Geçtiğimiz günlerde Erganili bir dostumla telefonda yaptığımız sohbet sonrası bana bir arzumun olup olmadığını sordu, ben de, teşekkür edip iyi dileklerimi bildirdim. Ardından; “Abi, Şire üzümü çıkmış, sana bir sepet göndereyim mi” diye sordu.
Bu soru ve Şire üzümü gönderme söylemi nedense beni yıllar öncesine götürdü ve çok sevdiğim insanlardan biri olan Osman Bardakçı’yı hatırlattı.
Osman (Bardakçı) Abi, 18 yıl önce, bir Çermikli olarak sanki kaderiymişçesine İstanbul Çapa Hastanesi’nde, badana ve bağ bozumunda kullanılan ak topraktaki asbestin akciğer ve akciğer zarında yarattığı tahribat sonucu oluşan hastalıktan, yani bilinen ismiyle Çermik Hastalığı’ndan yatıyordu. Eşim Sevgi ile ziyaretine gittik. Osman Abi’nin eşi Ayşe’de oradaydı. Mevsim güz, aylardan Ekim’di. Tam Şire üzümünün olduğu zamandı. Odasına vardığımızda çok yorgun ve üzüntülü, ağır hasta olduğu her halinden belli oluyordu. Hâl hatır sorduktan sonra, iyi olmadığını söyledi. Biz moral vermeye çalıştık, ama o kesik kesik, duraklayarak bizlere hayatın akışını anlatmaya başladı. Mealen, bu dünyaya gelenin mutlaka bu dünyadan gideceğini, önemli olanın çok yaşamak değil sağlıklı ve anlamlı yaşamak olduğunu, bütün yolların Roma’ya değil, ölüme çıktığını anlattı. Yanında fazla kalıp kendisini yormak istemedik. Kalkmaya hazırlanırken eşim Sevgi; “Osman Abi, müsaadenle biz eve dönelim,” dedi. Ve ardından da; “Bir isteğin var mı?” diye sordu.
Osman Abi’nin gözlerinin içi güldü; “Sevgi, canım Şire üzümü istiyor,” dedi.
Hastanenden çıkınca hemen Ergani’ye kardeşim Şahin’e telefon açıp Osman abinin durumunu anlattım. Mutlaka bir sepet Şire üzümünün otobüs firmalarından biriyle gönderilmesini istedim. İki gün sonra üzüm geldi. Şire üzümünü alıp Osman Abi’nin yanına gittik. Eşim Sevgi bir salkım üzümü yıkayıp eline verdi. O, ancak 3-4 habbe ya yedi ya yemedi. İki gün sonra, 26 Ekim 2008 gününün gecesi vefat etti.
Osman Bardakçı ile anne tarafından akrabaydık. Ailece sıcak ilişkilerimiz vardı. Ama benim ilişkim biraz özel ve de çok farklıydı.
1960’lı yılların ortalarında, gençliğe ilk adım atış dönemimde Ergani’den kendi başıma Çermik’e gidip gelmeye başladığım zamanlar, bir gidişimde Osman Abi’den Fakir Baykurt'un Yılanların Öcü, Irazca’nın
Dirliği romanlarını alıp getirerek Ergani’de okumaya başladığımı hatırlıyorum. Osman Abi’den kitap alıp, okumalarım sonraları da devam etti. Ve böylece kitap okuma sevgisini edindim, kitapları sevdim, kitapların dünyasına girdim diyebilirim. Birçok kez de, Çermik’te Haburman Köprüsü’nün altında ya da Göze’de geceleri parlak yıldızların altında yeşil kurbağaların ve cırcır böceklerinin şarkıları eşliğinde Osman Abi’nin arkadaşlarıyla harefene (yerel, bölgesel dilde eğlenceli toplantı) yaparak sabaha kadar eğlenip, gelecek güzel günleri düşlediğimizi özlemle hatırlıyorum.
Hayat dolu bu güzel insanı, anısına hürmeten biraz anlatmak istiyorum:
Osman Bardakçı, Diyarbakır-Çermik’te 1947’de tek odalı, yığma taş ve topraktan yapılı bir evde dünyaya gelir. Babasının adı Reşit, anasının Fatime’dir. Üç yıl sonra kardeşi Ali dünyaya gelir.
