FOTOĞRAFLARIN ANLATTIKLARI- EZİDİLER
Bir İnancın Sessiz Tanıklağı: Laleş’te Ezidiler.
Sessiz Ritüellerin Dilinde Ezidilerin Yeni yılı:
“Çarşema Sor”
Ramazan Öztürk
Bu kare, ilk bakışta sade bir ritüeli gösteriyor gibi görünüyor ama aslında çok katmanlı bir anlam taşıyor. İki din adamının türbenin girişinde duvara eğilip onu öpmesi, sadece bir saygı jesti değil; mekânla kurulan derin bir ilişkiyi, kutsalın eşiğinde durmayı anlatıyor.
Fotoğrafın en güçlü tarafı “eşik” duygusu. Kapı henüz geçilmemiş; içerisiyle dışarısı arasında, dünyevi olanla kutsal olan arasında bir an var. Bu an, ritüelin en yoğun, en anlamlı noktasıdır. İnsan, kutsal alana doğrudan girmez; önce durur, eğilir, temas eder. Bu temas, bir tür izin isteme, arınma ve teslimiyet halidir.
Duvarın öpülmesi, “nesneye yönelmiş saygı” değildir. Burada asıl olan duvar değil, onun temsil ettiği hafıza ve kutsiyettir. Laleş, Ezidiler için sadece bir mekân değil, kolektif hafızanın, inancın ve tarihsel sürekliliğin merkezidir. O yüzden bu dokunuş, taşla değil, geçmişle kurulan bir bağdır.
Kısacası, kutsal olan, görkemli anlarda değil; böyle küçük, sessiz ve tekrar eden hareketlerde yaşar.
Ve bazen bir duvarı öpmek, bir inancın yüzyıllardır nasıl ayakta kaldığını anlatmaya yeter.
Bu fotoğrafları, Ezidi toplumunu Kırılma Noktası Haber Belgeseli’ne konu aldığım dönemde Laleş ve Çiya Şengal’de çektim. Onlarla 10 gün yaşadım ve haklarında ne çok yanlış şeyler bildiğimizi bu sırada öğrendim.
Ezidiler: Yanlış Bilinen Bir İnanç ve Kadim Bir Halk
Ezidiler, yıllar boyunca yanlış tanımlamalarla anılmış bir topluluktur. “Şeytana tapanlar”, “Güneşe tapanlar” ya da “dinsizler” gibi yakıştırmalar, onların inancını anlamaktan uzak, önyargılı değerlendirmelerdir. Hatta bazıları Ezidiliği Emevi halifesi Yezid bin Muaviye ile ilişkilendirmiştir. Oysa bu iddiaların hiçbiri gerçeği yansıtmaz.
Ezidiler, tarih boyunca yaşadıkları baskılar nedeniyle anayurtlarından göç etmek zorunda kalmış, dünyanın farklı bölgelerine dağılmıştır. Türkiye’de de uzun süre kimliklerinde din hanesi boş bırakılmış ya da işaretlenmiştir. Ancak tüm bu dışlanmaya rağmen Ezidiler, kendilerine özgü inançlarını koruyarak varlıklarını sürdürmüşlerdir.
İnançlarının Temeli: Tek Tanrı ve Melek-i Tavus
Ezidilik, tek tanrı inancına dayanır. “Ezidi” kelimesi, Kürtçe “Beni Allah yarattı” anlamına gelen “Ezdam” sözcüğünden türemiştir. Ezidiler kendilerini, Âdem’den bu yana Allah’a inanan ilk topluluklardan biri olarak görürler.
İnanç sistemlerinde Tanrı mutlak yaratıcıdır; melekler ise onun emirlerini yerine getirir. Bu meleklerin başında Melek-i Tavus (Azazil) bulunur. Ezidiler ona büyük saygı duyar ve onu Allah’ın iradesini uygulayan en yüce varlık olarak kabul ederler.
