olarak tanınsa da o kendisini gazeteci olarak tanımlıyor.
Öztürk, 2022 yılında NewsLab’a verdiği röportajda mesleğini şöyle açıklıyor:
“Sizi tanıtmak için birçok farklı ifade kullanılıyor: foto muhabir, savaş muhabiri, gazeteci, fotoğrafçı… Siz kendinizi nasıl tanımlıyorsunuz?”
“Aslında hepsi var ama ben gazeteciyim. İlk başladığımdan itibaren haberi yaparken aynı zamanda fotoğrafını çektim. 1986’da savaş muhabirliğine başladım, gittiğim yerlerde yanımda ikinci bir foto muhabiri götürmüyordum. Savaş muhabirliği dışında özel haber yaptım, araştırma dosyaları hazırladım, birçok yolsuzluk haberi yaptım. Türkiye’de yerel gazetecilikte en popüler alan diyebileceğimiz polis-adliye muhabirliğini de yaptım yıllarca. 12 Eylül dönemi öncesi ve sonrası mahkeme, siyasi ya da ağır cezalık davaları takip ettim. Bunların hepsi meslekte iyi tecrübeler kattı bana. Savaş muhabirliğinde de yıllarım geçti gerçekten. 86’dan bugüne aşağı yukarı dünyada olan savaşların, örnek olarak 20 savaş desek 18’ini gördüm ben.
Fotoğrafı çok önemsiyorum. Türkiye’de bu işi yapanların fotoğraf olayını çok iyi algıladıklarını inanmıyorum. Bizim dönemimizde gazeteler foto muhabirine küçümser gibi bakarlardı. Foto muhabir ve muhabir ayrımında da çok taraf değilim, muhabirdir o da. O fotoğrafla anlatıyor, öbürü yazıyla anlatıyor. Ama bazen fotoğraf tek başına, sayfalar dolusu yazının anlatmaya çalıştığı şeyi bir karede anlatabilir; ki bunun örneklerini tarih gösteriyor bize zaten. O bakımdan her zaman gazeteci, haberci dediğin iki işi birlikte yapmasını bilmeli. Ben bunu yapmaya çalıştım bugüne kadar.”