O, bu kadim şehrin hafızası kaybolmasın diye bir ömür verenlerdendi…
Bazen Mardinkapı’dan Urfakapı’ya kadar yürür, bu kadim şehrin hafızasını içinde yaşatırdı.
Çünkü Şevket Beysanoğlu için Diyarbakır yalnızca bir şehir değildi.
Korunması gereken büyük bir mirastı.
Araştırmacı, yazar ve halkbilimci kimliğiyle tanınan Beysanoğlu, 1920 yılında Diyarbakır’da dünyaya geldi.
Çocukluğu bu kadim şehrin sokaklarında geçti.
Belki de bu yüzden taşlara, türkülere ve eski hikâyelere herkesten daha dikkatli bakardı.
Diyarbakır Lisesi’ni bitirdi.
Ardından Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu.
Van Başkale ve Nevşehir Avanos’ta hâkimlik yaptı.
Daha sonra avukatlık…
Ama hangi mesleği yaparsa yapsın, aklı hep Diyarbakır’daydı.
Eski kitaplarda…
Türkülerde…
Folklörde…
Mardinkapı’da…
Urfakapı’da…
Ve unutulmaya yüz tutmuş isimlerde…
Çünkü o, bir kültürün kaybolup gitmesine gönlü razı olmayan adamlardandı.
Henüz genç yaşlarda yazmaya başladı.
İlk şiiri “Hasret”, 1936 yılında yayımlandı.
Sonra yazıları Karacadağ dergisinde çıktı.
Ve o günden sonra kalemi hiç susmadı.
Ama onun yazdıkları yalnızca yazı değildi.
Bir şehrin hafızasını koruma çabasıydı.
Diyarbakır folkloru…
Diyarbakır tarihi…
Bu şehrin yetiştirdiği fikir ve sanat insanları…
Hepsi onun satırlarında yeniden hayat buldu.
“Diyarbakır Folkloru”
“Diyarbakırlı Fikir ve Sanat Adamları”
“Anıtları ve Kitabeleriyle Diyarbakır Tarihi”…
Bugün hâlâ başvuru kaynağı kabul edilen eserler bıraktı geriye.
Sadece araştırmadı…
Topladı.
Derledi.
Korudu.
Kitaplığını Dicle Üniversitesi’ne bağışlaması bunun en güzel örneklerinden biri oldu.
Şevket Beysanoğlu’nun satırlarında yalnızca tarih yoktu.
Bir sokak vardı…
Bir taş vardı…
Bir türkü vardı…
Ve her şeyin içinde Diyarbakır vardı.
1990 yılında Dicle Üniversitesi tarafından fahrî doktora unvanıyla onurlandırıldı.
2003 yılında hayata veda etti.
Ama bazı insanlar gerçekten gitmez.
Bir şehir onları anlatmaya devam eder.
Çünkü o yalnızca bir araştırmacı değildi.
Bir kadim şehrin hafızasıydı.
Ruhu şad olsun.