GÖZ KAMAŞTIRAN GÜZELLİKLER VE DRAMATİK HİKAYE..

Kürtlerin “Serhat” dediği Doğu Anadolu’daki Van; göl manzaralı kalesi, Muradiye Şelalesi, renkli gözlü kedileri ve ünlü Akdamar Adası’yla popülerliğini her yıl artırıyor.

Ramazan YAVUZ - Özel Haber

TİGRİS HABER - Kürtlerin “Serhat” dediği Doğu Anadolu Bölgesi’nde yer alan Van’da; göl manzaralı kale, Muradiye Şelalesi, renkli gözlü kediler ve Keşiş bir babanın kızını seven çobanı şeytani bir planla ortadan kaldırma hikayesine sahip ünlü Akdamar Adası popülerliğini yıldan yıla artırıyor.

Doğu Anadolu’da tarih, kültür ve doğal güzelliklerle ilgili gezi rotalarının başında Ağrı Doğubayazıt’taki İshak Paşa Sarayından sonra Dünya’nın en büyük sodalı, Türkiye’nin ise en büyük gölüne sahip olan Van ili geliyor. Van, Muradiye Şelalesiyle, renkli gözlü kedileriyle, panoramik manzara sunan kalesiyle ve Akdamar Adasıyla yerli ve yabancı turistleri cezbetmeye devam ediyor.

İRAN SINIRI, JANDARMA KONTROLLERİ..

Geçen hafta yazdığım Ağrı Doğubayazıt’taki gezimi tamamladıktan sonra bu kez Van’daki güzellikleri keşfetmek için yola çıkıyorum. Van ile Doğubayazıt arasında sık sık aracımız jandarmalar tarafından durduruluyor. Bu yol İran’a çok yakın. Güvenlik güçleri sınırdan kaçak insan geçişi veya kaçak malzemelerin geçişini engellemek için işi bayağı sıkı tutmuş. Şüpheli bazı araçlar tepeden tırnağa tek tek aranıyor. Eşyalar yere serilip tek tek kontrol ediliyor. İran sınırının geçtiği dağların bazı bölümlerinde beton duvarlar dikkat çekiyor. Ağrı ve Tendürek Dağları’nın bulunduğu bu coğrafya oldukça kurak. Buralarda ağırlıklı olarak hayvancılık yapılıyor.

MURADİYE (BÊGIRÎ YÊ) ŞELALESİ…

Bu yoldan Van’a giderken yol üzerindeki Dünyaca ünlü Muradiye Şelaleleri’ne uğramadan olmazdı. Bu nedenle 1,5 saatlik yolculuktan sonra buraya ulaşıyorum. Bendimahi Çayı üzerinde akan Muradiye Şelalesi, İlkbaharda eriyen karlar ve coşkun sularla gürül gürül akıyor. Şelale, kış aylarında ise tamamen donarak metrelerce uzunluğunda buz sarkıtlarına dönüşüyor. Bu nedenle Şelale, sadece yaz mevsiminde değil kış aylarında da doğa tutkunları ve fotoğraf sanatçılarının uğrak yerlerinden biri.

Şelale’nin yakınında kafeler var ve Kürtçe-Türkçe şarkılar yükseliyor. Ayrıca bir de Şelale’nin bulunduğu alanda Kürtçe bir tabela var. Kürtçe ismi “Bêgirî” olan Muradiye Belediyesi tarafından asılan “Sulava Bêgirî yê” yazılı tabelada şelalenin tanıtımıyla ilgili bilgiler yer alıyor.

Tur otobüsleri, minibüsleri ha bire gidip, geliyor. Şelaleler’in genelini gören bir seyir tepesi yapılmış. Önce buraya uğruyorum. Manzara muhteşem. Sonra aşağıya Şelaleler’in dibine kadar gidiyorum. Yan yana 4-5 yerden büyük bir gürültüyle sular akıyor. Turistlerden bazısı ayakkabılarını çıkarıp Şelaleler’in altına kadar giderek bu anı ölümsüzleştirmeye çalışıyor ancak yetkililer tarafından “Kayalar kaygan dikkat edin” uyarısıyla karşılaşıyor. Çoluk çocuk buraya ilk kez gelenler gördükleri karşısında adeta büyüleniyor.

