Siyaset bilimi terminolojisi üniter devletlerin ilk örneğinin 1789 Fransız ihtilali sonrası kurulan merkezi yönetimi esas alan uygulama olduğu konusunda hemfikirdir. 1789 İhtilali’ne giden tarihsel sürece yön veren belirleyenlerin en önemlilerinin, düşünsel altyapının oluşmasında Voltair’in sosyal ve iktisadi görüşleri, Montesquieu’nün kuvvetler ayrılığı temel prensibi, Rousseau’nun kişi hakları ile birlikte halk egemenliği kurulmasını dile getiren “sosyal sözleşme kuramı” olduğu bilinmektedir.
Bu kuramsal fikirler ışığında, 1789 Meclisi tarafından kabul edilen “İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi” ve bilahare değişen tüm anayasa metinlerinin başlangıç bölümünde; “kişi hürriyetleri, bütün sosyal eşitsizliklerin kaldırılması, kanun önünde eşitlik, vergilendirmede adalet, dokunulmaz ve ilahi nitelikteki mülkiyet hakkı, seyahat hürriyeti ve düşünce serbestliğidir.” hükmü ve devamında “ulusal egemenlik tek olup bölünmez, devredilmez ve dokunulmaz niteliği ile ulusa aittir.” hükmü yer alır. (Prof. Dr. Esat ÇAM, Devlet Sistemleri. Der yayınları, Yaylım Matbaası 1993 İstanbul s. 149)
Üniter devletlerin ilk örneği olarak kabul gören devletin kuruluş belgesi anayasanın başlangıç bölümünde yer alan temel değerler, günümüzde başta Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ve demokrasiyle yönetilen tüm ülkelerin anayasalarında yer almaktadır. En önemli toplum sözleşmesi olan anayasa metinlerinde yazılan bu değerlerin hayat bulmasının görünür olması ve tüm toplum kesimlerince benimsenmesi için, devlet aygıtının yapması gerekenler vardır.
Tüm toplum kesimlerinin mutabakatıyla kabul edilen ya da kabullendiği varsayılan anayasa metinlerinde yer alan insan haklarıyla ilgili hükümlerin hayat bulmasının somut hali, yönetim faaliyetleri, yani devletin uygulamalarıdır. Yönetim faaliyetlerinin somut uygulamaları, demokrasinin inşasına yönelik yapılanlar ve yapılanların tüm toplum tarafından kabul görmesidir. Bu anlamda devlet; seküler hayatı, özgürlükçü laikliği ve eşit yurttaşlık anlayışını benimsemeli ve şeffaf olmalıdır. Ayrımcılığın olmadığı güvenli ortamı sağlamalıdır. Kutsalların esiri olmamalı, dokunulmazların gölgesine sığınmamalıdır. Evrensel hukukun mutlak uyulması gerekenler olduğuna dair güven vermelidir. Güvenlik saikiyle ülke insanı din, dil, ırk, cinsiyet temelli ayrımcı ve ötekileştirici muamelelere maruz kalmamalıdır.
Siyaset kurumunun ya da siyasi partilerin temel amacı, devletin otoritesine sahip olmak ve bu otoriteyi politik görüşleri ve hizmet anlayışına göre kullanmaktır. Devlet yönetiminin demokratikleşmesi, başta insan hak ve özgürlükleri olmak üzere, hukuk kurallarının anayasalarında yazdığı şekliyle yönetimin vazgeçilmezi olmasıdır. Bu durumun en önemli işareti, devletin çoğu tek taraflı belirleyici olduğu kurallara, devlet adına yönetim görevi üstlenen iradenin eksiksiz uymasıdır. Bu durum kuvvetler ayrılığı prensibine uygun işlevsel demokrasinin kalıcılığını sağlayacak yegâne yoldur. Aksi durum, devletin katı merkezi yönetim anlayışının esiri güvenlik politikalarının ön planda olduğu uygulamalar şeklinde devam edecek, denge denetim mekanizması bozulacak ve istikrarsızlık olacaktır.
Üniter devletlerde merkezi yönetim esastır. Merkezi devlet yönetiminin uzun sayılacak bir süreç sonucunda kendini tahkim ettiği kabul görür. Tahkimat üniter devletlerin vazgeçilmezi, olmazsa olmazıdır. Çünkü bu işleyişle devlet yapısının güçlendiği yönünde kanaat hakimdir. Otoritenin tek merkezde toplanması ve merkezin, hayatın her alanında yapılacaklara mutlak hakimiyeti devletin gücünün somutlaşmış halidir.
Bu düşüncenin temel mantığında, müesses nizamı koruma refleksi belirleyici öneme sahiptir. Nizamı koruma konusundaki temel ajitasyon genellikle ve çoğunlukla iç ve dış düşmanlara karşı güvenliğin sağlanması amacı üzerine bina edilir. Güvenliği sağlamanın temel şartı da değişmez bir şekilde dile getirilen ve hemen her olağanüstü sayılacak durumlarda ileri sürülen iç cephenin güçlendirilmesidir.
Bu cephenin oluşturulmasının gerekçeleri olarak ileri sürülen tezlerin temel konusu, vatanın ve milletin birliği ve bölünmez bütünlüğü, sınırlarımızın güvenliği gibi ulvi değerler yüklenen kavramlarla ifade edilir. Bu güvenliğin sürekliliğin sağlanmasına tehdit teşkil edenler olarak görülen iç ve dış mihrakların zaman ve zemine göre önem sırası değişse de, isimleri değişmez. Bu isimlerle ilgili rezerv bilgilerle toplumsal hafızanın canlandırılması için en etkili enformasyon kanalları devreye alınır. Toplumsal hafızanın diriltilmesine yönelik propaganda faaliyetleri dahil, hemen her türden yapılanlar otoriterinin kontrolü altında yürütülür.
Bu propaganda ve ajitasyonun temel amacı; müesses nizamın mevcut işleyiş biçimiyle yürütülmesinin önünde engel teşkil eden ya da edecek olan siyasal partiler dahil hemen her yapının, her türden siyasal ya da toplumsal oluşumun ve meslek kuruluşlarının bertaraf edilmesidir. Bunun için gerekli olan tüm tedbirlerin alınmasıdır. Bu tedbirlerin kanuni olması da ihmal edilmez çoğunlukla. Bunları gerekçelendirecek ve hukuki kılıf hazırlayacak etkili ve yetkili merciler, güvenlik ve bekanın sağlanması gibi ulvi bir görevi canla başla yapmak konusunda tereddüt etmezler. Çünkü asıl olan devletin ali menfaatidir. Gerisi tamamıyla teferruattır.
Az gelişmiş ya da gelişmekte olan ülkeler olarak adlandırılan ve genellikle çok kültürlü ve etnisiteli coğrafyalarda hayat bulan merkezi devletlerin demokrasiyle barışıklığının göstergeleri, evrensel hukuk kurallarını eksiksiz uygulaması, düşünce özgürlüğünü sınırlamaması, insan hakları ihlalleri ve ayrımcılık yapmaması, ötekileştirici tutum almaması, siyasi partiler, sendikalar, sivil toplum kuruluşları, meslek örgütlerinin çalışmalarında genel geçer hukuk normlarını baz alması ve evrensel standartlara harfiyen uymasıdır.