TİGRİS HABER - Diyarbakır Barosu Kadın Hakları Merkezi’nin düzenlediği, “Nafaka hakkı, uygulamaları, politikaları ve kadın cinayetleri” başlıklı çalıştay devam ediyor. Çalıştayın ilk oturumunda, “Özel savaş politikaları bağlamında bölgedeki kadın cinayetleri davaları”, “Cezasızlık pratikleri ve emsal kararlar” ve “Çatışmalı süreçlerde kadınlar” başlıkları altında tartışmalar yürütüldü.
İkinci oturum ise Dayanışmanın Kadın Hali Derneği (DAKAHDER) Başkanı Aslı Pasinli, “Nafaka tartışmalarının tarihsel gelişimi: Hukuk, siyaset ve toplumsal cinsiyet” başlıklı konuşmasıyla başladı. Nafaka tartışmalarının Türkiye’de geçmişten bu yana yapıldığına dikkat çeken Aslı Pasinli, 1988 yılında nafakanın “süresiz olarak” kadınların hayatına girdiğini belirterek, 2011’de İstanbul Sözleşmesi’yle birlikte tartışmaların başladığına dikkat çekti. Aslı Pasinli, “AYM’ye nafakanın süresiz olmasına dair başvuru yapılıyor. Anayasa’ya yapılan başvuruda, ‘Nafakanın süresiz olması sosyal devlet ilkesine aykırıdır, kadın-erkek eşitliğine aykırıdır, ailenin korunmasına aykırıdır’ diye bir başvuru yapılıyor. Kadınlar açısından çok hayati olan bir sözleşmeye imza atılan yılda, AYM’ye bu yönlü bir başvuru yapıldı. AYM, süresiz nafakanın kadın-erkek eşitliğine, eşler arası eşitliğe aykırı olmadığını söylüyor. Bu başvuruyu nafaka tartışmalarının ilk ateşlendiği yer olarak okuyabiliriz. O yıl bakanlıkta yer alan kadın ismini kaybediyoruz. 6284 Sayılı Kanun hayatımızda 2012 yılında dahil oluyor. 6284 geliyor, aynı anda kürtajı yasaklıyor. En dikkat etmemiz gereken yıl, 2016 yılıdır. Nafakaya dair tartışmaların raporlandığı bir tarihtir. Bu rapor bugünki tartışmalarının hepsini besliyor. Bu ‘Aile Yılı’ hikayesi de, nafaka tartışması da 2016 yılındaki boşanma komisyonu raporunun içinde geçiyor. Rapor içinde, ‘Nafaka meselesi süresiz olursa, başka hak ihlaline yol açar. Dolayısıyla evlilik yılını baz alalım, kusur durumunu tartışalım, çocukların durumunu tartışalım, ekonomik sosyal durumlarını değerlendirelim’ diyor” aktarımlarında bulundu.
NAFAKAYA YÖNELİK AYM’NİN DEĞİŞEN TUTUMU
“2011 ve 2026 yıllarında neler değiştiğine iyi bakmamız gerekiyor” diyen Aslı Pasinli, ülkenin siyasi atmosferinin ve kadın kazanımlarının hedef almasına bütüncül bakılması gerektiğini ifade etti. Aslı Pasinli, “O dönemlerde Kürt kadın mücadelesinde de bazı değişimler yaşanıyor. 2015 yılında Diyarbakır’da, Şırnak’ta, Nusaybin’de çatışmalar şehir merkezlerine taşındı, OHAL ilan edildi, kayyım atamalarıyla birlikte yapılan kadın kurumları kapatıldı. Yaklaşık 11 kadın kurumu, 14 kadın merkezi kapatıldı. Biz 2018-19 yılına geldiğimizde bu sefer ortaya medya girdi. X’te bazı erkek platformları oluşturuldu; ‘Nafaka mağduru erkekler.’ O dönemde, ‘Süresiz nafaka mağduriyetleri’ başlıkları gördük basında. Burada tartışılan nafaka değildi, nafaka önemli bir şova döndü. 2020’ye geldiğimizde pandemiyle birlikte yine nafaka tartışmalarını gördük. İstanbul Sözleşmesi’yle ilgili fesih tartışması başladı. Yıllar böyle geçerken 2025 yılıyla ‘Aile Yılı’ ilan edildi, AYM yine devreye girdi, nafakanın ‘süresiz olarak geçen’ ibaresini oy çokluğuyla iptal etti. 9 ay sonra yürürlüğe girmesi bekleniyor. 2011’den 2026’ya gelirken, AYM’nin nafakadaki ‘Süresiz olarak’ ibaresine dönük yaklaşımı değişti” şeklinde konuştu.
‘NAFAKA HAKKINDAN VAZGEÇMEMEK GEREKİYOR’
“Nafaka hakkı çok önemli bir hak, dört elle sarılıp vazgeçmemek gerekiyor” diyen Aslı Pasinli, “Hangi günde gündemimize düşürdüklerine dikkat çekmek gerekiyor. Kadın kurumları o kadar ‘Aile Yılı’na odaklandık ki, bir anda AYM kararı geldi. Bazı meselelerin gündem değiştirmek için kullanılması noktasında kadın örgütlerinin uyanık olması gerektiğini düşünüyorum. 15 yıldır nafaka konuşmaktan yorulduk” diye konuştu.
