Bazı kadınların mesaisi sabah başlamıyor.
Çocuklar uyuduktan sonra başlıyor.
Ev sessizleşiyor, mutfakta ışık yanıyor, tezgâh hazırlanıyor ve gün boyu anne olan bir kadın bu kez kendi hayalinin başına geçiyor.
Amed Radyo’da “Yasemin’le Bugün” programında konuğum butik pastacılık yapan Leyla Lala’ydı.
28 yaşında, iki çocuk annesi.
Pastacılıkla tanışması lise yıllarına dayanıyor. Üniversitede eğitimine devam etmiş, okul projeleri kapsamında yurt dışında da eğitimler almış. Evlendikten sonra mesleğine bir süre ara vermiş ama mutfaktan hiçbir zaman tamamen kopmamış.
Bugün ise evinin mutfağında kendi markasını büyütmeye çalışıyor.
Ve bir gün kendi butik pastanesinin kapısını açmanın hayalini kuruyor.
Bir Hevesten Daha Fazlası
Leyla’nın hikâyesi, “Evde pasta yapmayı seviyordum, sonra işe dönüştürdüm” cümlesinden ibaret değil.
Arkasında yılların eğitimi var.
Teknik bilgi var.
Hijyen bilgisi var.
Malzemeyi tanımak, zamanı doğru kullanmak, hata yaptığında ürünü kurtarmak ve her siparişi yeniden sıfırdan hazırlamak var.
Zaten kendisi de bunu çok net söylüyor:
“Yetenek sizi başlatabilir ama eğitim sizi doğru yola götürür, deneyim ise geliştirir.”
Bugün sosyal medyada birçok iş kolay görünmeye başladı.
Bir fotoğraf görüyoruz, güzel bir pasta görüyoruz ve yalnızca sonucu görüyoruz.
Ama o sonucun arkasındaki saatleri pek görmüyoruz.
Bir Pastanın Arkasında Kaç Saat Var?
Leyla bazen bir pasta için iki, hatta üç gün çalışıyor.
Müşterinin istediği tasarım konuşuluyor.
Malzemeler hazırlanıyor.
Kekler pişiriliyor.
Kremalar hazırlanıyor.
Bazı süslemelerin kuruması bekleniyor.
Sonra tasarım, süsleme ve teslimat geliyor.
Bazen her şey planlandığı gibi gitmiyor.
Sıcak hava kremayı etkileyebiliyor.
Pasta çökebiliyor.
Teslim saati yaklaşırken yeniden toparlamak gerekebiliyor.
Dışarıdan bakıldığında birkaç dakikada kesilip yenilen bir pastanın arkasında bazen günler süren bir emek var.
Belki de evden üretim yapan kadınların emeği tam burada görünmezleşiyor.
Çünkü iş yeri mutfak olunca, yapılan iş de kolay sanılıyor.
Çocuklar Uyuyor, Mesai Başlıyor
Leyla’nın iki küçük kızı var.
Gündüz annelik devam ediyor.
Çocukların yemeği, bakımı, ev işleri…
Sonra gece oluyor.
Çocuklar uyuduğunda bazen onun çalışma günü yeni başlıyor.
Bunu anlatırken söylediği bir cümle aslında pek çok kadının hayatına dokunuyor:
“Her siparişte bu son diyorum.”
Çünkü yoruluyor.
Bazen gücü tükeniyor.
“Bir daha sipariş almayacağım” dediği günler oluyor.
Ama sonra yaptığı işe bakıyor ve neden başladığını hatırlıyor.
“Kendi ayaklarımda durmaya çalışıyorum. Çocuklarıma örnek olmak istiyorum. Hayallerimin peşinden gidiyorum.”
Ve yeniden mutfağa dönüyor.
Bence bu hikâyenin en güçlü tarafı da tam olarak burada.
Mükemmel şartları beklememiş olması.
Evde Çalışmak Kolay mı?
Toplumda garip bir düşünce var:
“Evde yapıyorsun, ne kadar zor olabilir?”
Oysa evde üretmek bazen işi daha da zorlaştırıyor.
Çünkü iş ile ev arasındaki sınır ortadan kalkıyor.
Mesai saati yok.
Bazen gece gelen bir mesaj, sabaha yetişmesi gereken bir siparişe dönüşüyor.
Bir yandan müşteriye cevap veriyorsunuz, diğer yandan çocuklarla ilgileniyorsunuz.
Bir yandan pasta süslüyorsunuz, diğer yandan evin sorumluluğu devam ediyor.
Bu yüzden evde çalışan kadınların emeğini yalnızca “evden çalışıyor” diye küçümsememek gerekiyor.
Çünkü ortada gerçek bir üretim, gerçek bir zaman ve gerçek bir emek var.