İSMİ NEREDEN GELİYOR..

“Muradiye Şelalesi” ismi nereden geliyor diye araştırdım. Padişah 4.Murat Bağdat Seferi’ne giderken dinlenmek için 3-4 gün burada mola vermiş ve burayı çok beğenip, övmüş. Yöre halkı da buraya "Muradiye " ismini vermiş. Muradiye Şelalesi’ni gezdikten sonra akşam saatlerinde Van’a ulaşıyorum.

Van’da kalmışken kent merkeziyle ilgili de bir şeyler yazayım. Vanlılar gölü deniz olarak gördüklerinden gölü Van Denizi olarak adlandırıyorlar. Hakikaten de deniz gibi büyük. Van’da gündüz ortalık sakin. Ancak gece olunca cadde ve sokaklar insan sirkülasyonundan geçilmiyor. Cumhuriyet ve İskele Caddeleri kalabalığın en yoğun olduğu yerler.

VAN SANKİ İRAN..!

Gece bir tur atayım dedim. Kadın, çocuk, herkes geziyor. Bütün iş yerleri açık. Maşallah Van’a bereket yağmış. Sonra öğreniyorum bu kalabalığın sebebini. İranlıların Türkiye’de en fazla ziyaret ettiği, tatil yaptığı kentlerin başında Van geliyormuş. Kaldırımlarda kimi görseniz Farsça konuşuyor. Kürtçe, Türkçe konuşan da var ancak ağırlık Farsça’da. Sabah Edremit’teki seyir tepesine gidiyorum. Oraya gelenler de hep İranlı. Kedi evine gidiyorum orası da öyle.

VAN KALESİ, FIRTINA, PANORAMİK MANZARA..

Van’ın eski yerleşim yeri ile Van Kalesi’ne gittiğimde bu kez yabancı turistlere rastlıyorum. Urartu Krallığı’nın başkenti olan Tuşba’da bulunan Kale, MÖ 9. yüzyılda yapılmış ve günümüze kadar ayakta kalmayı başarmış. Van Gölü’nü gören sarp bir kayalığın üzerine kurulu bulunan Kale’de kral mezarları da bulunuyor. Gün batımı ve doğumunda Van gölü ile kent merkezini bu kaleden aynı anda görebiliyorsunuz.

Hüsrev Paşa Cami ve Van eski yerleşim yerinden sonra bende çıktım Kale’ye. Bizim Surlara çıkmak gibi kolay değil. En az 20 dakika tepeye doğru yürüyorsunuz ve oldukça da yorucu. Kale, Panoramik bir manzara sunuyor insana. Tepeye çıktıktan sonra ortalığı büyük bir fırtına sardı. Fırtınanın şiddeti o kadar fazlaydı ki yürümekte zorlandım. Kale’de zar zor bir tur attıktan sonra en iyisi geri döneyim dedim. Dönerken bu kez aralıklarla yağmur yağmaya başladı. Çıkış bir dert, iniş bir dert. Sığınacak yerde yok. Neyse süratli bir şekilde azıcıkta ıslanarak aşağıya indim.

VİZONTELE’NİN DAĞI ARTOS..

Diyarbakır’a dönüş yoluna girerken Van’ın simgelerinden biri olan Akdamar Adası’na uğramadan olmazdı. Akdamar Adası ve tarihi kilisesi Van’ın Gevaş ilçesi yakınlarında bulunuyor. Akdamar İskelesi’ne ulaştıktan sonra küçük bir feribot sizi adaya götürüyor. Feribot ücreti 300 lira. Bu rakam gidiş-dönüş ücreti. 20 dakika süren ve Kürtçe Türkçe müziklerinde çalındığı oldukça keyifli bir yolculuktan sonra adaya ulaşıyorum. Adanın sahilinde de dönüş yapacak ziyaretçileri taşıyan feribotlar var. Ziyaretçilerin bazısı hava soğuk olmasına rağmen Van Gölü’ne giriyor. Adanın tam karşısında ise Artos Dağı yükseliyor. Artos Dağı, Yılmaz Erdoğan’ın Vizontele filmini çektiği mekan ve bu filmden sonra daha da ünlendi.

