Bir gün batımını düşünün. Gökyüzü turuncudan morun en derin tonlarına doğru süzülüyor, deniz bu renk şölenini yansıtıyor. Eskiden böyle bir manzara karşısında derin bir nefes alınır, o anın büyüleyiciliği hafızaya bir mühür gibi kazınırdı. Şimdi ise refleksi biliyorsunuz: Hemen telefonlar çıkıyor, en iyi açı ayarlanıyor ve o an, bir ekranın içine hapsediliyor.
Asıl soru şu: O gün batımını gerçekten izledik mi, yoksa sadece "izlediğimizi kanıtlamak" için mi uğraştık?
Kaydedilen Ama Hatırlanmayan Anlar
Bilimsel araştırmalar ilginç bir gerçeği fısıldıyor: "Fotoğraf çekme engellemesi." Bir anın fotoğrafını çektiğimizde, beynimiz o bilgiyi dış bir belleğe (telefona) aktardığını varsayıyor ve o anı detaylıca kaydetmeyi bırakıyor. Yani kameranın deklanşörüne her bastığımızda, aslında biyolojik hafızamızdan bir parçayı feda ediyoruz.
Galerimizde binlerce fotoğraf var; ancak o fotoğrafların çekildiği ana dair kokular, esintiler veya o sırada yanımızdaki kişiyle ettiğimiz sohbetin sıcaklığı gün geçtikçe silikleşiyor. Biz görüntüyü saklıyoruz, ama duyguyu kaçırıyoruz.
"Ben Buradayım" Demenin Yorgunluğu
Bu durum sadece bir hafıza meselesi de değil. Sosyal medyanın dayattığı "paylaşılmayan an yaşanmamıştır" algısı, bizi sürekli bir içerik üreticisine dönüştürdü. Gittiğimiz konserlerde sanatçıyı sahnede değil, önümüzdeki yüzlerce telefon ekranından izliyoruz. En lezzetli yemeği soğutma pahasına "doğru ışığı" arıyoruz.
Aslında orada olmanın tadını çıkarmak yerine, orada olduğumuzu başkalarına ispat etme yorgunluğunu yaşıyoruz. Anın öznesi olmaktan çıkıp, o anın yönetmeni ve kameramanı haline geliyoruz.
Kamerayı İndirip Dünyaya Bakmak
Teknolojiye düşman değiliz elbette; güzel bir hatırayı dondurmanın kıymeti yadsınamaz. Ancak hayat, bir ekranın 6.1 inçlik sınırlarına sığmayacak kadar geniş ve canlı.
Belki de yapmamız gereken şey dengeyi bulmak. O muazzam manzara karşısında önce kameraya değil, ufka bakmak. Rüzgarın tenimize değmesine, ortamdaki seslerin ritmine izin vermek. Gözlerimizin lenslerden çok daha kusursuz bir kayıt cihazı olduğunu hatırlamak.
Bir sonraki eşsiz anda kendinize bir şans verin: Telefonu cebinizde bırakın. O anı telefonunuza değil, ruhunuza kaydedin. Çünkü silinemeyecek tek galeri, kalbimizde biriktirdiğimiz duygulardır.