FARUK NAFİZ ÇAMLIBEL(2)

Zübeyde Fidan Kırmızı

         ŞARK’IN SULTANLARI

    Orijinal kitabın kapak kısmında “Şarkın Sultanları” sülüshatlı yazının imza kısmında Diyarbakırlı Hattat Hamid Aytaç Amidi’nin imzası görülmektedir.100 yıl sonra çeviriyi yapıp, hazırlamak bir Diyarbakırlı olarak bana nasip oldu.

      Toplumsal ve siyasal değişimlerin, toplumun her kesiminde etkisini gösterdiği gibi edebi çevrede de yenilik, geleneksellik, mahallilik çatışmaları etrafında değişimler kendini göstermiştir. Nafiz’in çok genç yaşta şiir deryasının derinliklerini yakaladığı aşikârdır. Bireysel duyguların aruz ölçüsü ve zengin bir dille anlatıldığı şiirleri aşk, özlem ve kavuşamamanın yansımaları ve Edebiyat-ı Cedide’nin etkileri ile değerlendirilebilir. Döneminin yazarlarıyla yola çıkış Divan edebiyatının Nedimane tarzına kadar gazelin, şarkının, rubainin, belki de tasavvufane musikinin kalemle-kelamla dile gelmesi diyebileceğimiz geniş bir yelpazede Faruk Nafiz değerlendirilebilir.

   Faruk Nafiz kendi döneminin en başarılı en lirik şairi olarak bilinir. Şiirlerinde bir biçime bağlı kalmamış, her türlü biçimde eser vermiştir. Eserlerinde ölçülü ve uyaklı olmaya özen gösterdiği görülür. Dil, içten gelen duyguların iyi bir edebi eğitimin alındığı bir zeminde kolay anlaşılan bir şekilde kullanılmış. Sanatı bir bütünlük içinde şiirlerine yansıtmıştır.

    İlk (–birinci kitap “Şark’ın Sultanları”-) şiirlerine konu olanŞARK, KADIN, SADABAD İstanbul sınırları içinde yazdığı, romantizmin en uç sınırda olduğu şiirleri desek yanılmamış oluruz.

     1914 yılında Darülbedayi’nin kurulması tiyatronun gelişmesi yolunda atılan en önemli adım olmuştur. Faruk Nafiz’in modern tiyatronun trajedisi, müzikli tiyatronun “opera-operet” türünden etkilendiği “Silva(SYLVA)” adlı şiirinden açıkça anlaşılmaktadır.

    İlk dönem şiirlerinden oluşmuş olan kitap sanki bildik bir sevgiliyi anlatıyor. O sevgili Faruk Nafiz’in edebi, ruhidünyasında hemen hemen her şiirinde hissedilmektedir. Sevgili öyle bir sevgili ki modern, okumuş, fiziki özellikleriyle farklı. Her girdiği ortamda varlığını hissettiren, edebi çevrenin saygı ve aşk beslediği yalnızlığıyla bu hayattan ayrılan bir bayan.

    Dönemin birçok yazarına ilham kaynağı aynı hanımefendi olarak karşımıza çıkmaktadır. Asıl olan edebi deryanın zengin anlatısında sevginin en asil haliyle verilmesidir.

 

       ŞARK’IN SULTANLARI     -    ŞEHRİYARE VEDA

 

                                 ŞARK’IN SULTANLARI

    Klasik edebiyatın kalıplaşmış muhtevasından sıyrılmayan yazar “Şark’ın Sultanları”nda İstanbul mekânsal dünyasından Şark’a gitmek, Şark’ı anlatmak, kadını, aşkın-şarkın vazgeçilmezi olarak vermek, “Leyla u Mecnun”, “Yusuf u Züleyha” gibi mesnevilerin belki de etkisinin kelama gelişidir. Sevgiliye kavuşamama Geleneksel Halk Edebiyatı, Klasik Edebiyat, Tasavvuf Edebiyatı’nın muhteviyatını oluşturur. Her mısrada gizli bir sevgiliye olan hasret hissettirilmekte, kavuşamama, özlem dillendirilmekte. “Geziyor gölgeli sahilde hazin bir seyyah.” , “Sanki vurmuştu benim alnıma çöllerdeki sam.”, “Kumların üstüne düşmüştü yılanbaşlı asam!” .Seyyah, çöl, asa birçok derin edebi düşünceyi mısralarında barındırır. Divan şiirinin uyak ve redif anlayışı beyit ve bentlerde yansıtılmıştır.