Bu noktada önemli bir hassasiyet vardır: Ezidiler, diğer dinlerde kullanılan “şeytan” kavramını kesinlikle telaffuz etmez ve bu kelimenin kullanılmasından rahatsızlık duyarlar. Bu durum, onların inancının yanlış anlaşılmasının temel nedenlerinden biridir.
Güneş, İbadet ve Ritüeller
Ezidi inancında güneş, Allah’ın yeryüzüne gönderdiği nur ve yaşamın kaynağıdır. Bu nedenle kutsaldır ve ibadet sırasında yönelinen kıble olarak kabul edilir. Sabah ve akşam ibadetlerinde yüzlerini güneşe dönerler.
Kendi geleneklerine göre abdest alır, kırmızı kemer bağlar ve Kürtçe dua ederler. Yılda üç gün oruç tutulur; ancak dini liderler olan şeyhler ve pirler, daha uzun süreli (yılda toplam 80 gün) çile orucu tutar.
Laleş: İnancın Kalbi
Ezidiler için en kutsal mekân, Irak’taki Laleş Vadisi’dir. Şeyh Adiy’nin mezarının bulunduğu bu yer, inançlarına göre dünyanın yaratıldığı ilk toprak parçasıdır. Âdem’in yaratıldığı çamurun da burada oluştuğuna inanılır.
Laleş’te bulunan beyaz su kutsal kabul edilir; buraya gelen her Ezidi bu sudan içer, çocuklar bu suyla vaftiz edilir. Laleş sadece bir ibadet yeri değil, aynı zamanda Ezidi kimliğinin ve hafızasının merkezidir.
Şeyh Adiy ise Ezidiler için bir peygamber değil, saygı duyulan bir yol göstericidir. Hoşgörüsü, bilgeliği ve insanlara yol göstermesi nedeniyle yüceltilir.
Semboller ve Gelenekler
Ezidi inancında semboller önemli yer tutar. Tapınak kubbesindeki figürler güneşi, günün 24 saatini ve dünyanın yedi katmanını simgeler.
Kapıdaki kara yılan figürü, Nuh’un gemisini kurtaran efsanevi yılanı temsil eder ve bu nedenle dokunulmaz kabul edilir.
Ayrıca “Kavl” adı verilen din adamları, özellikle baskı dönemlerinde inancı sözlü olarak aktarmış, halkın dini bilgilerini korumasını sağlamıştır.
Toplumsal Yapı ve Yaşam
Ezidi toplumu kast sistemi üzerine kuruludur: Şeyhler, pirler, mirler ve müritler. Her birey kendi kastı içinde evlenir ve toplum bu kurallara göre düzenlenir.
Ezidiler genellikle tarım ve hayvancılıkla uğraşan, geleneklerine bağlı bir topluluktur. Tarih boyunca sık sık soykırımlara uğradıkları için nüfusları azalmış, ancak kültürlerini korumayı başarmışlardır.
Şengal: Acının ve Direnişin Coğrafyası
Ezidilerin en yoğun yaşadığı yerlerden biri Şengal bölgesidir. Ancak bu bölge tarih boyunca baskıların ve çatışmaların odağı olmuştur. Saddam döneminde sürgünler yaşanmış, yakın dönemde ise IŞİD saldırılarıyla büyük bir katliam yaşanmıştır.
Ezidiler bu süreci “77. ferman” olarak tanımlar. Bu ifade, tarih boyunca uğradıkları kitlesel kıyımların devam ettiğini gösterir.
Bayramlar ve Ritüeller
Ezidilerin iki büyük bayramı vardır: Yılbaşı (Nisan ayının ilk Çarşamba günü) ve Cema Bayramı (6–13 Ekim).
Ezidilerin her yıl Nisan ayının ilk Çarşamba günü kutladıkları bayram, Ezidi Yeni Yılıdır. Kürtçe adıyla “Çarşema Sor” (Kırmızı Çarşamba) olarak bilinir. Bu bayram, Ezidi inancına göre Allah’ın dünyayı yaratmaya başladığı gün olarak kabul edilen Çarşamba’ya dayanır. Bu yüzden Çarşamba günü Ezidiler için kutsaldır ve yılın başlangıcı bugünle simgelenir.
