TİGRİS HABER - Mızrak, "Bu durumu, Akın Gürlek’ in Türkiye'deki politik yargılamalardaki geçmiş rolüyle birlikte okumamız gerekiyor. Sayın Gürlek, hakimlik ve başsavcılık görevleri süresince birçok politik davada kritik kararlara imza atmış bir isimdir" dedi.
Adalet Bakanı Akın Gürlek, katıldığı bir televizyon programında tutukluların avukatları aracılığıyla cezaevinden dışarıya mektup veya notlar şeklinde yazıların gönderilmesine ilişkin bir yasal düzenlemenin yapılacağı mesajını verdi.
Diyarbakır Barosu Genel Sekreteri Baver Mızrak, ANKA Haber Ajansı'na Gürlek'in ifadelerine ilişkin olarak yaptığı açıklamada, "Bu açıklamanın tutuklu siyasetçileri hedef aldığı ortada. Bu durumu, Akın Gürlek’ in Türkiye'deki politik yargılamalardaki geçmiş rolüyle birlikte okumamız gerekiyor. Sayın Gürlek, hakimlik ve başsavcılık görevleri süresince birçok politik davada kritik kararlara imza atmış bir isimdir. Selahattin Demirtaş ve Sırrı Süreyya Önder'e hapis cezası veren mahkemenin başkanlığını yapmıştır. İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı olarak İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun, Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer'in, Ayşe Barım'ın tutuklanmasıyla sonuçlanan soruşturmalara imza atmıştır. Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) üyesi avukatların yargılandığı davada, tahliye kararı veren heyetin görevden alınmasının ardından mahkeme başkanlığına getirilmiş ve avukatlara hapis cezaları vermiştir. Bunun gibi daha bir çok politik yargılamada rolü bulunmaktadır” diye konuştu.
Mızrak, avukatların müvekkilleriyle görüşme hakkının kısıtlanmasına ilişkin, "Savunma ve siyaset yapma hakkı başta olmak üzere evrensel insan hakları bağlamında birçok hak ihlalini beraberinde getirebilecek, yargının siyasallaştığı yönündeki eleştirileri ortaya çıkaracaktır" dedi.
“Ortada bir boşluk değil, aksine kanun koyucunun koruma altına aldığı bir temel hak bulunmaktadır”
Gürlek’in, "mevzuat boşluğu" olarak nitelendirdiği hususun yasal ve anayasal bağlamda düzenlenmiş bir hak olduğunu ve savunma hakkının özünü oluşturduğunu belirten Mızrak, "Mevcut yasal durum şudur, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 154. maddesinin 1. fıkrası açıkça 'Şüpheli veya sanık, vekaletname aranmaksızın müdafi ile her zaman ve konuşulanları başkalarının duyamayacağı bir ortamda görüşebilir. Bu kişilerin müdafi ile yazışmaları denetime tabi tutulamaz' hükmünü içermektedir. 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 114. maddesinin 5. fıkrası da 'Tutuklunun müdafi ile olan haberleşmesine ve kurum düzeni çerçevesinde temas ve görüşmelerine hiçbir suretle engel olunamaz ve kısıtlamalar konulamaz' hükmünü taşımaktadır. Dolayısıyla ortada bir 'boşluk' değil, aksine kanun koyucunun koruma altına aldığı bir temel hak bulunmaktadır" ifadesini kullandı.
“İktidarın yargı eliyle muhalefeti baskılama pratiğinin yeni bir halkası olarak okunmalıdır”
Mızrak, şunları kaydetti:
"Böyle bir yasaklama, zincirleme hukuk ihlallerine yol açacaktır. Savunma hakkının özüne dokunulacaktır. Avukat-müvekkil arasındaki iletişimin gizliliği, adil yargılanma hakkının vazgeçilmez unsurudur. Tutuklu, henüz hakkında kesinleşmiş bir mahkumiyet kararı bulunmayan kişidir ve masumiyet karinesinden yararlanır. Bu kişilerin avukatlarıyla iletişiminin denetlenmesi, savunma hakkının ihlalini oluşturur. Avukatlık mesleğinin bağımsızlığı zedelenecektir. Avukat, yargının kurucu unsurudur. Avukatın müvekkiliyle iletişiminin denetlenmesi, avukatın müvekkiline sağlıklı bilgi alışverişini kısıtlayacak, böylelikle avukatın mesleğini yapamaz hale getirecektir. İktidarın yargı eliyle muhalefeti baskılama pratiğinin yeni bir halkası olarak okunmalıdır. Tutuklu siyasetçilerin avukatlarıyla iletişiminin denetlenmesi veya kısıtlanması, onların siyasi faaliyetlerini, parti örgütleriyle iletişimini, kamuoyuyla paylaşacakları mesajları engellemeye dönük bir araç haline gelecektir. 'Talimatların dışarı çıkması' olarak nitelendirilen durum, esasen siyasi partilerin örgütsel iletişiminin bir parçası olabilir. Bir siyasi partinin genel başkanının veya milletvekilinin, tutuklu bulunduğu süreçte parti örgütüyle veya kamuoyuyla iletişim kurması, siyasetin doğal bir parçasıdır. Bunun 'mevzuat boşluğu' olarak nitelendirilip engellenmesi, siyasetin doğrudan baskı altına alınması anlamına gelecektir.”
“Avukatla iletişimin denetlenmesi veya kısıtlanması, savunmayı etkisiz kılar”
Avukatların müvekkilleriyle görüşme hakkının kısıtlanmasının birden fazla temel insan hakkının ihlali anlamına geldiğini kaydeden Mızrak, “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı, etkin bir savunma yapabilmeyi gerektirir. Avukatla iletişimin denetlenmesi veya kısıtlanması, savunmayı etkisiz kılar. Anayasa'nın 22. maddesinde düzenlenen haberleşme hürriyeti, avukat-müvekkil arasındaki iletişimi de kapsar. Avukat-müvekkil arasındaki görüşmeler, özel hayatın en mahrem alanlarından biridir. Bu görüşmelerin denetlenmesi, Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayatın gizliliği hakkının ihlalidir. AİHM, birçok kararında avukat-müvekkil gizliliğinin korunmasının adil yargılanmanın olmazsa olmazı olduğunu vurgulamıştır. Diyarbakır Barosu olarak, barolar, Avukatlık Kanunu'nun 76. maddesi gereği hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını savunmak ve korumakla görevli kurumlardır. Bu görevimiz gereği, savunma hakkı başta olmak üzere temel insan hakları ihlallerine dair her türlü girişimin karşısında olmaya devam edeceğiz” diye konuştu.