Çünkü ölüm ıskalamaz

Abdurrahim Kılıç

Tel tel dökülüyor her şey. Sonda söyleyeceğimi başta söylüyorum. Abartmadan, kıvırmadan o sevimli çocukların oynadıkları reklamdaki söylemle “dümdük” söylüyorum. Tel tel, haşır haşır, paldır küldür ne derseniz deyin sıradanlığın, yozlaşmanın, çürümenin dibine vuruyoruz.

Bu öyle bir çürümüşlük ki, kimse kimseye dost değil, kimse kimseye sır değil. Sınır yok! Utanmazlığın sınırı yok, haramın sınırı yok, vicdansızlığın sınırı yok.Kendi cebini doldurmak, midesini şişirmek, etini büyütmek dışında kaygısı olmayan bir iştah ve utanmazlık.

Cahilin özgüvenine tavan yaptıran, bilgeleri susturan bir dökülmeden söz ediyorum. En büyük hastalık olan had bilmezlikten bahsediyorum. Koca gökyüzünün altında bir zerre bile olamayan insanın kendini dünyanın merkezine koymasından söz ediyorum.

Öyle bir yozlaşma ki, kendini bir iktidara yamayarak racon kesen, kaba güç devşirmekten başka hiçbir yeteneği olmayan, bütün kısırlığına karşın köşe başlarını tutmak için kırk takla atan bir yozlaşmadan bahsediyorum.

Çürümenin kırk dilini, kırk çeşidini gördük son yıllarda. Tepeden tırnağa bir çürümüşlük aldı başını gidiyor. Yanlış anlaşılmasın bir şikayet değil bu, bir sitem hiç değil. Sadece tanıklık ve bu tanıklıktan duyduğum derin inanmışlığın yıkılışı, hüsranı. İnsana inanmanın, umudu büyütmenin, daha güzel bir dünya düşü kurmanın yıkılışı.

Şöyle bir aynaya bakın, çekinmeyin lütfen, bütün kibarlığımla soruyorum: şu işini bilmek kavramının açıklamasını bana yapın, şu utanmazlığı nereden, nasıl öğrendiniz, hangi eğitim sisteminden geçtiniz, hangi inançtan fetva aldınız bana söyleyiniz. Hırsızlıktan, haksızlıktan, açgözlülükten, arsızlıktan yüzünüz nasıl kızarmaz bana da anlatınız. Gerçekten merak ediyorum! Paranız veya makamınız var diye utanmamayı nasıl öğrendiniz, nasıl beceriyorsunuz, merak ediyorum.

Günlük hayatlarınızda bile aslında ne kadar da sıradansınız. Şöyle bir konuşmalarınızı sakince dinleyin, evet, evet, kendinizi dinleyin ve sonra gidip kocaman bir boy aynasının karşısına geçin. Deyin ki; başkası benim yaptığımı yapsaydı, ne düşünürdüm? Sonra üç kere tükürün kalitesizliğinize, kişiliksizliğinize! İnandığınız ne vardı yoksul günlerinizde, ne kaldı şimdi yaşamınızda!s

Tam üç kere, unutmayın. O aynadaki kişiyi iyice inceleyin. Ruhunda en küçük bir sancı duyarsan tam üç kere… şöyle okkalı bir küfür de savurabilirsin. Yok, eğer hiçbir şey hissetmez, ruhunuzu rahat hissederseniz bir ihtimal belki bir psikoloğa ihtiyaç duyabilirsin. Hani benimki bir umut, belki bir his, o da olmuyorsa “canın cehenneme!”

Canın cehenneme ey insan görünümlü kaba ve kibirli budala.  Hasta olduğunu dahi bilmiyorsan, kendini Kaf Dağının tepesinden insanlığın üzerine sıçabilecek kadar kudretli görüyorsan canın cehenneme. Hayat, bir oyun ve bu oyun bir gün biter. Oyun kurucu değil, sadece bir figüransın, hatta diyalogu bile olmayan bir figüran. Sahnedeki oyun kurucuları alkışlayan bir şey olarak kalacak ve adın anılmayacak. Ve bil ki ölümlüsün ve ölüm her şeyi yener. Evet, seni bile. Ne gücün, ne sermayen, nede bunlara dayanarak kestiğin raconların seni koruyabilir. Çünkü ölüm, adildir. Çünkü ölüm, kimseyi ıskalamaz!