DİSFORİ Mİ, DİSTOPYA MI ?

Murat KANDEMİR

Reddedilmekten, başarısız olmaktan, beğenilmemekten, sevilmemekten, yalnızlıktan, yetersizlik hissinden, korkuyoruz.Bu yüzden günden güne samimi ilgi zayıflığa dönüşüyor, korunma ve duygusal mesafe özgüven gibi pazarlanıyor. İnsanlar yavaş yavaş gerçek bağlar kurmak yerine, sahte standartlar üzerinden olmayan bir imajı sahnelemek zorunda kalıyor. İmaj sahnelemek artık ilişkilerden ve bağlardan daha çok planlıyor, algı görünüş mekan elbise fotoğraflar her şey ustalıkla….Gel gör ki mükemmel bir seramoni hazırlıksız bir imajı asla kurtarmıyor.

Modern insan hep aynı yerde tökezliyor, zihinsel olarak tekrarladığı melodramlara takılıp düşüyor. Modern insanı zihni kontrol ettiği için, zihinsel ve duygusal kodlarının, alışkanalıklarının kısır döngüsünü beslemeyi mutluluk sanıyor. Oysa tekrar edilen inançların kodların ve akışkanlıkların bir eşikten sonra kendi gerçekliğini yarattığını farketmiyor. Bir süre sonra kısır döngü modern insanın umudunu kırıyor ve kendini kapatmaya başlıyor. Korkularımızla yüzleşmek yerine onlardan kaçıyoruz. Bu yüzden ilişki kuramıyor, birilerini gerçekten sevemiyoruz.

Birkaç kötü deneyim yaşayınca "Doğru insan yok, önemsemeye, değer vermeye, sevilmeye layık kimse yok" diyerek kendimizi yalnızlıkla cezalandırıyoruz. Yeni biriyle yola çıkmaktan, âşık olmaktan, sevmekten kaçıyoruz. Kalbimizi ruhumuzu ve huzurumuzu koruduğumuzu zannederken zihinsel ve duyğusal kodların, alışkanlıkların tuzağına bir daha düşüyoruz. Ne zaman kalbinizi ruhunuzu ve huzurunuzu korumak yerine onları deneyimlere açık tutmayı ve yaşamınızı zihnin kontrolünden çıkarmayı öğrenirseniz? hayatınız sihirli bir şekilde değişmeye başlar. Bu farkındalık eşiğinden sonra şikayet etmek yerine ders almak için fırsatlar görürüz.

Gerçekten sevilmeye değer biri olmak istiyorsak, önce kendimizi gerçekten sevmeyi öğrenmemiz gerektiğini anlarız. İyileşmek, bolluk, bereket ve huzur istiyorsak bunlara çaba destekli tekrarlarla ve içtenlikle inanarak erişebileceğimizi kavrarız. Başımıza bir şeyler gelir. Kayıplar, acılar yaşarız, yalnızlıkla sınanırız. Ve tüm bunlara rağmen kendimizi kapatmaz; ders alır, olgunlaşır ve devam edersek bir noktadan sonra öyle veya böyle ödül gelir.

Çünkü hayatın kendisi, iyisiyle kötüsüyle, ruhani bir öğretmendir. Çabaya da ters çabaya bir noktadan sonra muhakkak bir karşılık verir. Bu yüzden mutsuz olduğunuzda, bir şeyler ters gittiğinde bunların geçici olduğunu farkedin. Neden diye sormayın, direnmeyin, kendinizi suçlamayın. Yaşanması gerektiğini kabul edip dirayetle geçmesini bekleyin. Ne olursa olsun daima hayattan zevk almayı seçebilirsiniz. Hiçbir şey sizi korkutup kabuğunuza çekilmenize, cesaretinizin kırılmasına neden olmasın. Tek gerçek şu: Doğdunuz ve öleceksiniz. İkisi arasındaki zaman çizelgesinde yaşadıklarınızdan mutlu olmayı ya da mutsuz olmayı seçeceksiniz.

Bu bakış açısıyla yaşarsanız kalbiniz bir noktadan sonra açılır, korkular uçup gider ve ruhsal olarak özgürleşirsiniz. Böylece kendi cennetinizi yaratırsınız. Her şeyden tatmin olduğunuz, hiçbir acının sizi yıkamadığı, sorunların üstesinden dirayetle gelebildiğiniz, içinizdeki neşe ve huzurla bağınızı hiç koparmadığınız bir yaşama ilk adımı atarsınız.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.