Diyarbakır'daki kuyumcu olayı ve dolandırıcılık

Fatih Yokuş

Ülkemizde dolandırıcılık diye popüler bir meslek türü oluşmuş.

Getirisi yüksek tehlikesi en az olan bir meslektir.

Telefon ile veya kendini “polis, hakim, savcı” gibi tanıtıp dolandırıcılık yapılması sıradanlaşmıştır.

Yakalansa ceza alsa bile, siyası tutuklu olmadığı için infaz düzenlemeleri ve aflarıyla kısa sürede hapiste çıkabilir.

Şimdi de para aklama veya kazandırma yöntemiyle yani tefecilik ile dolandırıcılık gündemde.

Kürtçe bir atasözü var "Dıza jı dıza dızzi erdu asiman tev lerizi" ( Türkçesi; Hırsızlar hırsızlardan çaldı yer ve gök beraber sallandı)

Diyarbakır’daki kuyumcunun 200-300 trilyonluk vurgun daha önce ki “tosuncuk” vakası bu ata sözüne uygun örnek olaylardır.

Müslüman bir ülkede, haramların en büyüğü ve kul hakkına tecavüz olan dolandırıcılığın artması üzücü ve düşündürücüdür.

Neden bu hale geldik?

Çok sebepleri olsa da bana göre bir sebebi de hukukun yanı adaletin zayıflamasıdır.

Adaletin herkese lazım olduğu bilinen bir gerçektir.

Adaleti ayaklar altına alan zorbaların da bir gün adalete muhtaç oldukları tarih bize göstermekte.

“Mülkün de temeli olan” adaletin zedelenmesi mülkünde elde gitmesine vesile olduğu bir hakikattir.

Yüce Allah: Zulmedenlere meyletmeyin. Yoksa size de ateş dokunu. Sizin Allah’tan başkada dostlarınız yoktur. Sonra size yardım da edilmez. (Hud 113 ayet. Dib meal)

Sıradan kişilerin zulmü ile etkili ve yetkililerin zulmü veya zalime meyletmeleri farklı olduğundan Allah katındaki cezaları da elbette farklıdır. Devletin imkânları ile yapmak ise bambaşkadır.

Zulüm; kul hakkına tecavüz, Allah’ı inkar, bildiği bir hakikati gizleme, dost akraba ve yandaşlarını kayırma ve benzeri şeylerdir.

Özellikle son çıkarılan infaz yasası, hırsızlığı, dolandırıcılığı, kapkaçı… Sevindirir iken mağdur olanları ise çok üzmüştür.

Dolandırıcılık “in” dürüstlük ise “out” olmuştur.

KHK ile oluşan mağduriyetler, çocukları ile beraber kadınların uzun süre tutuklu kalmaları, kitapların bile suç sayılması, suçu sabit olmayanların bile “Sucu, bucu” diye dışlanması, lüks hayatın yanında açlık ve fakirliğin giderek artması adaletsizliğin bir başka örneğidir.

Devlet görevlilerinin rüşvete bulaşma, ihaleye fesat katma veya görevi kötüye kullanma giderek artması ise endişe vericidir.

Hiçbir sebep harama mazeret olmasa da, yaşanan bir gerçek, dönen bir çark ve kazanılan yüksek meblağda kara para var.

Teyit edilme imkânım olmasa da Diyarbakır’daki vurgun kara para aklama yapanların dolandırıldığı söylentisidir.

Umarım ben yanılır, anlatılanlar dedikodudan öteye gitmez, eski veya görevde olan bürokratların Diyarbakır’daki kuyumcu ile ilişkisi olmaz ve trilyonla ifade edilen paraların kaptırdığı söylentiler yalan olur.

Ya doğru ise?

Bu bürokratlar devletin bankalarına değil de tefeciye neden güvendiler?

Parayı nasıl ve hangi yollarda elde ettiler?

Benzer şebekeler başka illerde de var mı?

FETO, PKK ve diğer terör örgütleri ile mücadele edilirken “At izi ile it izi” karıştırılarak toplumda mağdurların oluşması rant kapısına mı dönüştü?

Cevap verilmesi gereken sorular var.

Selam ve dua ile.

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (1)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.