DİTAV’da “Şiir bize ne söylüyor” söyleşisi düzenlendi

DİTAV Amida Akademi Buluşmalarında; ‘Şiir Bize Ne Söylüyor’ konulu söyleşide; moderatörlüğünü Vahap Coşkun’un yaptığı Cihan Ülsen’in son çıkan şiir kitabı ‘Hüzün Kıyasları’ üzerine gerçekleşti.

Mümin AĞCAKAYA

TİGRİS HABER - DİTAV ‘Amida Akademi Buluşmaları’nda Vahap Coşkun’un moderatörlüğünü yaptığı; Cihan Ülsen’in yeni çıkan şiir kitabı, ‘Hüzün Kıyasları’ üzerine,’Şiir Bize Ne Söylüyor’ konuşuldu.

‘Bu topraklarda insanlar şair oluyor ya da bir dönem şiir yazıyor’

Moderatör Vahap Coşkun’un sorularını cevapladı. Coşkun’un; şiirin hayatında bir ihtiyaç haline nasıl geldiği sorusuna Cihan Ünsal; bu topraklarda neredeyse her üç kişiden birinin ya şair olduğunu ya da hayatının bir döneminde şiir yazdığını söyleyerek çocukluğunun 90’lı yıllarında geçtiğini söyleyerek o dönemde Ahmed Kaya ve Yusuf Hayaloğlu’nun etkisinden bahsetti.

O sıkıntılı dönemde kendini ifade etmede bazı zorluklar olduğu için şiirle atıflarda bulunmanın, hayata karşı bir duruşunu ifade etme açısından farklı bir söylem meselesi de olduğunu söyledi.

2008 ve 201 yılları arasında Mazlum-Der’de insan hakları aktivistliği yaptığını söyleyerek;

“İnsan bir yerden sonra yani o ölümlere, işkencelere, haksızlıklara tanıklık edince, bunu kamuoyu oluşturma ve insanlara duyurmanın yetmediğini ve nefes almadığınızı hissettiğiniz bir noktaya geliyorsunuz. “ diyen Ünsal; Mazlum-Der olarak 2014'ün Ocağında dergi çıkardıklarını ve şiirlerini orada yazmaya başladığını söyledi.

Yayınladığı ‘Hüzün Kıyasları’ kitabının açıktan sesini yükselten politik şiirlerin ağırlıkta olduğu metinler olduğunu, daha bağırmayan, olaylara sukünetle yaklaşan, mevcut durumu kabul etmeyen, öfkeli söylemeyen içe dönük şiirler oldu diye konuştu.

‘Hukuku hayatınızdan çıkarırsanız çorak bir toprakla baş başa kalırsınız’

Kıyasa hayatın varoluşundan bakmaya çalıştığını söyleyerek, edebiyat ve hüzün arasındaki ilişkiye değindi. Şiir ve hukuk arasındaki ilişkiye de değinerek;

“Hukuku hayattan çekip çıkarırsanız çorak bir toprakla karşı karşıya kalırsınız. Şiiri de, sanatı da, edebiyatı da bu topraktan çektiğiniz zaman aynı kuraklıkla baş başa kalırsınız. Çünkü birbirini besleyen yönler var. Birbirinden ayrılan yönler var. Hukuk örneğin daha belirgindir, daha keskindir, kuralları önceden yazılmıştır. Hukukun belirlediği sınırlar içerisinde kalırsınız ve ona göre bir mevzide bulunursunuz. Şiir daha serbesttir, daha özgürdür, daha alan açıcıdır.”

Siz hukuku ve şiiri ya da yani genel anlamda sanatı hayatınızdan çıkarttığınız andan itibaren zaten varoluşun gerektirdiği bütün şeyleri hayatınızdan çekip çıkartıyorsunuz. Sizin hayatınızı anlamlı kılan, değerli kılan her şeyden feragat etmiş oluyorsunuz. Ama bunlara sıkı sıkıya sarıldığınızda o zaman size haysiyetli bir yaşamın yolunu ve yöntemini gösteriyor.”

‘Hayatın boşluğunu şiir dolduruyor’

Hukukun söylemediği çok az şey kaldı artık. Her şeyi de düzenliyor. Ama hayat bir bütün olarak her zaman terazinin ağır tarafını çekiyor. Her zaman bir boşluk kalıyor. O boşluğu doldurmak işte biraz şiirin işi. Ama şiir tek başına bizim hayatlarımızı kurtaran bir şey değil aslında.

Yani insan haklarının bu kadar çok ihlal edildiği bir coğrafyada şiirin dolayısıyla da şiirden güç alarak edebiyatın bir sığınak olduğunu, o sığınak üzerinden hukuka yaslanmak gerektiğini de göz ardı etmemek gerekir kanaatindeyim.”

Söyleşinin sonunda kitap imzası ve hatıra fotoğraflarının çekilmesiyle sona erdi.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Kültür-sanat Haberleri