Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın özgürlüğüne kavuşması, yalnızca iki siyasetçinin cezaevinden çıkması anlamına gelmeyecek. Bu adım, yıllardır baskı altında tutulan demokratik siyasetin yeniden güç kazanması, yargı kararlarının uygulanması ve “Barış ve Demokratik Toplum Süreci”nin güven zemininin oluşturulması açısından kritik bir eşik olacak.
Türkiye’de “çerçeve yasa” olarak adlandırılan ve “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun” adıyla yasalaşan düzenlemenin ardından gözler, cezaevlerindeki siyasi tutuklu ve hükümlülerin durumuna çevrildi. DEM Parti Eş Genel Başkan Yardımcısı Tayip Temel, düzenlemenin uygulanmasıyla Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın da aralarında bulunduğu yaklaşık 4 bin kişinin tahliye edilebileceğini belirtti. Ancak Demirtaş ve Yüksekdağ açısından mesele yalnızca yeni yasanın kapsamına girip girmemekle sınırlı değil. (
Her iki siyasetçinin özgürlüğü, aynı zamanda Türkiye’nin demokratikleşme iddiasının somut bir göstergesi olarak değerlendiriliyor. DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan da Demirtaş ve Yüksekdağ’ın AİHM ve AYM kararları doğrultusunda tahliye edilmeleri gerektiğini belirtiyor.
AİHM kararlarının uygulanması meselenin merkezinde
Selahattin Demirtaş bakımından konu yeni bir yasal düzenlemenin yaratacağı olanaktan çok daha eskiye dayanıyor. AİHM Büyük Daire, 22 Aralık 2020 tarihli kararında Demirtaş’ın tutukluluğunun siyasi çoğulculuğu ve özgür seçimleri koruyan demokratik toplum ilkeleriyle bağdaşmadığı yönünde değerlendirmelerde bulundu. AİHM’in daha sonraki kararları da Demirtaş’ın özgürlüğü konusundaki tartışmayı uluslararası hukuk boyutunda sürdürdü.
Bu nedenle Demirtaş’ın serbest bırakılması, “çerçeve yasadan yararlanacak mı?” sorusundan ibaret değil. Asıl soru, Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası hukuk mekanizmalarının ve kesinleşmiş yargı kararlarının ne ölçüde uygulanacağıdır.
Demirtaş’ın avukatı Mahsuni Karaman da önceliklerinin AİHM kararlarının uygulanması olduğunu, ancak müvekkilinin çerçeve yasa kapsamında da tahliye edilebileceğini ifade etti. Hukukçu Prof. Dr. Adem Sözüer ise tartışmanın, aslında çok daha önce serbest bırakılması gerektiğini belirttiği bir kişi açısından “yasadan yararlanıp yararlanmayacağı” noktasına sıkışmasını eleştirdi.
Figen Yüksekdağ açısından da benzer bir hukuki ve siyasi tablo söz konusu. Yüksekdağ, çerçeve yasaya ilişkin değerlendirmesinde kendisi ve Demirtaş hakkında AİHM kararlarının bulunduğuna dikkat çekerek özgürlükleri için yeni bir yasaya ihtiyaç olmadığını belirtti.
Demirtaş ve Yüksekdağ’ın özgürlüğü neden kritik?
Demirtaş ve Yüksekdağ, yalnızca eski HDP eş genel başkanları değil; Türkiye’de milyonlarca insanın oy verdiği bir siyasi hareketin seçilmiş temsilcileri olarak uzun yıllardır cezaevinde tutuluyor.
Bu nedenle iki ismin özgürlüğü, demokratik siyasetin üzerindeki baskının azaltılması bakımından sembolik bir anlam taşıyor.
Özellikle Kürt sorununun demokratik ve siyasi yollarla çözümünün yeniden tartışıldığı bir dönemde, siyasi aktörlerin cezaevinde tutulmaya devam etmesi süreç açısından ciddi bir çelişki oluşturuyor. Bir yandan “toplumsal bütünleşme” ve “barış” kavramları üzerinden yeni bir dönem tarif edilirken, diğer yandan demokratik siyasetin en görünür isimlerinin özgür olmaması, sürecin kapsayıcılığı konusunda soru işaretleri yaratıyor.
