EYLÜL’ÜN KARANLIĞI

Şahin DOĞAN

 

                                             (2)

 

Necdet  Adalı’nın dosyası mecliste onay bekliyordu. Havada ölüm kokusu vardı. Ölüm hiç kimseye uzak değildi. Herkesin yanı başındaydı. Kimi ne zaman nerede, nasıl bulacağı belli değildi. Ölümle kucak kucağa yatmak adeta rutinleşmiş  bir duyguydu. Günlerden salıydı. Görüş günüydü. Kimsenin çıkmak istemeyeceği günlerdi.O gün gazeteleri vermemişlerdi.Akşamüzeri bir ara Adalı’nın görüşü geldi mi? Diye soran oldu. Görüş anonsunda adının okunduğunu  hiç kimse hatırlayamadı. Acaba sorusunun devamı gelemedi. Koğuşa bir hüzün çöktü. Kimseden çıt çıkmıyordu. Sessizliği kapıda nöbet tutan askerinıslıkla  bir halk müziğini bizim duyacağımız sesle çalması bozuyordu. Mazgala gelip ‘’niye sessizsiniz’’ diye sordu.’’ Bir şey yok her zaman ki gibi oturuyorlar’’ diye cevap verdik. Nöbetçi asker tekrar ‘’bir şey mi duydunuz?’’ diye tekrar sordu. ‘’yok’’  dedikten sonra beynimizde şimşekler çaktı, yüreğimize bir sızı düştü.

        Ertesi gün gazeteler gelene kadar hiçbir şeyden haberimiz olmadı. Gazeteler geldiğinde infazın yapıldığı yazıyordu. 12 Eylül ilk infazına başarmıştı. En kolay zafer elinde tuttuğu mahkumu infaz etmekten geçtiğini düşünmüş  herhalde. Bu zaferi nasıl kutladılar acaba.

 Sabaha doğru, daha gecenin karanlığı yırtılmadan geldiler. Çıt çıkarmadan  mavi gözlü Adalı’nın hücresine gelen infazcılar onu kuş uykusundan uyandırdılar. Kendini çok önceden bu uğursuz geceye hazırlamıştı. Bir gece uykusunda , böyle korkarak, sessizce gelineceğini ,masum uykusundan alınarak ; Deniz’lerin  bu dünyaya veda ettiği o meşhur ağacın altına götürüleceğini biliyordu.Madem geldiniz o zaman gidelim diyerek hemen  o ağacın yolunu tuttu.Bu dünya da nefes almanın buraya kadar olduğuna kendini hazırlayan Adalı da Denizler gibi ikirciklenmeden ipi göğüsledi.  Sandalyeye kendisi tekmeyi vurmuştu. Celladına o işi bırakmamıştı. Haykırmıştı son nefesinde. Ölümden korkmadığını tüm devrimciler gibi o da  gösterdi. İnfazcıların kabusu oldu.

        Adalıdan sonra o hücre hiç boş kalmadı. Erdal doldurdu.Sonra ... Erdal zayıf ince yapısı ve on sekizini doldurmayan gençliğinin baharında, yaşının üzerinde bir dirençle pes etmedi. Koridorlarda bir ceset gibi sürüklediler, gelen giden ders olsun diye dayaktan geçirdi. O da dik durmasını bildi, boyun eğmedi.

         O hücre boş kalmadı. Kaç kez doldu boşaldı. Daha da gelecekler vardı. Komşu hücreye her geçişte siluetleriniz gözükür gibi oluyordu.

        Yaşamın cilvesi işte. Kimi göğüslüyor kimi teğet geçiyor.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.