Diyarbakırlı yazarın kitapları boyunu geçti

Bir kütüphaneyi dolduracak kadar kitap yazdı. Çıkardığı kitaplar üst üste konduğunda şimdiden boyunu geçiyor. Yazar Hilmi Akyol önümüzdeki dönemde onlarca kitap çıkarmayı planlıyor.

Mümin Ağcakaya

TİGRİS HABER - Yazdığı ve derlediği kitapların sayısı 200’e yaklaşan yazar Hilmi Akyol’un bu kadar kitap çıkardığına birçok insan önce inanmak istemiyor. Ancak kitaplarını görünce şaşırmaktan kendini alamıyor. Yazar Hilmi Akyol çocukluğundan beri birçok sesi, anlatıyı kayıt altına aldı. Kendi kısıtlı olanaklarıyla büyük bir arşiv oluşturdu. Birçok kültürel kurumun bile yapamadığını o tek başına gerçekleştirdi. Yazar Hilmi Akyol bu arşivi nasıl oluşturduğunu ve böylesi yoğun üretkenliği nasıl başardığını Tigris Habere anlattı.

Yazdığın kitaplar boyunu geçti. Neredeyse bir kütüphaneyi dolduracak kadar kitap yazdın. Çocukluktan gelen bir arşivciliğin de var. Yazmaya nasıl başladın? Bu kadar üretkenliğin nasıl başarıyorsun?

Hilmi Akyol; 1960 Hazro ilçesine bağlı Dertli Köyünde doğdum. Altı aylıkken hastalandığım için annem beni Diyarbakır’a amcamın evine getirdi. Daha sonra babam 1960 yılında evimizi Diyarbakır’a getiriyor.

1977 yılında ortaokula giderken evimiz Cemal Yılmaz Mahallesindeydi. Deva Hamamın karşısında bir kasetçi vardı. Seyithan Boyakçı’nın kasetlerini aldım. Ayrıca Ayşe Şan, Zülfikar Baguri, Huseynê Farê, Mahmut Kızıl’ın plaklarını da sürekli dinlerdim. Babam dengbejlik yapmadığı halde dengbej stranları söylerdi. Abim, annem de söyler, hikâye anlatırlardı. Akrabalarımız genellikle hikâye ve destan anlattıkları için sürekli onları dinlemeye giderdik. Böylece sözlü edebiyata karşı bir sevgim oluştu. Neredeyse hikâyesiz, destansız geceler yoktu. Ya bize gelirler ya da akrabalarımızın evine gider öyle dinlerdik.

Ortaokula gittiğim zamanlar gazeteleri de toplamaya başladım. Okula giderken bana verilen harçlıklarla kasetler alırdım. Hikâye ve destanları sevdiğim için toplamaya başladım. O zamanlar iki değerli insanımız hayatını kaybetmişti. Onların seslerini kaydetmiştim. Bunların yazılması, kayıt altına alınması gerekir diye düşündüm. Onun için profesyonel olarak değil de bir çabayla akrabalarımıza sorarak bildikleri köylerde nerede bir hikâyeci ve destancı varsa gidip kaydetmeye başladım. O dönem pille çalışan teyplerle kaydediyordum. Liseyi bitirince bunları yazma gereği duydum. Kürtçe eserler gördüm. Ahmedê Xani’yi okumaya çalıştım. Okuduktan sonra yazmaya başladım. Yazdıkça benim için günlük ihtiyaç haline geldi. Üç deftere yazdıklarımı İstanbul’daki Kürt Enstitüsüne gönderdim. 3- yıl sonra ilk kitabım; ‘Senem Hanım’ yayınlandı. Daha sonra birçok kitabım yayınlanmaya başladı.

Yazmak, derlemek, arşivlemek benim için bir insanın havaya, suya, yemeğe ne kadar ihtiyacı varsa benimde onlara öyle ihtiyacım oldu. Yazmaya öyle bağlandım. Şimdi günde en az dört saat yazıyorum. Ya da deşifre ediyorum.

Sende arşivciliğin gelişmesinde herhangi birinin teşviki oldu mu? Yoksa bu sende doğalında gelişen bir hobi mi oldu?

Hayır, hiç kimsenin teşviki olmadı. Ne Kurmanciyi okuyup yazmamda ne de arşiv yapmamda hiç kimsenin etkisi, sözü olmadı. Kurmanciyi Mem û Zîn’den sonra da 1978-79 da Rızgârî Dergisinde bir sayfasında Kurmanci yazısı vardı. O yazıyı çözdüm. Harfleri öğrenmeye başladım. Herhangi bir kursa da gitmedim. Zaten günlük olarak ana dilimle konuşuyordum. İlkokula gidene kadar Türkçe bilmiyordum.

Şimdiye kadar kaç kitabın basıldı?

Şimdiye kadar 171 kitabım basıldı. Bunlardan dokuzu benim kendi yazdıklarımdır. Beşi şiir kitabı, altı çocuklar için küçük hikâyeler yazdım. Şiirlerimden 109’unu sanatçı Seyda Perinçek notasını çıkardı. Bu sene Dengbej Evi’nde çalıştığım on yılın anılarını, ‘Dengbej Evi Hatıraları’ adıyla da bir kitap yazdım.

