Hayatlarını geri isteyen hayatsız kadınlar

Selim Kaplan

Karnının şişliğini gizleyemeyip, annesine hamile olduğunu söylemek zorunda kaldığında, karnındaki çocuğunun babası, ailesi ile birlikte köylerini çoktan terk etmişti.

Aile meclisi, kendileri için namus meselesi olarak değerlendirdikleri bu durumla ilgili, kızlarının öldürülmesine karar verdiğinde, hamileliğinin beşinci ayındaydı. Bir başka şehirdeki akrabalarını ziyaret etme bahanesiyle ailenin üç erkeği ile yola çıktılar. Arabada İki erkek önde, kız arka solda, diğer erkek te arka sağda onun yanına oturmuştu.

Plana göre; araba şehirlerarası yolda seyrederken, arabanın arka sol tarafı karşıdan gelen bir arabaya çarptırılacak ve kız bu şekilde öldürülerek olaya trafik kazası süsü verilecekti. Planlandığı gibi, arabanın sol arka tarafı bir kamyona çarptırılarak, trafik kazası yaşandı ve kaza sonucunda üç erkek yaralandı, kızda çizik yoktu.

Köye geri dönüldüğünde, yeni bir senaryo ile kız öldürülmek amacıyla, derin bir su kuyusuna atıldı. Kuyudan ses gelmeyince, jandarmaya kızlarının kuyuya düşüp öldüğünü bildirmek üzere ilçeye gidildi. İlçeye gidenler jandarma ve savcı ile köye döndüklerinde, kız yaralı bir halde kuyudan çıkıp eve gelmişti.

Bunlar yaşanırken kızın doğum zamanı geldiğinden, doğum beklenir. Dünyaya gelen bebek Aile ve Sosyal hizmetler il Müdürlüğüne verilir. Kızın artık her şey geride kaldı dediği bir zamanda, ailenin iki erkeği ile aynı odada yalnız kaldığı bir günde, ailenin iki erkeği tarafından defalarca bıçaklanarak öldürülür!

Olayın yaşandığı yıl, 37 genel evi olan, genel evler patroniçesi Matild Manukyan, koca koca iş adamları ile holding sahiplerini geride bırakıp, Türkiye’de altıncı kez vergi rekortmeni olup, çeşitli kurumlar tarafından madalya ve plaketlerle ödüllendiriliyordu.

Üstelik genelevlerde ülkemin kadınları çalışıyordu ve halen çalışmaya da devam ediyor. Çünkü zina yaptığı için bir genç kızın öldürüldüğü ülkemin genelevlerinde, yabancı ülke kadınlarının seks işçisi olarak çalışması, yasalarımıza göre yasaktır!

Ülkemin 56 genelevinde, erkeklerimizin hayâsız cinsel arzularını, yasal kılıfla tatmin eden ve bunun kendileri için geçim kaynağı olan, üç bine yakın seks işçisi “Hayatsız kadınlarımız”, neden böyle bir yolu seçerler ki?

Bu soruya cevap ararken, hayatsız kadınların yoluna girmiş veya bu yola girmeye aday olanların bir kısmına ait verileri paylaşmakta fayda vardır.

Ankara Ticaret Odası (ATO)’nın 2004 yılında paylaştığı raporunda; Ülkem ’deki genelevlerde çalışan hayatsız kadınların sayısı 3 bin, tescilli kadın sayısı 15 bin, vesika bekleyen kadın sayısı 30 bin ve toplam hayatsız kadın sayısı 100 bindir. Hayatsız kadınların yaşları 15-40 arası olup, bu kadınların çalıştığı sektörün yıllık cirosu da 3-4 milyar dolardır!

Raporda ayrıca; hayatsız kadınların çoğunluğunun otel ve gizli mekânlarda fuhuş yaptığı, sadece Diyarbakır’da bine yakın kayıtsız randevu evi olduğu ve bu evlerde 6 bine yakın hayatsız kadının çalıştığı ifade edilmektedir.

