Diyarbakır Barışın Başkenti Olabilir mi?

Oktay GÜVENER

Diyarbakır'ın taşları çok şey gördü.

Surların gölgesinde imparatorluklar yükseldi, devletler yıkıldı, diller değişti, insanlar geldi geçti. Dicle aktı; bazen bereket taşıdı, bazen bir şehrin acılarına sessizce tanıklık etti.

Bu şehir tarih boyunca yalnızca bir şehir olmadı.

Bir hafıza oldu.

Bir kavşak oldu.

Bazen de Türkiye'nin en ağır meselelerinin aynası...

Ama bugün Diyarbakır'ın önünde farklı bir soru var:

Bu şehir geçmişin acılarını anlatan bir hafıza merkezi olarak mı kalacak, yoksa Türkiye'nin barış geleceğini yazan şehir mi olacak?

Bence artık bu soruyu sormanın tam zamanı.

Çünkü Türkiye'de son günlerde önemli bir eşik aşıldı.

TBMM'de "Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun" 10 Ağustos'ta 467 oyla kabul edildi. TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş da bu sonucu, "Terörsüz Türkiye" hedefinin Meclis'teki geniş desteğinin göstergesi olarak değerlendirdi.

Bu yalnızca Ankara'nın gündemi değildir.

Bu kararın en fazla hissedileceği yerlerden biri Diyarbakır'dır.

Çünkü Diyarbakır, Türkiye'nin yıllardır çözemediği bir meselenin yalnızca seyircisi olmadı; o meselenin en ağır sonuçlarını yaşayan şehirlerden biri oldu.

Şimdi ise tarihin önüne başka bir sayfa açılıyor.

Ve o sayfanın başlığını Diyarbakır yazabilir.

Burada çok önemli bir ayrım yapmamız gerekiyor.

Barış, yalnızca silahların susması değildir.

Barış; insanların birbirinden korkmamasıdır.

Barış; bir annenin çocuğunun geleceği için endişe etmemesidir.

Barış; bir gencin doğduğu şehirden kaçmadan da hayallerini gerçekleştirebileceğine inanmasıdır.

Barış; farklı kimliklerin birbirini tehdit olarak görmemesidir.

Barış; Türk'ün, Kürt'ün, Zaza'nın, Arap'ın, inananın, inanmayanın, sağcının, solcunun aynı şehirde birbirinin varlığından rahatsız olmadan yaşayabilmesidir.

Ve belki de en önemlisi:

Barış, geçmişi unutturmak değil; geçmişin tekrar yaşanmayacağı bir gelecek kurmaktır.

Diyarbakır'ın bugün ihtiyacı olan şey tam olarak budur.

Çünkü bir toplumun barışması için sadece devlet ile örgüt arasında bir mutabakat yetmez.

Toplumun da birbirine yeniden güvenmesi gerekir.

Diyarbakır bu fırsatı değerlendirebilir

Bugün Diyarbakır'da sürece ilişkin destek açıklamaları yapılırken, aynı zamanda toplumda ciddi bir beklentinin bulunduğu da görülüyor: Sürecin hukuk, demokrasi ve kalıcı reformlarla güvence altına alınması.

Bu beklentiyi küçümsememek gerekiyor.

Çünkü barışın en büyük düşmanı yalnızca çatışma değildir.

Güvensizliktir.

Bugün bir insan "Acaba bu süreç yine yarım kalır mı?" diye düşünüyorsa, orada hâlâ aşılması gereken bir mesafe vardır.

İşte bu nedenle Diyarbakır'ın rolü yalnızca "barış isteyen şehir" olmakla sınırlı kalmamalıdır.

Diyarbakır, barış kültürünün üretildiği şehir olmalıdır.

Üniversiteleriyle...

Sivil toplumuyla...

Sanatçılarıyla...

Gençleriyle...

Kadınlarıyla...

İş dünyasıyla...

Yerel yönetimleriyle...

Ve elbette siyasetiyle...

