Bazen bir şehir, yalnızca tarihiyle değil, içinde filizlenen umutlarla da anılır. Bu kez Diyarbakır, kadim surlarının gölgesinde kadınların kahkahasına, nefesine ve dayanışmasına ev sahipliği yaptı. Geçtiğimiz cumartesi düzenlenen etkinlikte bir araya gelen kadınlar, yalnızca birkaç saatlik bir buluşmaya değil; kendilerini yeniden keşfettikleri, önyargıları bir kenara bıraktıkları ve ortak bir iyilik halini paylaştıkları özel bir deneyime tanıklık etti.
Etkinlik boyunca yapılan konuşmalarda en çok öne çıkan kavramlar; "insan olmak", "birlikte iyileşmek" ve "kendine izin vermek" oldu. Katılımcılar, modern hayatın yüklediği kimliklerin ötesinde, sadece insan olarak bir araya gelmenin dönüştürücü gücüne dikkat çekti.
"Kahkaha Zorlanınca Gelmez"
Etkinliğin dikkat çeken isimlerinden Maviş Hanım, kahkahanın doğal akışına vurgu yaparak, katılımcılardan herhangi bir beklenti içinde olmamaları gerektiğini ifade etti.
Kahkahanın ya da duyguların zorlamayla ortaya çıkmadığını belirten Maviş Hanım, insanların kendilerine izin verdikleri ölçüde bu deneyimi yaşayabileceklerini söyledi. Etkinlik sırasında kahkaha atamayanların bile bunun için kendilerini yargılamamaları gerektiğini vurgulayarak, "Her şeyin bir zamanı var" mesajını verdi.
Bu yaklaşım, etkinliğin temel felsefesini de özetliyordu: İyileşmek için mükemmel olmak gerekmiyor, sadece kendine alan açmak yeterli.
"Diyarbakır, Evrenin Kalbi"
Etkinliğin en dikkat çekici değerlendirmelerinden biri ise "Diyarbakır'dan dünyaya" sloganının arkasındaki anlam üzerine yapılan konuşmalarda ortaya çıktı.
Adil Bey, Diyarbakır'ın yalnızca bir şehir olmadığını, insanlık tarihinin önemli başlangıç noktalarından biri olduğunu vurguladı. Mezopotamya'nın bereketli topraklarına, Hevsel Bahçeleri'ne, binlerce yıllık surlara ve Zerzevan Kalesi'ne dikkat çekerek Diyarbakır'ı "evrenin kalbi" olarak tanımladı.
Bu tanımlama elbette romantik bir bakış açısı taşıyor. Ancak şunu kabul etmek gerekiyor: Diyarbakır, yüzyıllardır farklı kültürleri, dilleri ve yaşam biçimlerini aynı coğrafyada buluşturmayı başaran özel kentlerden biri. Belki de etkinliğin ruhuna en çok yakışan metafor buydu; farklılıkların bir araya gelerek ortak bir iyilik hali oluşturması.
Kimliklerden Önce İnsan Olmak
Etkinliğin en çarpıcı mesajlarından biri ise Mavili Hanım'ın sözlerinde karşılık buldu.
Katılımcı olmak için herhangi bir inanç, yaşam tarzı ya da sosyal statü şartının bulunmadığını ifade eden Mavili Hanım, insanların çoğu zaman mesleklerine, diplomalarına ve toplumsal rollerine sıkı sıkıya tutunduğunu söyledi.
Oysa geriye dönüp bakıldığında, bütün bu tanımların ötesinde kalan en temel gerçeğin "insan olmak" olduğunu hatırlattı.
Belki de günümüzün en büyük ihtiyacı tam da bu; birbirimizi etiketler üzerinden değil, insan olmanın ortak paydasında görebilmek.
Kadınlar Birbirinin Omzu
Etkinliğin kadınlara odaklanması da önemli mesajlar içeriyordu.
İrem Hanım, organizasyonun merkezinde kadınların yer aldığını ancak bu yolculukta güçlü erkek destekçilerin de önemli katkılar sunduğunu ifade etti. "Görünmez kahramanlar" olarak nitelendirilen bu destekçilerin varlığına teşekkür edildi.
Ancak asıl vurgu, kadınların birbirleri için taşıdığı anlam üzerindeydi.
Kadının, başka bir kadın için dayanılacak bir omuz, anlaşılacak bir dost ve güç alınacak bir yol arkadaşı olduğuna dikkat çekildi. Mezopotamya'nın verimli topraklarına benzetilen bu dayanışma, etkinliğin en güçlü taraflarından biri olarak öne çıktı.
Bir Günlük Etkinlikten Daha Fazlası
Organizasyonun tek seferlik bir buluşma olarak planlanmasına rağmen, katılımcıların ortak düşüncesi bunun devam etmesi yönündeydi.
Henüz ilk deneyim olmasına rağmen oluşturduğu olumlu etki, benzer buluşmaların farklı şehirlerde de gerçekleştirilebileceğine dair güçlü bir motivasyon yarattı.
Çünkü bazen birkaç saatlik samimi bir buluşma bile insanların kendilerini daha iyi hissetmelerine, yalnız olmadıklarını fark etmelerine ve yeni bağlar kurmalarına vesile olabiliyor.
Birlikte Atılan Kahkahanın Gücü
Etkinliğin belki de en anlamlı değerlendirmesi yine Maviş Hanım'dan geldi.
Katılımcıların birkaç saatliğine tüm kimliklerini bir kenara bırakarak kendilerine şu soruları sormalarını istedi:
"Ben şu an burada mıyım?"
"Ben kimim?"
"Nefes almak ve kahkaha atmak gerçekten bu kadar kolay mıydı?"
Birlikte atılan kahkahanın, tek başına atılan kahkahadan farklı bir titreşim yarattığını söyleyen Maviş Hanım, bu enerjinin insanların bedeninde ve ruhunda hissedileceğine inandığını ifade etti.
Aslında bu sözler, etkinliğin özeti niteliğindeydi.
Diyarbakır'da Umuda Açılan Bir Kapı
Cumartesi günü sona eren bu buluşma, geride yalnızca güzel anılar bırakmadı. Aynı zamanda insanın özüne dönme ihtiyacını, dayanışmanın iyileştirici gücünü ve birlikte olmanın önemini bir kez daha hatırlattı.
Belki de bu etkinliğin en kıymetli tarafı buydu: İnsanlara kusursuz olmaları gerekmediğini, sadece oldukları haliyle kabul görmenin mümkün olduğunu göstermek.
Diyarbakır, tarih boyunca pek çok hikâyeye tanıklık etti. Bu kez ise kadınların kahkahası, nefesi ve dayanışmasıyla yazılan başka bir hikâyeye ev sahipliği yaptı.
Ve o hikâye, şehrin kadim taşları arasında yankılanan basit ama güçlü bir cümlede saklıydı:
İnsan olmak yeterlidir.