Yoksuldurlar. Babası hep hastadır ve çalışamaz durumdadır; ağır mide ve tüberküloz hastasıdır. Son çare Diyarbakır’a hastaneye götürülür ve orda vefat eder.
Fatime Abla genç ve güzel olmasına rağmen evlenmez. Kendisini çocuklarına adar; komşularının, tanıdıklarının ve akrabalarının işlerini yaparak evini geçindirmeye çalışır. Ama ilkokula başlayan çocuklarını okutmakta zorlanır, sonunda iyi insanların yardımıyla iki kardeş Diyarbakır Yetiştirme Yurdu’na verilir ve böylece okula devam etme imkânları da oluşmuş olur.
Osman Abi, yaz tatillerinde Çermik’te Annemin dayısı Muharrem Sümbül’ün culfa (dokumacılık) dükkanında çıraklık veya kahvelerde garsonluk yaparak evin geçimine yardımcı olmaya çalışır. Ama okul okumaya meraklı ve isteklidir. Bu istek sonuç verir, Diyarbakır Öğretmen Okulu’nda okumaya başlar. Ve 1967 yılında Öğretmen Okulunu bitirir. Öğretmen olarak ilk görev yeri Fakir Baykurt’un köyüne yakın bir yere tayini çıkar. Anasını da yanına alarak Isparta’ya gider. (Sonraları nereye giderse gitsin o vefalı annesini de hep yanında götürmüştür.)
Yaz tatillerinde Çermik’e her geldiğinde artık öğretmen Osman Abi’nin tartıştığı konular değişmiştir: ülke sorunlarını, bölgenin geri kalmışlığını, işçi, memur ve köylülerin sömürüldüğünü ve ezildiğini kahvelerde yaptığı sohbetlerde anlatır da anlatır.
1960’lı yılların sonlarında gerek öğretmenler gerekse gençlik ve işçi sınıfı yoğun bir hareketlilik içindeydi. 68 Kuşağı’nın etkisi dünyada ve Türkiye’de hızlı esiyordu. Genelde sola ve sosyalizme yönelme vardı. Osman Abi, o dönem öğretmenlerin mesleki örgütü Türkiye Öğretmenler Sendikası-TÖS’ün üyesi olduğunu, toplantılarına katıldığını, Fakir Baykurt’la tanıştığını, birkaç defa konuşmalarını dinlediğini tanıdıklarına özel sohbetlerinde anlatırdı.(*)
İkinci görev yeri olarak Mardin-Nusaybin ilçesinin Suriye sınırına yakın bir köyüne tayini çıkar. Bu arada Ayşe Süsen’le evlenir. Sonrasında Diyarbakır’ın Kulp ilçesinde görev yapmaya başlar.
12 Mart 1970 askeri darbesinin baskısını, Diyarbakır’ın Kulp ilçesinde görev yaparken yaşadığını, birkaç arkadaşının tutuklanıp işkence gördüğünü, devleti orada çok daha iyi tanıdığını söylerdi. 1972-74 yıllarında Diyarbakır merkezde görev yapar. TÖS kapatılınca onun yerine kurulan TÖB-DER örgütlenmesi içinde yerini alır.
Kardeşi Ali Bardakçı, Almanya’ya işçi olarak gidince, Osman Abi de tayinini İstanbul’a aldırır. İstanbul-Küçükköy’de bir ilkokulda göreve başlar, okul sonları ve tatil günlerinde ise Karaköy’de dayıları Abbas ve Fedli’nin işyerlerinde çalışır. TÖB-DER üyeliğini İstanbul’da sürdürür ve bazı etkinliklerine katılmaktan da geri kalmaz. 1976’da bir etkinlikte polis onu ve birkaç arkadaşını yakalayıp karakola götürür, işkence yaparlar. Kafasına yediği darbelerden sonra görme duyusunun bozulduğunu, çift görmeye başladığını, yıllarca göz doktorlarını dolaştığını, bardak dibi gibi kalın camlı gözlükler kullanmak zorunda kaldığını söylerdi.