Her iki bayramın en önemli merkezi Laleş Vadisi’dir. Ezidiler bu kutsal mekâna giderek ibadet eder, dualar eder ve ritüellerini gerçekleştirir. Evlerin kapılarına kırmızı çiçekler asılır; bu, baharın gelişi, yaşamın yenilenmesi ve gençliğin sembolüdür.
Bir diğer önemli gelenek ise yumurta boyama ve tokuşturmadır. Yumurta, Ezidi inancında hayatın çekirdeğini ve bereketi temsil eder.
Akşam saatlerinde kutsal ateşler yakılır, insanlar bir araya gelerek şarkılar söyler, dans eder ve yeni yılın gelişini coşkulu bir şekilde karşılar.
Cema Bayramı
Her yıl 6–13 Ekim tarihleri arasında kutlanan Cema Bayramı, Ezidiler için en kapsamlı bayram kabul edilir. “Yan yana, birlikte olma” anlamına gelen Cema Bayramı’na dünyanın her köşesinden gelen Ezidiler katılır.
Ezidi toplumunun geçmişinde yaşanmış olaylar, Şeyh ve Pirler tarafından bazen saz eşliğinde, bazen de sözlü olarak anlatılır. Dinleyenlerin belli aralıklarla buna eşlik etmesi, söylenenleri paylaştığını gösterir.
Bayramın birinci gününde ateş ve çıra yakılır. Ziyaretçiler yine çıplak ayaklarla Laleş’i dolaşır. Bu bayramda da Çarşamba günü özel bir ayin yapılır. Bir kumaş parçası, bir din adamının sırtında beyaz çeşmede ıslatılır. Bu kumaş parçası daha sonra, Ezidilerin kutsal saydığı kişiler için tekrarlanan törenlerle mühürlenir.
Bir hafta süren bayram kutlamalarında ayrıca Gabax töreni de yer alır. Perşembe günü, din adamları tarafından mezarlıktan alınan öküz, Şeyh Şemsi’nin türbesinde kurban edilir ve etinden “Sımat” adı verilen bir yemek pişirilir.
Uzak yerlerden gelen Ezidiler mutlaka bir günlerini Laleş Vadisi’nde geçirir. Bayramın sona ereceği Cuma günü insanlar toplu halde yemeğe oturur. Genç kız ve erkekler de akşam düzenlenecek kapanış eğlencesi için hazırlanır.
Günümüzde Ezidiler
Bugün dünyadaki Ezidi nüfusu yaklaşık bir milyon civarındadır. Irak’ta yaşayanların sayısı yaklaşık 650 bindir; diğerleri ise Avrupa başta olmak üzere farklı ülkelere dağılmıştır.
Saddam rejiminin yıkılmasından sonra Ezidiler belirli haklar elde etmiş, parlamentoda temsil edilme ve ibadet özgürlüğü gibi kazanımlar sağlamıştır.
Toplum içinde dürüstlükleri ve güvenilirlikleriyle tanınırlar. Bu özellikleri nedeniyle geçmişte önemli siyasi liderler tarafından güvenilir görevlerde tercih edilmişlerdir.
Sonuç
Ezidiler, Ortadoğu’nun en eski ve en az anlaşılan inanç topluluklarından biridir. Tek tanrıya inanan, köklü ritüellere ve güçlü bir kültürel hafızaya sahip olan bu halk, tarih boyunca ağır baskılara rağmen varlığını sürdürmeyi başarmıştır.
Onların hikâyesi sadece bir inancın değil, aynı zamanda direncin, kimliğin ve insanlığın sınandığı bir tarihin hikâyesidir.
Babaşeyh Hato Hacı İsmail
Baba Çavuş Pir