AKDAMAR KİLİSESİ’NDE GENÇ DENGBÊJİN SESİ YANKILANIYOR..

Kilise aynen kartpostallarda olduğu gibi muhteşem. Kapıdan girer girmez tavanın yüksekliği ve küçücük pencereler dikkat çekiyor. Ana girişten sonra basamakla çıkılan ikinci bir kapı daha var. Burası ayin yapılan ana mekan. Ben fotoğraf çekerken içeriyi gezen gençlerden biri başlıyor dengbêjlerin şahı denilen Şakıro’dan parçalar söylemeye. Sesi kilisenin duvarlarında yankı yapıyor ve çokta güzel söylüyor. Sonra başka bir genç eşlik ediyor. Serhatlıların sesi güzel derlerdi. Hakikaten de öyle. Küçük dinletiden sonra kiliseden ayrılıp etrafı geziyorum. Ermeni mimarisinin ustalığı kendini burada da gösteriyor. Burası da zaten Ermeni mimarinin en önemli yapı taşlarından biriymiş. Kilisenin dış cephesindeki zengin kabartmalar ve taş işçiliği insanı hayran bırakıyor. Burada da seyir tepesi yapılmış. Taşlı yollardan giderek buraya ulaşıyorum. Göl, karşıdaki Artos Dağı, tur atan tekneler ve adanın kıyıları muhteşem bir görsellik oluşturuyor.Yerli turistlerin yanı sıra yabancı turistlerde çok fazla.

BAŞRÖLDE YİNE BİR ÇOBAN..

Bu adaya ismini veren Akdamar kelimesinin kökeninin Ax Tamara’dan geldiği söyleniyor. Ada ve kiliseyle ilgili anlatılan hikayede ilginç. İlginç olmasının sebebi Doğubayazıt’ta bulunan İshak Paşa Sarayı’ndaki hikayenin değişik bir versiyonu gibi olması.

Başrolde burada da bir çoban var. Hikayeye göre, adada yaşayan bir keşişin Tamar veya Tamara isminde bir kızı varmış. Tamara sürekli karşı kıyıya gelip çobanlık yapan bir gence aşık oluyor. Tabi çobanda Tamara’ya. Çoban Tamara’yı görebilmek için her gece Van Gölü’nün soğuk sularını yüzerek adaya çıkıyor .

Tamara da karanlık gecede çoban yolunu şaşırmasın diye elinde bir fenerle kıyıda hep onu bekliyor ve feneri sallayarak yönünü bulmasını sağlıyormuş.

KEŞİŞ BABANIN ŞEYTANİ TUZAĞI.. “AX TAMARA” DENİLEREK BİTEN SON..

Tamara’nın babası bir süre sonra kızının bu gizli buluşmalarını öğrenince çok sinirleniyor ve aklına sinsi bir plan geliyor. Tamara’nın babası fırtınalı bir gecede eline fener alıp adanın kıyısına iniyor ve sürekli yer değiştirerek çobanı yön bulmada şaşırtıyor. Ha bire fenerin olduğu yerlere yönelen çobanın bir süre sonra gücü tükeniyor ve dev dalgalarla baş edemiyor. Çoban son nefesinde “Ax Tamara” diye haykırarak gölün soğuk sularında kayboluyor. Sevgilisinin bu acı feryadını duyan Tamara da dayanamayarak kendini sulara atıyor ve o da boğuluyor.

Hikayeye göre bu olaydan sonra bu adaya zamanla “Ahtamar” denmeye başlanmış son şeklini de Akdamar olarak alarak günümüze kadar gelmiş. Akdamar adasını da gezdikten sonra, Van Gölü’nde gün batımının muhteşem güzelliğini de seyrederek keyifli geçen geziden sonra Diyarbakır’a dönüyorum.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Kültür-sanat Haberleri