Ardından Diyarbakır Barosu Kadın Hakları Merkezi’nden Hatice Demir, “Nafaka, kadın yoksulluğu ve yargı pratiği; Diyarbakır Barosu KHM araştırmasının bulguları ve hukuki çıkarımlar” başlığı altında konuşma gerçekleştirdi. Erkeklerin nafaka üzerinden mağduriyet yaşadığına dair iddialara dikkat çeken Hatice Demir, “Kısa evliliklerde ömür boyu nafaka ödeniyor deniyor. Hatta ‘Bir gün evli kal, ömür boyu nafaka al’ söylemi geliştirdiler. Bu süresiz nafaka meselesinin erkekleri mağdur ettiği, cezalandırdığı, yeni hayat kurma olanağını elinden aldığı, kadınları rahata kavuşturduğu gibi söylemlerle karşı karşıya kaldık. Ve nihayetinde bu olaylar üzerinden bir mağduriyet algısı oluşturuldu. Oysa bu iddiaların hiç biri verisel bilgilerle somutlaştırılmış meseleler değildi. Yetkililer şunu kabul ettiler; ‘Evet bizim elimizde bu konuda bir veri yok, bize gelen şikayetler üzerine erkeklerin mağdur olduğuna inanıyoruz’ gibi zaman zaman kamuoyuna açıklamalar yaptılar, insanları ikna etmeye çalıştılar. Bizim KHM olarak hazırladığımız raporda tam da böyle bir noktadan gündeme geldi. Nafaka meselesinin somut veriler ışığında değerlendirmek ve kadınların boşanma sonrası yaşadığı ekonomik kırılma açısından oldukça önemliydi. Savunduğumuz şey; kadınların ev içi emeğinin tanınması, boşanmanın yoksullaşma anlamına gelmemesi gerektiği, toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanmasıdır. Kadınların uzun süre mücadelesi sonrası kazanılan bir haktır nafaka hakkı. Kadınları ekonomik olarak güçlenmesinin yollarından biri nafaka hakkıdır” şeklinde konuştu.
‘NAFAKANIN KALDIRILMASI ADİL OLMAYACAK’
Diyarbakır Barosu Kadın Hakları Merkezi olarak 2021 yılında yayınladıkları “Nafaka Araştırma Raporu”nu dair verileri hatırlatarak, sıralayan Hatice Demir, “Şiddetten çıkan kadınların hayatta kalma mücadelesi. Bu yüzden nafaka meselesini çok önemli buluyoruz. Nafaka tahsili güçlendirilmeli. Yargıda toplumsal cinsiyet eşitliği eğitimi yaygınlaştırılmalı. Bu kadar eşitsiz bir tablo varken istihdama, eğitime, işe katılamıyorken, kariyerde yükselemiyorken; bu koşullarda nafakanın kaldırılmasının adil olmayacağını ve kadınların aleyhine olacağını düşünüyorum” diye konuştu.
‘NAFAKA MİKTARININ YOKSULLUK SINIRIYLA BAŞ ETMESİ MÜMKÜN DEĞİL’
Diyarbakır Barosu Kadın Hakları Merkezi’nden Cansel Talay, “Nafaka verilerinin değerlendirilmesi, uluslararası nafaka uygulamaları ve sosyal devlet perspektifi” başlıkları altında konuşma yaptı. Cansel Talay, kentlere ve yıllara göre nafaka verilerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Cansel Talay, asgari ücretin yıl yıl artışına göre, nafaka miktarlarındaki artışın çok az olduğunu kaydetti. Açlık sınırının 2026 Temmuz itibariyle 36 bin, yoksulluk sınırı ise 116 bin olduğunu hatırlatan Cansel Talay, “Yoksulluk nafakalarının bunlarla baş etmesi mümkün değil” dedi.
Cansel Talay, Türkiye modeline eklenebilecek çözümlere dair, şunları söyledi: “Nafaka hesaplama rehberi oluşturulmadı. Asgari nafaka standardı getirilmeli. Merkezi nafaka tahsil kurumu kurulmalı, nafaka garanti fonu kurulmalı. Ev içi ve bakım emeği açıkça hesaba katılmalı. Gelir gizlemeye karşı dijital denetim güçlendirilmeli. Kadınların nafakaya bağımlılığını azaltacak sosyal politikalar geliştirilmeli. Kararların düzenli olarak izlenmesi ve veri yayınlanması.”
Kapanış konuşmasını yapan Diyarbakır Barosu Kadın Hakları Merkezi’nden İrem İlhan, “Kazanılmış hakların korunması ve geliştirilmesi için ortak mücadelemizi büyüteceğiz” dedi.
Baro, çalıştayın sonuç bildirgesini önümüzdeki günlerde açıklayacak.