Bu rapora göre; hayatsız kadınları fuhuşa zorlayanların genelde birinci derecede yakınları olduğu ve yüzde sekizinin, daha geçen hafta Gaziantep’te, kendisini taciz eden babasını boğazından bıçaklayarak öldürdüğü ifade edilen, 14 yaşındaki kızın olayında olduğu gibi, 16 yaş öncesinde aile içinde cinsel tacize uğrayan kadınların, yüzde 60’tan fazlasının resmi ve yaklaşık yüzde 10’unun dini nikâhlı olduğudur!

Tarihin en eski mesleği olan fuhuşa ilişkin bu gerçeğin ifadesi, birçok kez medyada yer almış olsa da, Avukat Ege Ergün’ün “ Hayat Kadını” adlı şiiri ile fuhuşa sürüklenen kadınların sesini, bir kez daha zihinlere hatırlamanın faydası olacaktır!

Ben isteyerek hayat kadını olmadım./ Et pazarında isteyerek etimi satmadım./Ben anamdan kahbe doğmadım./ Ben bu damgayı kendim almadım…..

Ankara Ticaret Odası’nın raporuna, sayıları nerdeyse milyonları aştığı tahmin edilen, pavyon ve barlarda seks kölesi olarak pazarlanan hayatsız kadınların dâhil olmadığını belirtmek, durumun vahametini anlamak açısından önemlidir.

ATO’nun 22 yıl önceki raporunda da yer aldığı üzere, Ülkemin gerçeği olmasına rağmen, çoğunlukla kayıt dışı ve gizli bir alanda yer alan fuhuşun, sonraki yıllarda güvenilir ve kapsamlı bir araştırması yapılmamıştır!

Toplumsal yozlaşma, uyuşturucu kullanmak ve yoksulluğun önceki yıllardan kat be kat fazla olduğu günümüzde, fuhuş alanının güncel verilerine ulaşmak maalesef mümkün olmadığından, 22 yıl önceki verileri temel alarak, günümüzün değerlendirmesini okuyucularımızın takdirlerine sunuyorum!

Yahudi din adamları fahişelik yapmış bir kadını, zinadan dolayı taşlanarak recim edilmesi için, Hz. İsa’nın huzuruna getirirler. İsa peygamber kadının etrafına bir daire çizerek, kadını taşlayarak öldürmeye hazır kalabalığa döner ve “ Aranızda günahı olmayan, ilk taşı bu daireye atsın” der. Bu söz üzerine kalabalıktan hiç kimse taş atmadan oradan ayrılır!

Erkeğin cinsel istismarına uğrayan kadınların, erkeğin sosyal statüsüne zarar veriyorsa ölüm ile cezalandırıldığı ve para karşılığı istismar edildiği, fuhuştan nemalananların da Matild Manukyan örneğinde olduğu gibi, sosyal bir statü kazanıp, ödüllendirildikleri bir dünyadayız.

Erkeklerin hayvani arzularına canlarını feda eden hayatsız kadınların, düştükleri bataklıktan çıkarılmaları, henüz bu bataklığa saplanmamış kadınlarımız ve kızlarımızın da bu yola düşmelerini engelleyici tedbirler alınması, başta ülke yöneticileri olmak üzere, her seviyedeki insanlar için insani ve vicdani, birincil görev olmalıdır.

Hayat kadını şiirinin son kıtasında”… Bu damgayı bizden geri alınız./ İsyanlarımıza yalvarırım kulak veriniz./Bize hayatımızı geri veriniz./ Ölümüze değil, dirimize sahip çıkınız!” mısralarıyla, merhametimize seslenip hayatlarını geri isteyen, hayatsız kadınlarımıza bir taş atmadan önce, kendi günahlarından arınmaları hususunu, recimci insanlarımız ile ülkemiz yöneticilerinin vicdanlarına sunuyorum.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.