Eski bir fotoğraf…
Ortada, üniformasıyla dimdik oturan genç bir Osmanlı subayı.
Bakışlarında görevine bağlılığın, yüzünde yarım kalmış bir hayatın sessizliği var.
O subay, Dicle Üniversitesinin eski rektörlerinden Selahattin Yazıcıoğlu’nun amcası Kâtipzade Rıza Efendi’ydi.
Hasan oğlu Rıza Efendi, 1880 yılında Diyarbakır’ın Cami-i Kebir Mahallesi’nde dünyaya geldi.
Şehrin köklü Kâtipzade ailesine mensuptu. Aile, Soyadı Kanunu’yla birlikte Yazıcıoğlu soyadını alacaktı.
Genç yaşta orduya katıldı.
Disiplini ve çalışkanlığıyla Mülâzım-ı Evvel, yani üsteğmen rütbesine yükseldi.
49’uncu Alay, 1’inci Tabur, 3’üncü Bölükte görev yaptı.
Bir gün yolu, Diyarbakır’ın taş sokaklarından Osmanlı Devleti’nin en uzak ve zorlu bölgelerinden biri olan Yemen’e uzandı.
Geride ailesini ve doğduğu mahalleyi bıraktı.
Görev yeri, bugün Yemen’in başkenti olan San’a yakınlarındaki bir nakliye karakoluydu.
Aile içinde kuşaktan kuşağa aktarılan anlatıya göre karakol ağır bir baskına uğradı. Rıza Efendi, askerleriyle birlikte son ana kadar mücadele etti.
24 Ocak 1911’de şehit düştü.
Henüz otuzlu yaşlarının başındaydı.
Ondan geriye birkaç kayıt, aile arasında anlatılan hatıralar ve ortasında dimdik oturduğu bu fotoğraf kaldı.
Ancak adı, geçen yılların arasında kaybolmadı.
Ailesi, hatırasını yaşatmak için adını, 2002–2007 yıllarında Diyarbakır milletvekilliği yapan İrfan Rıza Yazıcıoğlu’na verdi.
Böylece Yemen’de yarım kalan bir ömrün hatırası, aile ocağında yeni bir kuşakla buluştu.
Kâtipzade Rıza Efendi…
Bir Diyarbakır evladıydı.
Görevi onu Yemen’e götürdü; hatırası ailesinin hafızasında kaldı.
Rıza Efendi doğduğu şehre dönemedi.
Ama adı döndü…
Bir fotoğrafta, bir aile anlatısında ve kendisinden sonra dünyaya gelen bir çocuğun isminde yaşamaya devam etti.