Diyarbakır’a yağmur yağdı. Sokaklar suyla doldu, yollar kilitlendi, iş yerlerini su bastı. Sanayi sitesinde esnaf kendi imkânlarıyla dükkânlarına dolan suyu tahliye etmeye çalıştı. Bazı alt geçitlerde trafik aksadı, Çermik’te yağışın ardından menfez köprüler yıkıldı.
Bunlar yalnızca bir günlük yağışın haberleri değil. Aynı zamanda Diyarbakır’ın altyapısını, şehir planlamasını ve geleceğini yeniden düşünmemiz gerektiğini gösteren işaretler.
Elbette hiçbir şehir, olağanüstü yağışlardan tamamen etkilenmeden çıkamayabilir. Ancak asıl soru şu: Her kuvvetli yağmurda aynı sorunlarla karşılaşıyorsak hâlâ yağmuru mu konuşacağız, yoksa altyapımızı mı sorgulayacağız?
Bu hafta yaşananlar, bu soruyu bir kez daha önümüze koydu. Aslında aynı olay geçen hafta İstanbul’da da yaşanmıştı. Ama nedense Avrupa’da ve Amerika’da bu tür haberlerle pek karşılaşmıyoruz. Çünkü batı medeniyeti bu tür önemli işleri çok uzun vadeli planlamaktadır.
Aynı şekilde bundan binlerce yıl önce Mısır’da veya Roma’da da bu tür olaylar pek olmazdı. Onlar da şehir planını sel baskınlarına göre dizayn ederlerdi. Peki, bizde sorun nedir? Maalesef yatırımların kısa vadeli olması, kurumlar arası planlamanın eksikliği ve kalitesiz malzeme ve işçilik.
Şehrimize dünden bu yana yağan yağmurlar sonucu Yenişehir’deki 2. Sanayi Sitesi’nde iş yerlerini su bastığı, esnafın biriken suları kendi imkânlarıyla tahliye etmeye çalıştığı bildirildi. Kent merkezinde bazı alt geçitlerde su birikmesi nedeniyle trafik aksadı basına yansıdı. Sonucu ve eziyetini ise yaşanan halkımız çekmekle yetindi.
Bu olayların her birinin teknik nedeni ayrı ayrı incelenmeli. Yağmur suyu kanallarının kapasitesi, mazgalların temizliği, menfezlerin durumu, yapılaşma ve drenaj sistemi uzmanlar tarafından değerlendirilmelidir.
Yağmurun ne zaman yağacağını her zaman bilemeyiz. Ama yağmur suyunun nerede birikebileceğini, hangi alt geçidin risk taşıdığını, hangi mahallenin altyapıya ihtiyaç duyduğunu önceden belirleyebiliriz.
Bunun için bilimsel planlama, düzenli bakım, şeffaf bütçe yönetimi ve kurumlar arası koordinasyon şarttır.
Bir esnafın dükkânındaki suyu kendi imkânlarıyla temizlemesi, yalnızca maddi bir kayıp değildir. Emeğin, zamanın ve güven duygusunun da zarar görmesidir.
Bir vatandaşın işe giderken yolda kalması, öğrencinin okula ulaşmakta zorlanması, ambulansın veya toplu taşıma aracının ilerleyememesi ihtimali ise meselenin doğrudan yaşam kalitesiyle ilgili olduğunu gösterir.
Şehir yönetmek, bir sanattır ve tamamen gönüllülüktür. Eğer siz bir şehre hizmet etmeye talip değilseniz lütfen aday olmayın. Diyarbakır halkı bunu hak etmiyor.
Diyarbakır’ın gündemi yalnızca yağmurdan ibaret değil. Trafik, otopark, kentsel dönüşüm, hızlı tren, çevre yolu, hafif raylı sistem ve sanayi yatırımları da yıllardır konuşulan başlıklar arasında.
Diyarbakırlı artık yalnızca proje açıklamalarını değil, takvimleri ve sonuçları da görmek istiyor. Hangi proje hangi aşamada? Finansmanı hazır mı? İhale ne zaman yapılacak? Çalışmalar ne zaman başlayacak? Tamamlanması için belirlenen tarih nedir?
Bu soruların cevabı açıkça verilirse kamuoyu da süreci takip edebilir.
Diyarbakır’ın trafik sorununu da sadece kavşaklarla çözmek mümkün değil.
Yeni yollar, kavşak düzenlemeleri ve alt geçitler bazı noktalarda rahatlama sağlayabilir. Fakat nüfus artışı, yeni yerleşim alanları ve araç sayısındaki yükseliş dikkate alınmadan yapılan düzenlemeler, bir süre sonra yetersiz kalacaktır. Israrla vurguladığım Battı- Çıktılar yapılmadıkça da şehrin trafiği rahatlamayacaktır.
Bu nedenle Belediye ile merkezi yönetim arasında sorumluluk paylaşımı ve finansman konusunda uyum sağlanmalı ve Diyarbakır’ın ihtiyaçları ortak bir çalışma programına dönüştürülmelidir.
Bir sonraki kuvvetli yağış geldiğinde yine aynı görüntüleri mi izleyeceğiz, yoksa bugünden gerekli önlemleri almış mı olacağız? Trafiği rahatlatacak en az 50 yıllık planlama ne zaman yapılacak?
Diyarbakır daha iyisini hak ediyor. Bu şehirde yaşayan insanlar, her yağmurda endişelenmeden, her sabah trafiğe teslim olmadan, yıllardır konuşulan projelerin bir gün mutlaka gerçekleşeceğine inanarak yaşamak istiyor.
Artık vaatlerin değil, sonuçların konuşulacağı bir döneme ihtiyaç var.