Bazı insanlar vardır…
Forma giymez sadece…
O formanın ağırlığını taşır.
Kenan Özbek,
Diyarbakırspor’un sadece futbolcusu ya da yöneticisi değil…
Bir ömrünü o renklere adamış gerçek bir dava insanıydı.
Diyarbakır futbolunun hafızasında iz bırakan isimlerden biri olarak;
gerek sahada, gerek masa başında
duruşu, karakteri ve beyefendi kişiliğiyle
herkesin saygısını kazandı.
1968 yılında başlayan Diyarbakırspor yolculuğu,
zamanla bir görevden öteye geçti…
Bir aidiyete dönüştü.
Askerlik öncesinde formasını giydiği takımda
kaptanlığa kadar yükseldi.
Dönüşünde ise bu kez sahada değil,
yönetimde hizmet etmeye devam etti.
Yaklaşık otuz yıl boyunca
Diyarbakırspor’la yaşayan,
onunla sevinen,
onunla üzülen bir isimdi.
Ama bu hikâye sadece Kenan Özbek’in hikâyesi değildir…
Bu, bir ailenin hikâyesidir.
Özbek ailesi…
Diyarbakırspor’un en zor zamanlarında
geri adım atmayan,
elini değil, yüreğini taşın altına koyan bir aile…
Babası Abdurrahman Özbek’in başkan olduğu dönemlerde bile
çoğu zaman perde arkasında kaldı.
Çünkü onlar için önemli olan
görünmek değil, hizmet etmekti.
Diyarbakırspor’un
3. Lig’den 2. Lig’e,
oradan 1. Lig’e uzanan yolculuğunda
bu ailenin emeği, alın teri ve inancı vardı.
Kulüp sahipsiz kalma tehlikesi yaşadığında ise
yine aynı duruş…
İmkânlarını, zamanlarını, hayatlarını ortaya koyarak
Diyarbakırspor’un ayakta kalması için mücadele ettiler.
Çünkü Kenan Özbek için
Diyarbakırspor sadece bir takım değildi…
Bir sevdaydı…
Bir kimlikti…
Bir memleket meselesiydi.
Ve bunu en iyi kendi sözleri anlatıyordu:
“Diyarbakırspor bir aşktır.
Bu memlekette doğduk, büyüdük…
Bu memleketin suyunu içtik.
Hiç minnet etmeden herkesin hizmet etmesi gerekiyor.”
Sahada da, yönetimde de
aynı çizgiyi korudu.
Onurdan taviz vermedi…
Dürüstlükten vazgeçmedi…
Kulübün saygınlığını her şeyin üstünde tuttu.
Bugün Kenan Özbek aramızda değil…
Ama bazı insanlar vardır…
Gittikten sonra yok olmaz.
Diyarbakırspor’un hafızasında,
bu şehrin vicdanında
yaşamaya devam eder.
Rahmetle…
Saygıyla…
Özlemle…
Bir forma çıkarılır belki…
Ama bir sevda asla.