Abbas Dayısı Karaköy’de, Galata Köprüsü’nde lastik-conta işleriyle uğraşıyor, conta satıyordu. Birgün; “Osman bırak öğretmenliği, gel birlikte lastik-conta işini yapalım” teklifini yapınca, Osman Abi öğretmenlikten istifa eder. Dayısıyla birlikte lastik-conta işine başlar. Kısa sürede iş hayatında başarısını göstererek işyerini büyütür: Çağdaş Conta AŞ’yi kurarak (bu firma halen kurumsal varlığını sürdürmektedir) İstanbul sanayisinin ihtiyaç duyduğu lastik, kauçuk, conta üretimi ve satışına başlayarak kendilerini kabul ettirirler. Maddi olarak da biraz rahat etmeye, nefes almaya başlarlar.
Ama bu başarı onu yoldan çıkarmaz, kök ve kökenine her zaman bağlı kalır. Nereden geldiğini her daim bilendir O. Yoksulluğunu, yaşadığı sıkıntıları, Çermik’i hiç unutmaz ve hemşerileri ile olan ilişkisini kesmez; gözü ve gönlü tok olarak ihtiyacı olana yardımlarını esirgemez. İleriyi hedefleyip hemşeriler arasındaki yardım ve dayanışmayı yaygınlaştırmak için 1988 yılında İstanbul Güngören’de Diyarbakır İli Çermik İlçesi Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği’nin kuruluşuna önayak olur ve kuruluş sonrası iki dönem başkanlığını yapar.
Osman Abi’yi çok iyi tanıyan ve akrabası/akrabam Kâmil Sümbül (d.1956-ö.2024), vefatının ardından yazdığı bir yazıda gayretli bu fedakârca çalışma hakkında şunları yazar:
“Bu Çermiklilik duygusu, onu İstanbul’daki Çermiklileri örgütlemeye kadar götürdü. İstanbul’da Çermikliler Derneği’nin kuruluşuna öncülük etti ve birkaç yıl derneğin başkanlığını yürüttü. İstanbul’da hali vakti yerinde olan Çermiklilerden topladığı yardımları Çermik’te dini bayramlar arifesi, hiç kimseyi rencide etmeden yoksul hemşerilerine dağıttı. Geceler düzenledi, yıllar önce Çermiklilerin kutladığı ve unutulmaya yüz tutan KÖRMÛSKAN (Kürtçe ve Zazaca’da Bahar eğlencesi -M. Üzülmez) geleneğini İstanbul’da yaşatmaya çalıştı. Bu uğraşları hemen Türkiye’nin değişik yerlerine yerleşen Çermikliler arasında yankı bulup, Ankara, İzmir, Adana’ya yerleşmiş bulunan Çermiklileri dernek kurmaya teşvik etti, etkisini Almanya’da Frankfurt çevresinde yoğun bulunan Çermiklilerin bir Vakıf kurmasına bile etken oldu diyebiliriz.” (Kâmil Sümbül, Çermik Değerli Bir Evladını Kaybetti/12 12. 2008)
Kısacası, Osman Abi, Çermik’in yetiştirdiği değerlerden biriydi: iyi bir eğitimci, iyi bir demokrat ve üretken bir iş insanıydı. Kürt meselesine duyarlı aydınlarımızdan biriydi. En önemli özelliği ise vefalı ve yardımsever oluşuydu. Sosyal ortamlarda bulunmayı; nezere/pinikil oynamayı, misafir ağırlamayı, saz çalmayı, şaka, espri yapmayı ve yakınlarına “adamım” deyip takılmayı severdi. Güler yüzlü ve hayat doluydu. Ölümünün yıl dönümünde bu güzel insanı saygı ve sevgiyle anıyorum.
Güzel insanları lütfen unutmayalım!
(*) Kardeşim Ali Haydar, bir gün Osman Abi’lerin evinde çay içip sohbet ederlerken, Osman Abi kütüphanesinde muhafaza ettiği TÖS’ün yayımlamış ilk bildirisini kitapları arasından çıkarıp kendisine gösterdiğini ve bildiriyi baştan sona okuduğunu vefatından sonra anısına hürmetten bana anlatmıştı.