İnsanoğlu olarak uzaya roket gönderiyor, yapay zekayla felsefe yapıyor ve okyanusların en derin noktalarını haritalandırabiliyoruz. Ancak henüz çözemediğimiz, her sabah ve her akşam çuvalladığımız dikey bir sınavımız var: Asansörler.
Günde birkaç kez, sadece birkaç saniyeliğine, tanımadığımız insanlarla birkaç metrekarelik metal bir kutunun içine hapsediliyoruz. Kapı kapandığı an başlayan o tuhaf, klostrofobik tiyatroyu hiç dışarıdan bir gözle izlediniz mi?
1. Kat: Göz Kaçırma Sanatı
Asansöre bindiğinizde başlar o büyük mücadele. Normal şartlarda sokakta yürürken birine saniyelerce baksanız "Ne bakıyorsun?" kavgaları çıkabilir. Asansörde ise tam tersi bir ekstrem yaşanır: Mutlak Göz Kaçırma. Kafalar hemen yukarıdaki kat göstergesine çevrilir. Sanki 4. kattan 5. kata geçiş anı, insanlık tarihinin en büyük kuantum sıçrayışıymış gibi büyük bir dikkatle sayılar izlenir. Ya da ayakkabıların bağcıkları dünyadaki en sanatsal objeymiş gibi incelenmeye başlanır. Yeter ki yanımızdaki insanın varlığını gözlerimizle onaylamayalım.
2. Kat: O Kurtarıcı Ayna
Peki ya o aynalar? Mimarlar asansörlere aynaları bizi çok sevdiklerinden ya da saçımızı düzeltelim diye koymadılar; tamamen mekan geniş görünsün ve klostrofobimiz azalsın diye koydular. Fakat ayna, asansör sosyolojisinin en büyük illüzyonudur. Aynadan yanınızdaki kişiyi süzersiniz, yanınızdaki kişi de sizin onu süzdüğünüzü aynadan görür. Bir nevi "ayna içi diplomasi" yürütülür. Saçınızı düzeltiyormuş gibi yapıp arkadaki adamın kravatına not vermek sadece bize özgü bir yetenek olmasa gerek.
3. Kat: Telefon İllüzyonu
Eğer kat sayısı 10’un üzerindeyse, sessizlik dayanılmaz bir boyuta ulaşır. İşte tam o an "Modern Çağın Kalkanı" devreye girer: Akıllı Telefonlar. Asansörün içinde çekmeyeceğini bile bile telefona sarılır, internet varmış gibi hararetle ekranı kaydırırız. Hatta bazen çok önemli bir mail okuyormuş gibi kaşlarımızı çatarız. Karşı tarafa verilen mesaj nettir: "Çok meşgulüm, o yüzden seninle konuşmuyorum, yoksa çok sosyal biriyimdir."
Zemin Kat: Bir "İyi Günler" Tesellisi
Asansör yolculukları, modern insanın tahammül sınırlarının ve "kişisel alan" algısının en çıplak test edildiği yerlerdir. Birbirinin nefesini duyacak kadar yakın ama birbirine "Merhaba" demeyecek kadar uzak olmak, 21. yüzyıl şehir hayatının küçük bir özetidir.
Yine de kapı açılıp herkes kendi dünyasına dağılırken mırıldanılan o utangaç "İyi günler" veya "Kolay gelsin" cümlesi, aradaki o soğuk metal duvarları bir anlığına eritir.
Yarın sabah o kutuya bindiğinizde kat sayılarına bakmak yerine yanınızdaki insana sadece gülümsemeyi deneyin. Korkmayın, asansör düşmeyecektir; en fazla modern dünyanın küçük bir kuralını ihlal etmiş olursunuz.