Bu nedenle Demirtaş ve Yüksekdağ’ın tahliyesi, çerçeve yasanın yalnızca güvenlik ve ceza hukuku üzerinden değil, demokratik siyasetin önünü açan bir düzenleme olarak uygulanıp uygulanmayacağının da göstergesi olacak.
Güven sorunu özgürlüklerle aşılabilir
Barış süreçlerinin en temel unsurlarından biri tarafların birbirine duyduğu güvendir. Türkiye’de geçmiş yıllarda yaşanan çözüm ve müzakere deneyimleri, hukuki ve siyasi adımların gecikmesinin güven sorununu büyüttüğünü gösterdi.
Bugün yeni bir süreçten söz ediliyorsa, geçmiş dönemde yaşanan siyasi tasfiyelerin ve yargılamaların yarattığı sonuçların da ele alınması gerekiyor.
Demirtaş ve Yüksekdağ’ın özgürlüğü bu açıdan bir “jest” değil, demokratik siyasetin normalleşmesi açısından gerekli bir adım olarak görülüyor.
Çerçeve yasanın uygulanmasının zamana yayılmasının risk yaratabileceği yönünde DEM Parti tarafından da uyarılar yapılıyor. Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, uygulama için henüz netleşmiş bir takvim bulunmadığını ve sürecin uzamasının riskleri artırabileceğini ifade etti.
Dolayısıyla önümüzdeki dönem yalnızca yasanın ne zaman uygulanacağı değil, hangi anlayışla uygulanacağı açısından da belirleyici olacak.
Demokratik siyaset yeniden güçlenebilir
Demirtaş ve Yüksekdağ’ın özgürlüğe kavuşması halinde ortaya çıkacak tablo, cezaevlerinden iki önemli siyasetçinin çıkmasından daha geniş bir anlam taşıyabilir.
İki ismin yeniden toplum ve siyaset alanında görünür hale gelmesi, demokratik siyasetin yeniden güç kazanmasına katkı sunabilir. Kürt sorununun çözümünde siyaset kurumunun rolünü büyütebilir, farklı toplumsal kesimler arasındaki temas kanallarını genişletebilir.
Özellikle Demirtaş’ın farklı toplumsal kesimlere ulaşabilen siyasi dili ve Yüksekdağ’ın kadın özgürlük mücadelesi eksenindeki politik birikimi düşünüldüğünde, iki siyasetçinin özgürlüğü sürecin toplumsal boyutunu da güçlendirebilir.
Bu nedenle mesele yalnızca “tahliye” değildir. Mesele, siyasetin cezaevlerinden çıkarılmasıdır.
Çerçeve yasanın gerçek sınavı
Çerçeve yasa, “toplumsal bütünleşme” hedefiyle hazırlanmışsa, bunun karşılığı yalnızca silahların bırakılması veya ceza infazında yapılacak değişikliklerle sınırlı kalmamalı. Demokratik siyasetin önündeki engellerin kaldırılması, siyasi davaların yeniden değerlendirilmesi, AİHM kararlarının uygulanması ve ifade ile örgütlenme özgürlüğünün güvence altına alınması da sürecin temel parçaları olmalı.
Bu noktada Demirtaş ve Yüksekdağ’ın özgürlüğü, yasanın demokratik niteliğinin ölçülebileceği en önemli başlıklardan biri haline geliyor.
Çünkü barış ve toplumsal bütünleşme yalnızca silahların susmasıyla değil, siyasetin özgürleşmesiyle mümkün olabilir.
Demirtaş ve Yüksekdağ’ın özgürlüğüne kavuşması, Türkiye’de siyasi rekabetin yeniden demokratik zemine çekilmesi açısından önemli bir eşik oluşturabilir. Aynı zamanda AİHM kararlarının uygulanmasıyla hukuk devleti ilkesinin yeniden güçlendirilmesine katkı sunabilir.
Sonuç olarak çerçeve yasanın gerçek başarısı, Meclis’te kabul edilmesiyle değil, toplumda yaratacağı değişimle ölçülecek. Eğer amaç gerçekten yeni bir demokratik dönem ve toplumsal bütünleşmeyse, bunun en güçlü göstergelerinden biri, siyasetçilerin cezaevinde değil, toplumun içinde siyaset yapabilmesi olacaktır.
Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın özgürlüğü bu nedenle sürecin tali bir başlığı değil, demokratikleşme iddiasının doğrudan sınandığı temel başlıklardan biridir.