    Romantizmin etkisini ilk mısradan itibaren görmekteyiz. Divan şiirinin kalıplaşmış siyah saçları, örümcek ağı misali aşığı kendine tutsak eden saçlar, bu kalıptan sıyrılmış “Ayrı bir yüz düşünürdüm bu güzelliklerden.”, “ Dalıyorken sarışın şaireler beldesine”, “İndi şarkın sarışın kızlarının en genci”.Klasik şiir şablonu yerine farklı sevgiliyi tasvir etme durumu söz konusudur. Siyah saç ve siyah gözlerin yerine “Ayrı bir yüz düşünürdüm bu güzelliklerde” “Akşamın sisleri çökmüştü ela gözlerine.”,ela gözlü, sarışın sevgiliden söz edilir.

  Aşk, benzetmelerle, mazmunlarla klasik edebiyata ait yapılanmayla zengin bir dil kültürüyle şiirin mısralarına yansıtılmış. “Bazı bir şüphe parıldardı sönük ruhumda .” , “Her güzel yüzde arardım o ilahi kadını”

   Tabiat önemli bir unsur olarak kullanılmış, gözlem ve tasvire yer verilmiş. Tasvirler, kelimelerin resme dönüşmesi ve hayallerin birlikteliğiyle verilmiştir. Duygular, coşkusal bir şekilde anlatılmıştır. Ahenk şiirlerde her soluk alış verişti aruzla varlığını göstermektedir. Kişisel duygular, öznellikle, bireysellikle, hayal gücüyle harmanlanmıştır. Kalıplaşmış söz dizelerinden sıyrılmış, günlük yaşamın konuşma dili mısralarda kendini hissettirmiştir. Nesrin ve resmin şiirle dans etmesi gibi yazmış, giriş, gelişme ve bitişler bunun iskeletini oluşturmuş. 

                           ŞEHRİYARE VEDA

   Şark’a yolu düşmeden onu yaşayan anlatan bir ruh halindedir ,“ yolumuz düşmeden güzel Şarka” , “Sönüyor kalbimizde son sevda”, “O beyaz tenli Şark ilahesine”, “O derin gözlü şehriyare veda”

   Bir sitem var bir haykırış var şiirlerin dilinde “Ve bugün bir sarayda bulduk onu”,“Sarışın bir yabancının haremi.” “yolumuz düşmeden güzel Şarka”, “Sönüyor kalbimizde son sevda”, “O beyaz tenli Şark ilahesine”, “O derin gözlü şehriyare veda” ….

   Kavuşulamayan sevgili, sevgiliye olan özlem, Şark, sitemşiirin ana unsurları olarak görülmektedir.

  Edebiyatı Cedide ve Fecri Aticilerden etkilenen yazarımız, Divan şiirinin direğini temsil eden aruz veznini Türkçeyleuyumlu bir hale getirmiş. Aruz veznini sade söyleyişle, dörtlüklerle şiire uygulayarak dilin yapısını bozmadan ahenkli bir bütünlük oluşturmuştur. Yahya Kemal’den etkilendiği, dil sanatını geliştirdiği, yek ahenkliğe önem verdiği, klasik edebiyatın mazmunlarının hissedildiği, Arapça-Farsçatamlamalarından arındırılmış bir şiir sanatı oluşturduğu “YOLLARINDA”, “NERGİS”, “BİR BAĞ İÇİNDEKİ”, “YOLCU”, “GİDEN SULTAN” , “ESİR”  şiirlerindegörmekteyiz.

                YOLLARINDA 

     …                                                                                                                           

    Yadigârın ne bir tutam saç var,

     Ne soluk bir fidan, ne bir yaprak;

     Acı bir zehr akınca kalbimize

     Seni mehtaba sorduk ağlayarak.

      …

                 SİLVA  -  SARA

                        SİLVA 

     Dil ve zevk olarak geleneğe bağlılık kendini bazı şiirlerinde gösterirken, Cenap Şahabettin, Yahya Kemal, Serveti Fünun, Fecri Ati ve Milli Edebiyat’ın etkileri de görülmektedir.

      Şiirin temel konu kaynağı aşktır. Sevgili Klasik Edebiyat’ın tasvirlerinin dışına çıkmış kumral, dolgun, “Ah o kumral ki sisli göllerde”, “Dolgun endamı ürperir gamdan”,bir şekilde verilmiştir.

      Aşk şairi vasfını taşıyan şairimiz, romantik, dokunaklı, yanık bir içtenlikle kalemini kullanmış. Dilin sadeliği, söyleyişin güzelliği, Servet-i Fünun ve Fecri Aticilerin şairane duygularının etkisinde kalış, gençliğin duygusal yaşanmışlıkları, kırgınlıkları müthiş bir dille ele alınmıştır.Divan edebiyatının kalıplaşmış manzumlarını Arapça, Farsçatamlamalardan arındırıp vermiş

    Silva şiirinde temel üç kelimeyle konu toparlanabilir; “Silva(Sylva)” , “Çardaş”, “Miloviç”

 

 

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (1)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.