Bir futbol maçı bile bazen tarihten daha güçlü bir mesaj verebilir

Önümüzdeki günlerde Diyarbakır'da oynanacak Amedspor–Erzurumspor karşılaşmasına iki bakanın tribünde katılacağının açıklanması, sporun barış ve kardeşlik için bir buluşma alanına dönüştürülmesi açısından ayrıca dikkat çekiyor. Yetkililer karşılaşmayı sporun barış ve kardeşliğe aracılık etmesi çerçevesinde ele alıyor.

Bana göre bu maç, skor tabelasından çok daha büyük bir anlam taşıyor.

Çünkü bazen bir tribünde yan yana oturan insanların görüntüsü, siyasilerin saatlerce yaptığı konuşmalardan daha güçlü olabilir.

Düşünün...

Erzurum'dan gelen bir takım Diyarbakır'da sahaya çıkıyor.

Diyarbakırlı taraftarlar rakibini ağırlıyor.

Maç bitiyor.

Bir takım kazanıyor, diğeri kaybediyor.

Ama herkes evine güzel bir spor müsabakası yapmış olarak dönüyor.

İşte gerçek normalleşme biraz da budur.

Rakibinin varlığını kabul etmek.

Onunla aynı zemini paylaşabilmek.

Kaybettiğinde düşman değil, rakip görebilmek.

Diyarbakır'ın yeni hikâyesi burada başlamalı

Diyarbakır'ın artık sürekli olarak "acıların şehri" diye anlatılmasından yorulmadık mı?

Bu şehrin gençleri sadece faili meçhulleri, çatışmaları, göçleri ve yoksulluğu konuşarak mı büyümeli?

Diyarbakır'ın çocuklarına bırakacağımız miras yalnızca geçmişin hikâyeleri mi olmalı?

Hayır.

Onlara başka bir hikâye de bırakabiliriz.

Bir Diyarbakır düşünün:

Sabah Sur'un gölgesinde kahvesini içen turistin, Dicle'nin kıyısında yürüyen ailenin, üniversitesinde araştırma yapan öğrencinin, teknoloji şirketi kuran gencin ve fabrikasında üretim yapan iş insanının aynı geleceğe baktığı bir şehir...

Bir Diyarbakır düşünün:

Türkiye'nin farklı şehirlerinden insanlarla sanatın ve edebiyatın konuşulduğu, ekonominin büyüdüğü bir şehir...

Bir Diyarbakır düşünün:

Türkiye'nin sorunlarının konuşulduğu değil, Türkiye'nin sorunlarının çözümüne katkı sunan şehir.

İşte o zaman Diyarbakır yalnızca barışın başkenti değil, Türkiye'nin demokratik olgunlaşmasının sembolü olabilir.

Ama bunun için herkesin yapacağı bir şey var

Devlete düşen görev var.

Siyasete düşen görev var.

Muhalefete düşen görev var.

Yerel yönetimlere düşen görev var.

Sivil topluma düşen görev var.

Medyanın da görevi var.

Ve en önemlisi, topluma düşen bir görev var:

Barış dilini günlük hayatımıza taşımak.

Çünkü Ankara'da yasa çıkarabilirsiniz.

Ama Diyarbakır'ın kahvesinde, okulunda, tribününde, mahallesinde, işyerinde barış duygusu oluşmuyorsa o yasa eksik kalır.

Barış bir kanun maddesiyle başlamaz.

İnsanın zihninde başlar.

Diyarbakır artık geçmişiyle yarışmak zorunda değil

Bu kadim şehir dünyanın en eski medeniyetlerine ev sahipliği yaptı.

Surları UNESCO'nun mirası oldu.

Dicle'si şiirlere girdi.

Dengbêjleri hafızayı kuşaktan kuşağa taşıdı.

Ama artık Diyarbakır'ın yeni bir hikâyeye ihtiyacı var.

Bu hikâyenin başrolünde acı değil, umut olmalı.

Korku değil, güven olmalı.

Göç değil, gelecek olmalı.

Çatışma değil, rekabet olmalı.

Ve düşmanlık değil, kardeşlik olmalı.

İşte o gün Diyarbakır gerçekten barışın başkenti olur.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.