Tekrar Sipariş, Bir Güven Meselesi
Leyla’nın söylediği bir başka cümleyi de önemli buldum:
“Sipariş almak değil, tekrar sipariş almak önemli.”
Aslında ticaretin özeti biraz da bu.
İlk siparişi reklam getirebilir.
Sosyal medya getirebilir.
Merak getirebilir.
Ama ikinci siparişi güven getirir.
Leyla da ürünlerini önceden hazırlamadığını, sipariş geldikten sonra üretime başladığını ve kendi çocuklarına nasıl yedirecekse müşterisine de aynı hassasiyetle hazırladığını söylüyor.
Butik üretimin en önemli tarafı belki de burada.
Müşteri yalnızca bir pasta almıyor.
Karşısındaki insanın emeğine ve sözüne de güveniyor.
Hayalin Adı: Küçük Bir Butik Pastane
Söyleşimizin en güzel bölümlerinden biri Leyla’nın geleceğe dair hayalini anlattığı andı.
Büyük, gösterişli bir yer istemiyor.
Küçük, sıcak, insanların içeri girdiğinde kendisini iyi hissedeceği bir butik pastane hayal ediyor.
Hatta dekorasyonunu bile düşünüyor.
Orada kendi ürünleri olacak.
Cheesecake’leri olacak.
Cupcake’leri olacak.
Butik pastaları olacak.
Ama söylediği bir şey bence o hayalin tamamını anlatıyordu:
“Sadece pasta alınan bir yer değil, benim hikâyemin de hissedildiği bir yer olsun istiyorum.”
Çünkü bazı dükkânların değeri yalnızca sattığı üründe değildir.
Oraya gelene kadar verilen mücadelede saklıdır.
Kızlarına Bırakmak İstediği Miras
Leyla’ya çocuklarının bir gün bu mücadeleyi nasıl hatırlamasını istediğini sordum.
Cevabı çok netti:
“Annemiz hayalinden vazgeçmedi desinler.”
Bence bir annenin çocuğuna bırakabileceği en güçlü miraslardan biri de budur.
Her şey yolunda gitmese bile yeniden başlanabileceğini göstermek.
Hayatın bir döneminde ara vermenin, tamamen vazgeçmek anlamına gelmediğini göstermek.
Bir kadının anne olduktan sonra da hayal kurabileceğini, üretebileceğini ve kendi yolunu açabileceğini göstermek.
Babasının Mutfakta Bıraktığı İz
Onun mutfakla kurduğu bağın ardında, belki de en büyük pay babasına ait.
Gazete tutkunu olan babası, gazetelerin yanında verilen yemek dergilerini büyük bir merakla alır, oradaki tarifleri evde denemeye çalışırdı.
Annesi evden gittiğinde ise henüz 12 yaşındayken mutfağın başına geçer, pasta yapardı.
Bir Ramazan ayında babası, mutfağın bütün sorumluluğunu ona verdi.
Yemekleri de tatlıları da onun yapmasını istedi. “Az da olsa, yap. Yeter ki yap,” diyerek onu cesaretlendirdi.
Belki o gün bunun hayatında nasıl bir iz bırakacağını bilmiyordu. Ancak babasının bu güveni, ona yalnızca yemek yapmayı değil; denemeyi, üretmeyi ve kendi yeteneğine inanmayı da öğretti.
Bugün geldiği noktaya baktığımızda, başarısının temelinde o günlerden kalan bir miras olduğu görülüyor:
Mutfağa duyduğu merak ve her şeyden önemlisi, ona daha çocuk yaşta “yapabilirsin” diyen bir babanın desteği.
Son Söz
Leyla Lala’nın hikâyesini dinlerken aklımda onun şu cümlesi kaldı:
“Mükemmel zamanı beklemeyin. Çünkü o mükemmel zaman hiçbir zaman gelmeyecek.”
Belki de hepimizin zaman zaman kendimize hatırlatmamız gereken cümle bu.
Başlamak için her şeyin hazır olmasını bekliyoruz.
Çocuklar biraz büyüsün.
Şartlar düzelsin.
Maddi imkânlar oluşsun.
Cesaret gelsin.
Ama bazen hayat, bütün şartların aynı anda hazır olduğu bir gün sunmuyor.
Bazen elinizde yalnızca küçük bir mutfak, birkaç malzeme ve büyük bir hayal oluyor.
Gerisi ise emekle geliyor.
Leyla bugün kendi butik pastanesinin kapısını henüz açmadı.
Ama bana kalırsa o kapının ilk anahtarını çoktan çevirdi.
Çünkü bir hayalin gerçek olmaya başladığı an, ona inanıp ilk adımı attığınız andır.