Babamla ağbim kamyoncu oldukları için çocukluğumda onların yanında muavinlik daha sonra şöför olarak 7 yıl Irak’a Güney’e gittim. Telafer’e Musul’a ham petrol taşıdık. Kamyonculuk ve muavinlik anılarını yazdım. Bu 171 kitaptan 3’ünü ortaklaşa hazırladık. Biri Zeynep Yaş’la Ayşe Şan üzerine, ikisi yazar Rojin Zarg’ladır. 159’u da sözlü halk edebiyatından derleme kitaplarıdır.

Bu kadar geniş bir arşivi nasıl oluşturdun? Bu kadar kitabın çoğu bunların çözümü mü?

Şimdi başta 1979'dan sonra tanıdık olan bütün akrabalarımdan sorarak hangi köyde hikâye, destan anlatan kim varsa onları buluyordum.

12 Eylül’den sonra köylerde bile insanlar kasetlerini saklıyordu ya da yakıyordu. Halkta büyük korku ve tedirginlik vardı. Akrabalar vasıtasıyla gittiğim için bizi kırmadan söylüyorlardı. Dicle Fırat Kültür açılınca 60’a yakın kaset çekimi yaptım. Belediyeye girince kaset arşivim 700’ü buldu. Bunları dijitalize ettim.

Bu kadar kitabın basıldı. Üst üste koyduğumuzda boyunu aşıyor. Birçok insan bu kadar kitap yazdığına şaşırıyor, hatta inanmak bile istemiyorlar. Bu konuda sana yansıyan tepkiler nasıl oluyor?

Kıyafetime bakınca birçok kişi benim bu kadar derlemeci olduğum ya da yazdığıma inanmak istemiyorlar. Yazar denilince akıllara hemen kravatlı, takım elbiseli kişiler geliyor. Şalû şepik taktığım ve şalvar giydiğim için beni sıradan bir köylü gibi görüyorlar. Öyle bir önyargı ve algı var. 1978-79’da Güneyli ünlü bir yazarımız, şairimiz Abdurrahman Şerefkendi-Hejar vardı. Yerel Kürt kıyafetleriyle onun bir fotoğrafını görmüştüm. O zaman aklıma böyle bir şey gelmişti. Demek ki yazar olmak kravatla, takım elbiseyle olmuyor. Kıyafetle alakası yoktur. İnsanlar çok şaşırıyor, kitabı göstermezsen şüpheye düşüyor. Acaba bu kadar kitabı nasıl yayınlamış diyenler oluyor. O kitaplarda geçen hikâyeler versiyonları ve varyantlarıyla çıktı.

Farklı varyantlara nasıl ulaşıyorsun?

Bazılarını köylere giderek bazıları da bize geldi. Bunların hepsini kaydettim. 1984’den 1991’e kadar yedi yıl kamyonla her gittiğim yol güzergâhında Nusaybin’den, Cizre, Silopi, Zaxo, Telafer, Musul, Xewler ve Duhok gibi yerlerde fırsat buldukça kasetçileri sorup oralardan hikaye, destan ve dengbej kasetlerini aldım. Mardin, Batman, Cizre, Kızıltepe, Derik, Muş, Iğdır, Ağrı, Doğubayazıt, Van, Diyarbakır’dan, yani hemen her yerden topladım. Nerede bir kasetçi varsa gidip aldım. Diyarbakır’ın ilçelerine ve birçok köyüne; hatta İzmir’den Mersin’e kadar gittiğim her yerde kasetler aldım. Daha önce ses kayıtları alınmayan, şimdi hayatta olmayan birçok dengbejin ses kayıtlarını aldım.

Serhat, Amed, Botan bölgelerinde dengbejlerin söylem biçimlerindeki farklılıkları nasıl ortaya çıkıyor?

Örnek aldığım bazı stranlarda Serhat bölgesinde iki kıta olarak ve yüksek sesle söylenirken aynı stran Garzan ve Amed bölgesinde 3-4 kıtaya çıkarken ses tonu ise düşüyordu. Yine Mardin ya da Viranşehir’de aynı stranlar 7- kıtaya çıkarken ses daha da düşüyordu. Burada sesin tonunun düşme veya yükselmesinde, uzun ya da kısa söylenmesinde iklimin, havanın, suyun etkisinin olduğunu gördüm. Yani soğuk iklimin olduğu yerlerde stranın süresi azalıyor ses ise yükseliyor. Sıcak bölgelerde ise stranın süresi uzuyor ses ise düşüyordu.

Önümüzdeki dönemde neler yapmak istiyorsun. Nasıl bir hedefin var?

Çıkardığım bazı seri kitaplar var. Onları tamamlamak istiyorum. Böylece çıkan kitap sayısı 200’ü bulacak.

Bu kadar kitap yayınlamış olmana dönük ne tür değerlendirme ve yaklaşımlar oldu?

Televizyonlardan ilk çeken 2003’de BBC daha sonra Reuters oldu. ‘Bir kamyoncu’ diye yayınladılar. Amerika’nın Sesi yayın yaptı. Bizim televizyonlarımız ise daha sonra program yapmaya başladı.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Diyarbakır Haberleri